Dolabın içindeki pipolu bir Türk mü? Yenemediği kimse yok: İlk satranç otomatı yangında kül oldu

Derleyen: Zeynep Dilara Akyürek / Milliyet.com.tr – Satranç oyunu 6’ncı yüzyılda bulunduğunda oyunla ilgili en gizemli buluşun dünyayı kasıp kavurmasına 1200 yıl daha vardı. 17’nci yüzyılda Avusturyalı mucit Wolfgang von Kempelen tıpkı bir insan gibi görünen ve satranç masasında kendi kendine hareket eden üstelik de karşısına oturan her rakibini yenen bir ‘robot’ üretmişti. Pek çok araştırmaya konu olan bu şampiyon makinenin içinde gizlenmiş bir insan olup olmayacağına dair dedikodular yayılıyor, robotun nasıl en iyi satranç oyuncularını bile yendiği akıllara onlarca soru işaretini canlandırıyordu. Kempelen icat ettiği makinenin başına da herkesi yenen ‘sarıklı, pipolu ve bıyıklı’ bir adam oturtmuştu: ‘The Türk!’

KRALİÇEYİ ETKİLEMEK İSTERKEN DÜNYAYI BEYİN FIRTINASINA SOKTU
1769’da Wolfgang von Kempelen isimli Macar devlet memuru Viyana'da bir sihir gösterisine katılmak üzere büyük bir heyecan yaşıyordu. Kendisi için bir ilk olmasından ziyade gösteriye İmparatoriçe Maria Theresa'nın sarayında bizzat imparatoriçe tarafından davet edilmesi önemliydi. Fizik ve matematik eğitimi almış olan Kempelen’in davet edilme amacı aslında gösteri hakkında bilimsel görüşünün istenmesiydi. Kempelen devlet memuru olarak tanınıyordu. O dönemde onun tarih boyu anılacağı vasfı henüz ortaya çıkmamıştı. Ancak bu gösteri ile ‘mucitlik’ fitili çoktan ateşlenmişti. Gösteride sunulan hiçbir şey, Kempelen’in keskin zekâsına karşı koyamamıştı. Gösteri bittikten sonra imparatoriçeye ve sarayın geri kalanına daha iyisini yapabileceğini söyleyerek biraz zaman istemişti. Maria Theresa da Kempelen’e istediği süreyi, ortaya daha iyi bir sihir gösteri koymak için gereken 6 ayı verdi. Artık ‘The Türk’ yoldaydı. Avusturyalıları etkilemek için ortaya zaten etkileyici olan gösteri malzemelerinden daha özel bir şey koyulmalıydı. Kempelen de kendisine sarayın kapılarını ikinci kez açacak anahtarı Türklerde bulmuştu!

İÇİNDE İNSAN YOKSA NASIL ÇALIŞIYOR? NAPOLYON’U BİLE YENDİ
Kempelen ve Türk, tarihe geçecekleri gösteriye hazırdı. İzleyicilere içerideki saat mekanizmalı makineyi göstermek için dolabın kapılarını açarak başlamıştı. Kapılar kapandıktan sonra, makineyi kurmak için bir anahtarı çeviriyordu. Ve geriye otomatın karşısına oturacak gönüllü bir satranç oyuncusu bulmak kalıyordu. Bu aşamadan sonra otomat sanki canlanıyor ve taşları tıpkı bir insan gibi tutarak akıllıca hamleler yapıyordu. Bu da yetmezmiş gibi, insan rakip otomatın güçlü bir oyuncu olduğunu çabucak anlıyor ve daha dikkatli oynamaya çalışsa da yenilgiyle masadan ayrılıyordu. Peki ama bu otomat tamamen tahtadan olmasına rağmen nasıl bu kadar etkili bir satranç ustası oluyordu? Türk’e her seferinde galibiyeti getiren neydi?

1780'lerden itibaren Kempelen'in satranç otomatı Avrupa turlarına çıkarılmaya başlanmış ve birçok önemli insan rakibe karşı oynamıştı. Benjamin Franklin Paris'te otomatın karşısına oturan isimlerden biriydi. Satranç ustası François-André Philidor bir ilki, otomatı yenmeyi başarmıştı. Ancak oyunun kendisini çok zorladığını itiraf etmişti. Kempelen 1804'te hayata gözlerini yumduğunda artık bir devlet memuru değil mucitti! Hem de kendisi göremese de dünyanın en önemli ve tanınan dâhilerini bile yenecek otomatı ülke ülke geziyordu. Johann Maelzel otomatı satın aldıktan sonra gösterileri sürdürmeyi hedeflemişti. Hem de dünyanın dört bir yanında. Tabii onu her gören nasıl çalıştığını hayretler içinde soruyordu. Her gösteri öncesi kapaklar açılıyor ve içerideki mekanik sistem gösteriliyordu. Görünüşe bakılırsa da içeride saklanmış bir satranç ustası falan yoktu. Bu durum çalışma sisteminin açıklanmasını daha da zorlaştırıyordu. Ancak unutulan bir şey vardı: Bu makine bir sihir gösterisi için yapılmıştı.
Categories: Dolabın içindeki pipolu bir Türk mü? Yenemediği kimse yok: İlk satranç otomatı yangında kül oldu
Sende Yorum yap