Geçirdiği trafik kazası hayatlarını değiştirdi! ‘Karavana geçince kira masrafımız ortadan kalktı’

Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr - Sümeyra ve Özgür’ün hikayesi, bir anda verilmiş radikal bir karardan çok, yıllar boyunca büyüyen bir hayalin hikayesi. 2014 yılında tanışan çift, ilişkilerinin ilk dönemlerinden itibaren gezmeyi, yeni yerler keşfetmeyi ve doğayla iç içe olmayı sevdi. Ancak o yıllarda hayalleri tam zamanlı karavan yaşamından çok, çalışırken fırsat buldukça yollara çıkabilmekti. Sümeyra’nın çocukluğundan gelen küçük alanlarda yaşama ve doğayla temas etme sevgisiyle Özgür’ün çocukluk yıllarındaki çadır kampları, zamanla çiftin ortak hayaline dönüştü. Ancak iş hayatı, maddi kaygılar ve 'biraz daha hazır olalım' düşüncesi, bu hayalin yıllarca ertelenmesine neden oldu.
Özgür’ün yoğun çalışma temposu nedeniyle uzun süre tam zamanlı yola çıkmayı düşünemeyen çift, yine de doğadan kopmadı. Boş buldukları her fırsatta çadırlarını alıp kısa kamplara gitti. Hatta bazı zamanlar pazar sabahı çıkıp aynı gün geri döndüler. Ancak asıl engelin zaman kadar maddi kaygılar olduğunu anlatan çift, çevrelerinde karavan hayatını sürdüren fazla insan olmadığı için bu yaşamın gerçekten mümkün olup olmadığından da emin değildi. “Biraz daha birikim yapalım, kendimizi garantiye alalım” düşüncesiyle yıllar geçti. Çift, geriye dönüp baktıklarında ise sürekli hazır olmayı beklemenin hayali daha da ileriye taşıdığını fark etti.

YAŞADIKLARI KAZA HAYATLARINI DEĞİŞİTİRDİ
Özgür’ün geçirdiği trafik kazası ise çiftin hayatında önemli bir kırılma noktası oldu. İşe bisikletle gidip gelen Özgür, bir akşam eve dönerken kaza yaptı. Çenesini kaldırıma çarpması sonucu çenesi kırılan Özgür, yaklaşık bir ay konuşamadı ve uzun süre pipetle beslenmek zorunda kaldı. Kazanın ardından yaşanan günler, çift için yalnızca fiziksel olarak değil, düşünsel açıdan da zorlayıcı bir döneme dönüştü. Özgür konuşamadığı süreçte hayatını, çalışma düzenini ve yıllardır erteledikleri hayallerini daha fazla düşünmeye başladı. O günlerde akıllarındaki soru ise giderek netleşti: “Bunu daha ne kadar bekleteceğiz?”
Özgür’ün daha garantici biri olduğunu söyleyen Sümeyra, “Kazadan önce birkaç yıl daha çalışıp yatırım yapmayı ve biraz daha para biriktirdikten sonra yola çıkmayı düşünüyordu. Ancak bir yandan da kendini bu hayata hazırlıyordu. Kaza sonrasında ‘Bunu bu kadar bekletmemize gerek yok’ düşüncesi ağır bastı. Yine de bir anda, hiçbir hazırlık yapmadan yola çıkmadık. Karavan yapımı, düzenlemeler ve taşınma süreci yaklaşık bir yıl sürdü. Bu süreçte hem karavanı yaşamımıza uygun hale getirdik hem de iş düzenimizi yeniden kurduk. Sonunda hazırlıklarımızı tamamlayıp yola çıktık. Bu süreç bize, her şeyin yüzde yüz hazır olmasını beklerseniz harekete geçme gününün hiç gelmeyebileceğini gösterdi” şeklinde konuştu.

