Bilimde neden yol alamıyoruz?
Bilim toplumu olmadan topyekûn kalkınmanın mümkün olmadığını çok iyi bilen ülkelerden biriyiz. Eğitimi, bilimi baş tacı eden bir kültürden geliyoruz. Hem devlet hem de aile bütçesinden en büyük payı eğitime ayırmamızın ve ülkemizin dört bir yanını üniversitelerle donatmamızın en samimi göstergelerinden biri de bu! Peki yaptığımız yatırımların, fedakarlıkların ve en önemlisi de beklentilerimizin karşılığını yeterince alabiliyor muyuz?
Keşke gönül rahatlığı ile “evet” diyebilseydik.
Hocalarımızın yükleri ağır, maaşları yetersiz, özerklik ve özgürlükler konusunda ciddi sıkıntıları var ama en ağırlarına giden kendilerine bir bilim insanı olarak değil de çok farklı gözlerle bakılması ve çok farklı işler yaptırılması! Hem de “Araştırma Üniversiteleri”nde!
Yaşananları gelin en güzide üniversitelerimizden birinde görev yapan bir bilim insanımızın bizzat kendisinden dinleyelim:
“Üniversitelerde sorgulama yılı!” başlıklı yazınız için teşekkür ediyorum. Akademiye ilişkin içimi ferahlatan çağrılarınızı okumak bir nebze teselli bulmamı sağladı. Kaleminize, yüreğinize sağlık.
Şöyle demişsiniz: “Hocalarımızın ders yükü ve ekonomik şartlar altında ezilmekten sıyrılıp bilginin, bilimin peşinden sabırla yürüyecek güçleri ve motivasyonları kaldı mı? En önemlisi de “asırlardır bilimle kurduğumuz güçlü bağın” meyvelerini neden hâlâ yiyemiyoruz?”
Bu sorular son derece değerli ve yerinde, sesimiz olduğunuz için minnettarım. Fakat bu sorulardan da önce üzerinde durulması gerekenler var. Durum gerçekten içler acısı. En önemli araştırma üniversitelerinden birinin çatısı altında çalışmakta olan bir akademisyen olarak emin olun ders yükü altında bile ezilmeye razı olacak durumdayım. Bunu diğer pek çok meslektaşım için de rahatlıkla söyleyebilirim. Bizler artık değil araştırma, değil ders verme; bunları en düşük nitelikte bile gerçekleştirebileceğimiz zamanı dahi bulamayacak durumdayız. Nedenini ifade edeyim:
Sayın Güçlü, ben kendimi artık bir akademisyen gibi hissetmiyorum ve bunu bir araştırma üniversitesi üyesi olarak belirtiyorum. Aslında içinde bulunduğum bir “araştırMA” üniversitesi! Başkaca idari görevlerimin yanı sıra bir de bir arkadaşımla birlikte her akademik dönem sil baştan yapılan ve derslerin dönemlik olarak hangi sınıfta, hangi saatte yapılacağına ilişkin çalışmalar yapan bir bölüm koordinatörlüğünün üyesi olarak çalışıyoruz. Yani bu akademik dönemin başlangıcından 3 ay öncesinden itibaren bitmeyen bir iş yükü ile kim, hangi gün, hangi saatte, hangi sınıfta ders yapacak sorusunu içinde bulunduğum fakültenin diğer tüm bölümleriyle koordineli olarak yapmak durumunda bırakılıyorum. Üstelik bu iş için yıllardır, evet yıllardır, fakültedeki her bölümden en az bir akademisyen de görevli durumda.
Bu koordinatörlüğün iş akışını anlatarak sizi yormayacağım ama mesaimin en az dörtte birini her hafta bu işe ayırmak zorunda kalıyorum. Açıkçası bir akademisyen olarak bundan utanıyorum; çünkü kamu yararına bilim üretmek ve ders vermek için kullanmam gereken zamanı, bu ve benzeri pek çok idari iş için harcıyorum.
Herhangi bir düzeydeki akademik kadroya asla yaptırılmaması gereken bu tür idari işlerin; özellikle 21. yüzyıl teknolojisiyle büyük ölçüde dijital araçlar ve merkezi bir sistem üzerinden yürütülebilecek bu tür bir işin, akademisyenlere yaptırılmasını anlamak mümkün değil.
Yani derslerin yoğunluğundan, maaşların düşüklüğünden, bilimin yapılması için gerekli şartların oluşturulmasından önce bizlerin idari memurlar gibi kullanılmasının, başka bir ifadeyle akademisyenlerin bürokratlaştırılmasının, sorduğunuz tüm sorulara neden cevap bulamadığımızı anlatmaya çalışıyorum.
Bilimle bağ kurmak üzere bizlere harcanan kamu kaynaklarının karşılığını yine bilim yaparak ödemek isterdim fakat idari yüklerimden arta kalan zamanda öğrencilerime verebildiğim kadar ders verip, yapabildiğim kadar araştırma yapmakla yetinmek durumundayım.
Merkezine bilimi değil bürokrasiyi yerleştiren üniversiteler, bilim insanlarına sekreter muamelesi yapmaktan başka bir sonuca ulaşamadılar. Halihazırda bana ve arkadaşlarıma yaptırılan bu sekreterlik işleri için açıkçası çok fazla ama bir akademisyenin yapması gerekenler için bakıldığında çok az maaş alıyoruz…”
Özetin özeti: Taşları üniversitelerde yerli yerine oturtamaz, insan kaynaklarını liyakate göre değerlendiremez ve teknolojiyi en verimli şekilde kullanamazsak diğer alanlarda ne yaparız?..
Categories: Bilimde neden yol alamıyoruz?
Sende Yorum yap