BM’de değişmeyen ‘eski tas eski hamam’ düzeni!
Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu, uluslararası toplumun çatlaklarını ve Küresel Güney’in hayal kırıklığını gözler önüne serdi. BM salonlarında yapılan konuşmalar, küresel yönetişimin çıkmazda olduğunu; mevcut yapının ne barışı ne de adaleti sağlayabildiğini kanıtladı.
Küresel Batı’nın güvenlik odaklı söylemi
İngiltere ve AB temsilcilerinin beyanları, Küresel Batı’nın önceliklerinin kendi güvenlik kalkanlarını pekiştirmek olduğunu gösterdi. Batı, kendi krizlerine gösterdiği duyarlılığı ve yaptırım gücünü, dünyanın geri kalanındaki insani trajedilere göstermekten uzak durdu.
Küresel Güney’in isyanı ve hayal kırıklığı
Küresel Güney’in temsilcileri, sistemin çifte standartlarına sert tepki gösterdi. Brezilya Devlet Başkanı Lula, “Savaş politikanın başka araçlarla devamı değil, tam anlamıyla başarısızlığıdır” diyerek güçlünün hukukuna dayalı düzeni reddetti. Lula, BM’yi insanlığı kurtarma görevini yerine getirememekle suçladı.
Güney Afrika Dışişleri Bakanı Lamola, ekonomik eşitsizliklerin Afrika’yı borç sarmalına mahkûm ettiğini vurgulayarak BM Güvenlik Konseyi’nin felç yapısını hedef aldı.
Güney’in en büyük hayal kırıklığı, BM’nin işlevsizliği nedeniyle kanayan iki yarada yatıyor: Rusya’nın Ukrayna işgalini engelleyemeyen kilitlenmiş yapı ve İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarını ne kınayabilmesi ne de durdurabilmesi. Veto yetkisiyle donatılmış birkaç ülkenin ipoteği altındaki BM, bu trajediler karşısında aciz kaldı.
Reform çağrıları ve sürdürülemez düzen
Batı’ya yakın aktörlerden de reform çağrıları geliyor. Japonya Başbakanı Takaichi, BM Anlaşmasındaki “düşman devlet” maddelerinin çıkarılmasını ve Güvenlik Konseyi’nin genişletilmesini talep etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Dünya 5’ten büyüktür” vizyonu ve Japonya’nın önerileri, BM’nin yeniden doğması gerektiğine işaret ediyor.
Gibi gibi yapan Miçotakis.
Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, BM kürsüsünden uluslararası hukuk söylemine sığınarak AB’deki arkadaşlarının arkasında olduğunu ima edip, Yunanistan’ın hukuka bağlılığını öne çıkarıyor. Sonra da Türkiye ile dostane ilişkiler istediğini söyleyerek zeytin dalı uzatıyor.
Oysa Türkiye hiçbir zaman hukuktan kaçmadı. Ankara, tüm sorunların (silahlandırma, hava sahası, adalar, deniz sınırları) paket halinde müzakere veya ortak yargı süreciyle çözülmesini istedi. Atina ise sadece kendi istediği konuyu mahkemeye götürme dayatmasıyla çözümü kilitliyor. Nitekim Yunanistan, UAD’nin zorunlu yargı yetkisini tanımayarak ‘Ulusal Güvenlik Çıkarları ve Askeri Önlemler’ gibi konuların divana götürülmesini engelliyor. Atina, ulusal güvenlik, egemenlik ve savunma ile ilgili askeri önlemlerden doğan uyuşmazlıklarda mahkeme yetkisini tanımıyor. Dolayısıyla Miçotakis’in “diyalog” ve “barış” mesajı sadece samokritika olarak algılanmalı. Oysa Yunan halkı ve Türk halkı daha samimi, daha gerçekçi ve daha yapıcı söylemlere “aç.”
Neticede BM reform çağrıları, Küresel Güney’in beklentilerini karşılamaktan uzak. Güvenlik Konseyi’ne birkaç koltuk eklemek veya tüzük ibarelerini ayıklamak, çifte standartları ve adaletsizliği ortadan kaldırmaya yetmiyor. BM Genel Kurulu, büyük vaatlerin havada uçuştuğu ancak pratikte hiçbir şeyin değişmediği bir tiyatroyu sürdürüyor. Küresel Güney için tablo net: BM’de hâlâ “eski tas, eski hamam.”
Sende Yorum yap