s

Düdüğün gölgesinde bir futbol tiyatrosu: Kriz, illüzyon ve çöküş

Son haftada yaşananlar, Türk futbolunun acı ama yalın gerçeğini bir kez daha yüzümüze çarptı: Biz ne yazık ki saha içindeki futbolu değil, sahanın tam ortasındaki o siyahlı adamların çaresizliğini konuşuyoruz.

Trabzonspor-Galatasaray maçının ardından çıkan gürültüye bakın, Diyarbakır’da Amedspor-Beşiktaş karşılaşması biter bitmez patlayan o tanıdık feverana bakın... Papara Park’ta Trabzonspor, rakibini 4-0 gibi net bir skorla geçerken bile futbolu konuşamadık. Niye? Batuhan Kolak’ın kart standartlarındaki kafa karışıklığı, ceza sahası içi temaslardaki ürkekliği yüzünden. Galatasaray cephesi “yönetimsel zafiyet” diyerek kazan kaldırıyor, Trabzonspor kanadı skora rağmen hakem müessesesinin niyetini sorguluyor.

Dönüyoruz Diyarbakır’a... Amedspor, Beşiktaş’ı 3-2 mağlup ediyor ama sahanın içi adeta mahkeme salonu. Ali Şansalan bir yanda, TFF’nin “kurtarıcı” diye getirdiği İspanyol VAR hakemi Guillermo Cuadra Fernandez diğer yanda... Vlahovic’in ceza sahasındaki pozisyonu es geçiliyor, oyunun ritmi doğranıyor, sonra uzatmada çalınan bir penaltı ve çıkan kırmızı kartla iki taraf da çileden çıkarılıyor. Beşiktaş yönetimi ekran karşısına geçip adalet arıyor, Amedspor ise “büyük takım baskısına teslim olundu” diye bağırıyor.

Açık konuşalım: Yabancı VAR getirmekle bu işlerin düzelmeyeceğini anlamak için daha kaç maçın heba olması gerekiyor? İspanyol hakemi getirip VAR koltuğuna oturtsanız ne olur? Sistem çürükse, sahadaki hakemin cesareti yoksa, dışarıdan ithal ettiğiniz “akıl” da bu toksik iklimin içinde boğulur gider. Nitekim Fernandez de iki maçta neyi çözeceğini bilemez halde ekrana bakıp durdu.

Sorun milliyet meselesi değil; sorun, yıllardır biriktirdiğimiz yapısal vizyonsuzluktur.

ÇAKIR’IN İLLÜZYONU, AYDINUS’UN ANTİ-TEZİ

Gelin biraz geriye gidelim ve resmi büyük görelim... Türk hakemliğinin son 20 yılını iki isim üzerinden okuyabilirsiniz: Cüneyt Çakır ve Fırat Aydınus.

Cüneyt Çakır, Şampiyonlar Ligi finali yönetti, Dünya Kupası yarı finallerine çıktı. Gurur duyduk mu? Hem de en üst seviyede duyduk... Ama Çakır’ın o bireysel zirvesi, ne yazık ki Türk futboluna çok pahalıya patlayan bir illüzyon yarattı. Zannettik ki Cüneyt Çakır Avrupa’da dev maçları yönetiyorsa, bizim hakem sistemimiz tıkır tıkır işliyor! Oysa Çakır ve ekibi bireysel profesyonelleşmenin zirvesiydi; arkalarında kurumsal bir altyapı yoktu.

Üstelik Çakır’ın çok belirgin bir “çift kimliği” vardı. Salı akşamı Bernabéu’da tempolu, oyunu akıtan, UEFA standartlarında bir elit hakem izlerdiniz; Cumartesi akşamı Anadolu’nun bir deplasmanında her temasa düdük çalan, riski dağıtan, yerel baskıyı dengeleyen bir profile bürünürdü. Çakır sahneden çekilince, geride koca bir hiç kaldığı gerçeğiyle yüzleştik.

Fırat Aydınus ise Cüneyt Çakır’ın tam anti-teziydi. Çakır ne kadar soğuk ve prosedür adamıysa, Aydınus o kadar “sokak”tı, “saha”ydı. Kural kitabını harfiyen uygulamak yerine, oyuncunun psikolojisini okurdu. Jestleri, mimikleri, futbolcuyla kurduğu diyalogla gerilimi düşürürdü. Tam bir Süper Lig uzmanıydı. Ama Aydınus’un o karizmatik ve idareci tarzı da UEFA’nın soğuk koridorlarında karşılık bulamazdı.

