s

Renklerin esiri olmak

"Renkler, tıpkı yüz hatları gibi, duyguların değişimini takip eder" demiş Pablo Picasso...

Fakat futbol dünyasında renkler, artık bir nas haline geldi. Dogmatik bir parça gibi, değişmez... Ne yöne baksanız, özellikle 4 büyüklerin renkleri hakim... "Sarı", kıskanılası bir paylaşımla "lacivert" ile "kırmızı"yı koluna takıyor, "siyah", "beyaz"ıyla mutlu oluyor, "bordo" en güzel "mavi"siyle Karadeniz'den Türkiye'ye yayılıyor.

Ancak bu büyülü skala, sevdalılarını esir almakla meşgul...

Biliyorum, kime dokunursan dokun, bir anda ötekisin. Galatasaray eleştirilirse Fenerbahçeli, Fenerbahçe eleştirilirse Beşiktaşlı... O gün kiminle yarış halinde olurlarsa "o taraftasın"...

Ama yok öyle... "Şucu", "bucu" diyecekler diye inandığımız fikirleri savunmayalım mı? Varsınlar bir gün "ocu", bir gün "bucu" desinler.

Beşiktaş ile Fenerbahçe'nin son yaptığı açıklamalar için meramım... Kırmızı kart gören Okan Buruk'un sözlerini ekrana yansıtan yayıncı kuruluşun muhabiri Nezih Akşener adeta çarmıha gerildi.

Ne demişti genç meslektaşımız, Buruk'un ağzından nasıl vermişti olayı:

"Benim hakeme hiçbir hakaretim yok. Hiçbir kötü söz söylemedim. Pozisyonu sordum. Sonra sarı kart verdi. Neden sarı kart verdiğini sorarken yine kötü bir şey söylemedim, asla hakaret etmedim. Beni isteyerek attı."

Bunu maç bitmeden verdiği için eleştiriliyor. Peki, üç büyüklerin maçları yayınlanırken hiç beIN Sports Haber'i izlediniz mi? Başka karşılaşmalarda da, o ana kadar yaşanan olayları Fenerbahçe'nin, Beşiktaş'ın müsabakalarında da aynı şekilde sunulduğunu biliyor musunuz?

Yasaksa, bugüne kadar neden "dur" denilmedi?

En büyük argüman, talimatlara aykırılık... Fakat ne diyor kara kaplı defter!: "Herhangi bir nedenle müsabakadan ihraç edilen, disiplin kurullarının vermiş olduğu cezaları devam eden veya yetkili makamlar tarafından idari tedbir konulmuş kişiler flaş röportajlara ve basın toplantılarına katılamazlar ve karma alanda açıklama yapamazlar."

Soyunma odası koridorlarının girişinde, hoca-muhabir ilişkisi mi dersiniz, iki dostun hasbihali mi, pozisyon kritize edilmiş. Ve bu konuşma, bir muhabir için dünyanın her yerinde haberdir. Kaldı ki, bir gün sonraki gazetelerin hepsinde, bu sözler haber oldu. Yani, iki kulübün bakış açısıyla, gazeteler Okan Buruk'u "savunmuş"tu!

Kaldı ki hocanın burada kendini savunmasına gerek yok ki, onun savunma vereceği makam, Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu...

Yarın aynı şeyler İsmail Kartal'a da olabilir, Vincenzo Italiano'ya da... Eğer onlar da muhabirle konuşma yapar, bunlar ekrana verilmezse o zaman "suç"tur, "tarafsızlık" ihlal edilmiştir.

Yıllarca Lig TV'yi yöneten ağabeyimiz Şansal Büyüka, bu tür olaylarda, "Sor bakalım Bahri", "Sor bakalım Ömer" derdi. Ama bugün insanların "derdi" farklı olunca, kimin "ferdi" olduğuna bakılıyor.

Gazeteci, kişileri değil, haberini savunur. Doğruluğuna değil, kimin yaptığına bakıldığında ise renklerin esiri olmuşuz demektir.

***********************

'Premier' lig ister misiniz?

Türkiye Futbol Federasyonu, hakem eleştirilerinden fazla etkilenmiş olacak ki, disiplin talimatına yeni yaptırımlar koymanın telaşında...

Hakemleri düzeltmenin derdine düşüleceğine, yönetimleri hizaya sokmanın arayışında federasyonumuz... "Futbolun itibarını zedelemeye yönelik açıklamalar" maddesi kesmedi demek ki... Halbuki Tahkim Kurulu bile bunu "ölçülülük" ilkesiyle bakarak, verilen cezaların üzerine çizgi çekiyor. Sonra ne yapar bilemem.

HT Spor'dan arkadaşımız Sezgin Gelmez'in haberine göre, İngiliz modeli esas alınacakmış.

Ne güzel...

Sadece disiplin için İngiliz modeli olmasın, hakem standartlarında, hakem atamalarında, saha zeminlerinde, Finansal Fair Play uygulamalarında, yayın bedellerinde ve sair cümle konuda da İngiliz modeli uygulansın ki, o zaman "Premier" bir lig ortaya çıksın.

************************

İmaj hakkı!

Henüz yağmur yağmadı, sahaları kar kaplamadı ama şimdiden futbolcularımız, teknik adamlarımız zeminlerden şikayet eder oldu. Yarın ne olur bilemem.

Fakat Premier Lig'i kendimize rehber alıyorsak, sezon boyunca en iyi zemini hazırlayan stat ekibine verilen ödüle de bakalım. İngiltere'de her maçta hakemler ve karşılaşma görevlileri tarafından verilen puanlar ile bağımsız uzmanlar tarafından yapılan incelemenin ardından, "Sezonun en iyi zemini" belirleniyor.

Saha kalitesi o kadar ciddiye alınıyor ki, hakem raporlarında zeminin durumu ayrı bir başlık olarak değerlendiriliyor. Transfere milyonlarca sterlin harcayan kulüpler, saha zeminine de tonlarca para akıtıyor.

Bizde ise zemine para yatırmak, iş bilene maaş bağlamak, batırmak gibi görülüyor. "İmaj hakkı" denen para gerçekte buraya gitmeli oysa... Keşke oradan da uzman transferi olsa...

Categories: Renklerin esiri olmak

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.