‘BENZER BİR KARAVAN BUGÜN 1 MİLYON 600 BİN TL OLABİLİR’
İlk karavanlarını alırken çok da bilinçli bir seçim yapmadıklarını dile getiren çift, “O dönemde yakın bir arkadaşımız karavanını satmaya karar verdiğinde bize destek olmak istedi ve bu karavanı bize uygun koşullar sundu. Biz de gelen fırsatı değerlendirmek için karavanı satın aldık. İlk hali kesinlikle istediğimiz karavan hali ya da istediğimiz karavan versiyonu değildi. Evet, bir motokaravan istiyorduk ama iç dizaynı ve sistemi tam olarak istediğimiz gibi değildi. Daha çok önümüze çıkan fırsatı değerlendirmiş olduk. Daha sonrasında online çalışacağımız ve tam zamanlı yaşayacağımız için öncelikle güçlü bir elektrik sistemi kurduk. Ardından daha konforlu yaşayabileceğimiz mobilyalara, ısıtma sistemine ve başka pek çok detaya yöneldik. Aslında o kadar fazla değişiklik yaptık ki karavanı baştan yarattık diyebiliriz. Bugün benzer bir karavanın, yapılan değişikliklerle birlikte yaklaşık 1.600.000-1.700.000 TL civarında olabileceğini düşünüyoruz. Ancak bu rakam karavanın modeline, kullanılan malzemelere ve yapılacak değişikliklerin kapsamına göre değişir. Bizim harcamalarımız da tek seferde gerçekleşmedi. Karavanı aldıktan sonra zaman içinde ihtiyaçlarımızı fark ederek ve bütçemize göre ilerleyerek değişiklikler yaptık” bilgisini paylaştı.
"Evimizi küçültüp yanımıza almak bize hem başarı hissi verdi hem de ne kadar fazla eşyayla yaşadığımızı fark ettirdi"diyen Sümeyra, “Bir evin içinde sahip olduğumuz pek çok şeyin aslında günlük hayatımız için vazgeçilmez olmadığını gördük. Karavanda en sevdiğimiz şeylerden biri kuşumuzun yaşam alanı. Onu her an görebilmek ve gittiğimiz her yere götürebilmek bizim için çok değerli. Evcil hayvanımızla yola çıkmanın nasıl olacağını çok düşündük; şimdi onun için özel bir alan oluşturmuş olmak bizi mutlu ediyor. Onun dışında elektrik sistemi, ısıtma sistemi ve eşyalarımızı düzenli tutabileceğimiz depolama alanları bizim için çok önemli. Küçük bir alanda yaşarken konforu sağlayan şeylerin çoğu büyük eşyalardan değil, doğru planlanmış ayrıntılardan oluşuyor” ifadelerini kullandı.

‘SU BORULARIMIZIN PATLADIĞI VE BİDONLA SU TAŞIDIĞIMIZ ZAMANLAR DA OLDU’
"Tam zamanlı karavana geçtiğimiz ilk günlerde büyük bir rahatlama hissettik"diyen çift, “Çünkü eşyalarımızı erkenden gönderip 15 gün kadar boş bir evde kalmıştık. İzmir’de sıcak havada, klima ve buzdolabı gibi ihtiyaçlar olmadan evde yaşamanın yükü vardı. Haliyle karavana geçtiğimizde bütün bu zorlukların ardından kendimizi cennette gibi hissettik. Birbirimize bakıp ‘Gerçekten yaptık’ diyorduk. Her dönüp baktığımızda gerçekten yola çıkmış olduğumuzu görmek gözlerimizi dolduruyordu. Elbette su borularımızın patlaması gibi sorunlar da yaşadık. Bunları bidonlarla su taşıyarak ve birbirimize destek olarak çözdük. İlk günlerde bu tür sorunlar bizi telaşlandırsa da zamanla her problemin bir çözümü olduğunu gördük. Karavan hayatındaki sorunların daha somut olduğunu fark ettik. Zorlayıcı olsalar da çözülebilir olduklarını görmek bize güven verdi. Bir yandan da yaşamın, sahip olduğumuz eşyalardan ve alıştığımız düzenden çok daha büyük olduğunu hissettik” şeklinde konuştu.
"Karavanda artık, çalışma düzenimizi, dinlenme zamanımızı ve yolculuk planlarımızı bulunduğumuz yere göre şekillendiriyoruz"diyen çift, “Ancak planlarımız yalnızca bunlarla sınırlı değil; çalışma saatlerimiz, hava koşulları, internet bağlantısı, su ve elektrik gibi daha doğal ve pratik etkenler de günümüzün akışını değiştiriyor. Bu nedenle tamamen sabit bir rutinden bahsetmek çok mümkün değil. Bazen güne çalışarak başlıyor, sonra bulunduğumuz yeri keşfetmek için dışarı çıkıyoruz. Bazen de yolculuk yaptığımız için bütün günümüz yolda geçiyor. Akşamları ise karavanın düzenini toparlıyor, yemek yapıyor ve günün nasıl geçtiği üzerine konuşuyoruz” bilgisini paylaştı.