İşte bugün yaşadığımız felaket, bu iki modelin de batmasından kaynaklanıyor. Bugünün hakemleri ne Çakır gibi uluslararası prosedürü biliyor ne de Aydınus gibi sahada ağırlık koyabiliyor. İkisinin de gerisinde kalan, sahadan çekilip kararları VAR ekranına havale eden birer “düdük operatörü” var karşımızda.

AVRUPA NE YAPIYOR, BİZ NE YAPIYORUZ

İngiltere (Premier League): Temaslı oyuna izin verilir, tempo yüksektir. Hakem oyunu kesmez. Topun oyunda kalma süresi 60 dakikaya yakındır. Bizde 50 dakikayı görünce şükrediyoruz.

İtalya (Serie A): Taktiksel sadakat ve milimetrik kural hakimdir. Hissiyatla değil, kural metniyle karar verilir. Eyyam barınamaz.

Almanya (Bundesliga): Disiplin ve şaşmaz standart vardır. 1. dakikadaki düdük neyse 90. dakikada da odur. Kararlar kamuoyuna açıkça anlatılır.

Türkiye (Süper Lig): Temel kaygı maçı olaysız bitirmek ve skoru idare etmektir. Hakem maçı yönetmek için değil, akşam televizyonda hedef olmamak için çabalar. Güven sıfırlanmıştır.

Avrupa’da hakemlik “oyunun kalitesini koruma sanatı”- dır. Türkiye’de ise “krizden başını kurtarma telaşı”dır.

BU PANAYIR BU YÜKÜ ÇEKMEZ: REÇETE NET!

Peki, bu kaostan nasıl çıkacağız? TFF binasının mimarisini değiştirmekle veya her sezon MHK başkanı devirmekle bu işlerin çözülmediğini anlamış olmamız lazım. Radikal, cesur ve neşter vuran reformlara ihtiyacımız var:

1- Hakemliği Özerkleştirin (PGMOL Modeli): MHK’yi TFF’nin ve kulüplerin siyasi gölgesinden tamamen çıkarın. İngiltere’deki PGMOL gibi özerk, profesyonel bir “Hakemlik Şirketi” kurun. Hakemlerin geleceği bir TFF başkanının veya kulüp kulisinin iki dudağı arasında olmasın. Uzun süreli, yüksek maaşlı ve performans odaklı sözleşmeler yapın.

2 - Atamada “Yapay Zeka” İllüzyonunu Bırakın, Şeffaf Olun: Atamaları gerçekten liyakate dayandırın. Hakemlerin her hafta aldığı gözlemci notlarını, veri analizlerini kamuoyuna açıklayın. Hangi hakemin neden maç alamadığını, hangi hakemin neden ödüllendirildiğini herkes görsün. Gizlilik, şüpheyi doğurur.

3 - VAR’ın Elini Ayağını Sahadan Çekin: VAR odası, orta hakemin “sığınma evi” değildir. Yalnızca ve yalnızca “Açık, Bariz Hatalar” için devreye girsin. Gri pozisyonlarda, hafif temaslarda sahadaki hakemin düdüğüne dokunmayın. Hakeme sahadaki patronun kendisi olduğunu yeniden hissettirin. Ayrıca Bundesliga’daki gibi VAR konuşmalarını ve gerekçelerini haftalık olarak yayınlayın. Şeffaflık dürüstlüğün en büyük kalkanıdır.

4 - Yöneticilerin “Hakem Üzerinden Siyaset” Yapmasını Engelleyin: Saha dışındaki başarısızlığı, transfer hatasını, taktik fiyaskoyu hakeme fatura etme kolaycılığına son verin. Hakemi hedef gösteren, tehdit eden kulüp yöneticilerine komik para cezaları vermeyi bırakın. Doğrudan puan silme ve uzun süreli hak mahrumiyeti getirin bakın bakalım o açıklamalar bir daha yapılabiliyor mu!

SON SÖZ

Türk futbolu bir yol ayrımında. Ya bu sığ tartışmaların içinde batmaya devam edeceğiz; ya da neşteri vurup bağımsız, liyakatli ve cesur bir hakem düzeni kuracağız.

İnanın, sahadaki o genç çocukların yeteneksizliğinden çok, onları koruyamayan bu çürük sistemden utanmamız gerekiyor. Düdüğün gölgesi futbolun üzerine düştüğü sürece, bu oyundan kimse tat alamaz.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son Dakika

>
>
>

Manisada okula silahlı saldırı

>

Tüm Haberler

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.