Yası tutulmamış hayallerin hayaletleri
Küçükken insana sürekli sorulan sorudur: Büyüyünce ne olacaksın? Çok komik bir yandan, sanki istediğimiz her şeyi olabiliyormuşuz gibi. O zamanlar “Puanım nereyi tutarsa” gibi ‘gerçekçi’ cevaplar gelmez aklınıza tabii, astronot mu istersin doktor mu, ne bileyim at terbiyecisi mi sirk cambazı mı ya da belki hepsi mi…

Sonra işte işin içine okulda iyi olduğun dersler, sınav sistemi, ailenin senden beklentileri, toplumun genel geçer kabulleri, o sıra moda olan fakülteler, hangi mesleği seçersen aç kalmazsın gibi sayısız baskı unsuru girer ve sen kendini belki de o hayaller arasında hiç yer almamış bir bölümde okurken bulursun. Ben şu anda üniversite sınavındaki tercihlerimi düşündüğümde tüylerim ürperiyor mesela. Neyse ki oradan çark edebildim, okuduğum mesleği yapmadım. Fakat hayallerimin çoğu da oralarda bir yerlerde kaldı. Geçenlerde 10. Sinopale için gittiğimiz Sinop’ta bir grup gazeteci yemek yerken bu konu açıldı, çoğumuzda durum aynı. Yıllar geçmiş aradan, hâlâ o ‘şunu olmak’ istemiş çocuğun heyecanı orada duruyor.
Bütün bunlar çok severek izlediğim bir film vesilesiyle geldi aklıma ve Fil’m Hafızası’ndan Tuba Büdüş’ün ekiple yaptığı söyleşiyi izlerken de sözcüklere büründü. Film “Karanlıkta Islık Çalanlar”. Pınar Yorgancıoğlu’nun ilk uzun metrajı. Aynı çatı altında bir birbirini pek tanımadan ve anlamadan yaşayan bir aile; bilgisayar oyunu bağımlısı işsiz bir yazar olup yurtdışına kapağı atma planları yapan Toprak (İnci Sefa Cingöz), gençken yapamadıklarını kızı üzerinde gerçekleştirmek isteyen annesi Suzan (Hülya Gülşen) ve Doğa Tarihi Müzesi’nden yeni emekli olan babası Melih (Müfit Kayacan). Günün birinde Melih’ e bir doğaüstü ziyaretçi görünür, ardından da her birine terk edilmiş hayallerinin hayaletleri dadanır.
Film gerçekten hem çok karanlık hem çok komik. Senin, benim, bütün ailelerin çok iyi bildiği kodları müthiş bir gerçekçilikle önümüze koyuyor. Bunlar zaten başlı başına kasvetli gerçekler. Ama bir yandan da bunlara öyle bir gözle bakıyor ki ağlanacak halimizin ne kadar komik olduğunu görüyoruz. Kendine has mizahını çok sevdim filmin.

Filmde seyirciyle konuşan, adeta bizimle kafa kafaya verip dışarıdan gözler olarak karakterlerin derdini anlamaya çalışan hayaletler var. Hani televizyon dizisini konuşarak izleyen, arada oturduğu yerden karakteri uyarmaya çalışan teyzeler gibi. Pınar Yorgancıoğlu bu ‘terk edilmiş hayallerin hayaletleri’nin filmdeki işlevini sözünü ettiğim söyleşide çok güzel anlatıyor. “İnsanın küçükken olabileceğini düşündükleri zamanla bir bir eleniyor” diyor: “Onlar elendikçe aslında olmayan versiyonlarının yasını tutmak gibi bir şey büyümek, özünde”. Bunun yasını tutamayıp halı altına süpürdüğümüzde de bir gün o hayaletler oradan çıkıveriyor, filmdeki gibi. “İnsanın gerçekleştiremediği ya da artık hayatından çıkarmak zorunda kaldığı hayalleriyle bir ilişkisi olarak kullanmaya çalıştım hayaletleri” diyor Yorgancıoğlu.
Hayaller ve hayaletlerin yanı sıra anne – kız, baba-kız, karı-koca ilişkilerini de çok sahici bir yerden ele alıyor film. Kızını çaktırmadan eleştiren Suzan’ın bir de kendisini acımadan yerden yere vuran annesi var ki, onu da Meral Çetinkaya oynuyor, unutulmaz bir sahneleri var beraber.
Adana’da yarışmada
Türkiye prömiyerini 45. İstanbul Film Festivali’nde yapan ve İnci Sefa Cingöz’e En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazandıran “Karanlıkta Islık Çalanlar” 33. Adana Altın Koza Film Festivali Ulusal Uzun Metraj Yarışması’nın ilk filmi olarak bugün saat 15.00’te Cinema Pink Salon 1 ve 2’de seyirciyle buluşacak. Yarın aynı saatte Cinema Pink Salon 1’de tekrarı var. Bugün saat 20.30’da ise aynı salonlarda ikinci yarışma filmini; Alphan Eşeli’nin “MUTTER: Bir Annenin Hatıra Defteri”ni izleyeceğiz. Adana’nın yarışma heyecanı ve dünya sinemasından merak edilen filmlerle dolu gösterim programı bütün hafta devam edecek.
Categories: Yası tutulmamış hayallerin hayaletleri
Sende Yorum yap