‘KARAVANIN KÜÇÜKLÜĞÜ DOĞRU İLETİŞİM KURULDUĞUNDA DEZAVANTAJDAN ÇIKIYOR’
"Ayrıca, karavandan çalışmak bizim için büyük bir kolaylık"diyen Sümeyra, “Ben yıllar önce psikolog olarak online çalışmaya başladığımda bu sistemi bir gün yola çıkma ihtimalini düşünerek kurmuştum. Özgür de zaman içinde farklı alanlarda çalışarak kendine bir düzen oluşturdu. Karavanımızın önünde kabin, arkasında yaşam alanı bulunuyor. Çalışma yerlerimizi zaman zaman değiştiriyoruz. Özgür dışarıda çalışmayı da seviyor, çevreyi keşfedebiliyor veya sosyalleşebiliyor. Bazen aynı karavanın içinde çalışıyoruz, bazen de birbirimizin çalışma düzenini bozmamak için farklı alanlara geçiyoruz. Özellikle benim danışan görüşmelerim sırasında mahremiyete ihtiyaç duyduğum için Özgür bu konuda oldukça dikkatli davranıyor. Birbirimizin çalışma alanına ve ihtiyaçlarına göre esneyebilmek bu düzenin en önemli noktalarından biri. Karavanın küçük olması, doğru iletişim kurulduğunda bir dezavantaj olmaktan çıkıp birlikte hareket etmeyi öğrenmemizi sağlayan bir alana dönüşüyor” ifadelerine yer verdi ve ekledi:

‘KARAVANA GEÇİNCE KİRA MASRAFIMIZ ORTADAN KALKTI’
Ev yaşamıyla karavan yaşamanın arasındaki maliyetleri sorduğumuz çift, “Kirada oturduğumuz için karavana geçince kira masrafımız ortadan kalktı. Şehir yaşamının ulaşım, fatura ve diğer giderleri de düşünüldüğünde karavan yaşamının maliyeti şu ana kadar daha düşük görünüyor. Ancak karavan yaşamında da yakıt, bakım, sigorta, su, elektrik sistemi ve zaman zaman ortaya çıkan tamir masrafları var. Bu nedenle “Hiç masraf yok” demek doğru olmaz. Sadece harcamaların biçimi değişiyor. Henüz çok yeni olduğumuz için uzun vadeli bir değerlendirme yapmak zor. Buna rağmen günlük yaşam açısından daha az harcamayla daha anlamlı yatırımlar yapabildiğimizi fark ediyoruz. Şehirde yaşarken çoğu zaman zamanımızı ve paramızı sahip olduğumuz düzeni sürdürmek için harcıyorduk. Şimdi ise harcamalarımızı daha bilinçli yapıyor, gerçekten ihtiyacımız olan şeylere yönelmeye çalışıyoruz. Uzun yıllar uzak mesafe ilişkisi yaşadık. Daha sonra aynı evde olsak bile çalışma saatlerimiz nedeniyle birbirimizi çok az görebiliyorduk. Ben çoğunlukla akşam saatlerinde çalışıyor, Özgür de akşam saatlerinde eve geliyordu. Bu nedenle birlikte kaliteli vakit geçirmek için çoğu zaman hafta sonlarını bekliyorduk. Şimdi sıklıkla yan yana olmak aramızdaki bağı güçlendirdi. Gün içinde yaşadığımız küçük şeyleri bile paylaşabiliyor, birlikte daha fazla zaman geçirebiliyoruz” şeklinde konuştu.
"Özellikle yeni bir yaşama uyum sağlamaya çalışırken birbirimizin yanında olmak bize güven veriyor"diyen Sümeyra, “Bununla birlikte sürekli birlikte olmanın kendi içinde dikkat edilmesi gereken bir tarafı da var. Karavan küçük bir alan olduğu için birbirimizin üzerine fazla gelmemeye, kişisel alan ihtiyacımızı gözetmeye çalışıyoruz. Bazen aynı ortamda olsak bile ayrı şeylerle ilgileniyor, bazen de birimiz dışarı çıkıp diğerine yalnız kalabileceği bir alan bırakıyor. Birbirimizin yalnız kalma ihtiyacını ifade edebilecek bir iletişim dili geliştirdik. Bu dili oluşturmak kolay olmadı; yıllar içinde birbirimizi tanıyarak ve ihtiyaçlarımızı açıkça konuşarak öğrendik. Şimdi birimizin alana ihtiyacı olduğunda bunu kişisel bir reddedilme gibi algılamadan karşılayabiliyoruz. Yeni bir yaşama uyum sağlarken birbirimize destek olmak bize iyi geliyor. Henüz bu hayatın çok başında olduğumuz için sürekli yan yana olmak şu an bizi mutlu ediyor; ancak kişisel alanlarımızı korumanın da bu mutluluğun sürdürülebilmesi için önemli olduğunu biliyoruz” bilgisini paylaştı.

'BU HAYATIN ROMANTİK TARAFLARI DIŞINDA ZORLUKLARI DA VAR'
Karavanla tam zamanlı yolculuklarına henüz yeni başladıklarını dile getiren çift, “Ancak ilk yolculuklarımızdan birinde Altıparmak Dağları’nda 9-10 saatlik bir yürüyüş yaptık. Orada eskiden Rize tarafındaki dağlardan mısır unu, Artvin tarafındaki dağlardan ise dut takas edildiğini öğrendik. Özgür’ün anne tarafı dağın bir yamacında, benim ailem diğer yamacında yaşıyor. Belki de atalarımız geçmişte aynı dağın iki yamacında bu ürünleri takas ediyordu. Bu hikaye bizi çok etkiledi. Çünkü biz yıllar sonra birbirimize aşık olduk ama topraklarımızın geçmişte de bir bağ taşıdığını tesadüfen öğrendik. Bu, yolculukların yalnızca yeni yerler görmekten ibaret olmadığını; bazen kendi geçmişimizle ve birbirimizin hikayesiyle ilgili yeni şeyler keşfetmemizi sağladığını gösterdi” şeklinde konuştu.
Bu yaşam biçiminin sosyal medyada görünen özgür ve romantik tarafının yanında kimsenin görmediği zorluklarının da olduğuna dikkat çeken aile, “Karavanda suyun bitmesi, boruların patlaması, elektriğin düşmesi veya aracın arızalanması gibi sürekli çözülmesi gereken sorunlar olabiliyor. Küçük bir alanda yaşadığımız için her şeyin düzenli olması gerekiyor. Karavanın dağılması, suyun aniden bitmesi ya da basit bir işin beklenmedik şekilde zorlaşması zaman zaman yorucu olabiliyor. Bazen duş alırken suyun bitmesi, bir şeyler yapmaya çalışırken elektrik sisteminin yetersiz kalması ya da hava koşulları nedeniyle planlarımızı değiştirmek zorunda kalmamız mümkün. Bu hayat güzel ama sürekli uyum sağlamayı ve pratik çözümler üretmeyi gerektiriyor” bilgisini paylaştı.

'KARAVAN HAYATI ZAMANIN DEĞERİNİ DAHA GÖRÜNÜR KILDI'
Bu hayatın zaman, para ve mutluluk kavramları hakkında öğrettikleriyle ilgili de konuştuğumuz çift, “Para bizim için ihtiyaçları karşılayan bir araç. Farklı koşullarda çalışarak geçimimizi sağlayabileceğimize inanıyoruz. Yaptığımız mesleklerin yanı sıra gerekirse başka işler öğrenebileceğimizi ve emek verdiğimiz sürece bir şekilde para kazanabileceğimizi düşünüyoruz. Bu nedenle mutluluğu yalnızca maddi imkanlarla ilişkilendirmiyoruz. Karavan hayatı zamanın değerini daha görünür hale getirdi. Bir evde temizlik, eşya düzeni ve sahip olduğumuz şeylerin bakımı için harcadığımız saatleri şimdi daha farklı değerlendiriyoruz. Daha az eşyayla yaşamanın insana yalnızca fiziksel değil, zamansal ve zihinsel bir alan da kazandırdığını gördük. Şehirde yaşarken çoğu zaman daha fazla eşyaya sahip olmak için çalışıyor, sonra da o eşyaların bakımını yapmak için zaman harcıyorduk. Şimdi ihtiyaçlarımızı daha iyi ayırt etmeye çalışıyoruz. Bu, her şeyi bırakıp hiçbir şeye sahip olmamak anlamına gelmiyor; sahip olduklarımızın hayatımızdaki yerini daha bilinçli seçmek anlamına geliyor. Mutluluk açısından da büyük ve sürekli bir heyecan beklemiyoruz. Her gün çok mutlu olmuyoruz; zaman zaman yoruluyor, zorlanıyor ve sorunlarla uğraşıyoruz. Ancak şu anda verdiğimiz kararla daha dengede hissettiğimizi söyleyebiliriz. Bazen bir manzaraya uyanmak, birlikte yemek yapmak ya da günün sonunda aynı gökyüzüne bakmak bizim için yeterince anlamlı olabiliyor” dedi ve sözlerini şöyle sonlandırdı:
Categories: Geçirdiği trafik kazası hayatlarını değiştirdi! ‘Karavana geçince kira masrafımız ortadan kalktı’
Sende Yorum yap