Paradigmalar yıkılırken Milliyet

■ Dünya tarihinde kritik zamanlar vardır; tüm bu kritik zamanlar eski düşünce kalıplarının, yeni sorunları çözemediği dönemde ortaya çıkar ve paradigma değişimlerini başlatır. Bugün yaşadığımız sancılar tam da böyle bir dönemde olduğumuzu gösteriyor.
■ Paradigma sancısını anlatmak adına başlığı biraz detaylandırayım. Yemen’deki silahlı bir grup olan Husiler, bugün Kızıldeniz’in güneyindeki Babülmendep Boğazı’nın kontrolünü büyük ölçüde sağlamış durumdalar. İran, nükleer ve süper güç ABD’ye Hürmüz Boğazı’nı tıkayarak meydan okurken, Husiler de Babülmendep Boğazı üzerinden dünyanın enerji arzı güvenliğini tehlikeye sokacak bir güce ulaştı.1990’lara kadar olan çift kutuplu dünya, 1990 sonrasının “Tek süper güç ABD” paradigması bugünün dünyasında geçerli değil.
■ Avrupa 20’nci yüzyılda içten yanmalı motorlar, kimya ve makine mühendisliğiyle dünyaya yön verecek güce sahipti. 21’inci yüzyılın yazılım, yapay zekâ ve büyük dijital platformlar çağına ayak uyduramadı. Rusya’dan gelen ucuz enerji bitince, AB katı kuralları nedeniyle ağır sanayi, kimya, çelik ve batarya üretimi kıta dışına kayınca, yaşlanan nüfus sosyal güvenlik sistemlerini baskılayınca, Trump’ın menfaat odaklı dış politikası savunma kalkanını kaldırınca, bildiğimiz “Refah toplumu Avrupa” paradigması çökmeye başladı.
■ Paradigmaların değiştiğini gösteren bir başka gelişme, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç’un bu hafta Elazığ’da yaptığı konuşma oldu. Koç, II. Dünya Savaşı sonrasında kurulan kurallara dayalı uluslararası düzenin ABD tarafından yıpratıldığını ve uluslararası kurumların acziyete düştüğüne dikkat çekti; İsrail karşısında takındığı tutumla Avrupa’nın en ufak bir ahlaki inandırıcılığı kalmadığını söyledi. Klasik paradigma tüketim tercihlerini fiyat ve kalite üzerinden tanımlamakla yetinirdi, yeni tüketim paradigmasında ahlak ve vicdan da artık bir kriter haline geldi.

■ Güç Batı’dan Doğu’ya bir anda kaymıyor. Hammadde, modern üretim araçları, refahı sağlayacak ve tüketimi devam ettirecek genç nüfus artık Doğu’da. Bu durum, neredeyse 5 asırdır devam eden “Dünya’ya Batı yön verir” paradigmasının sona erdiği anlamına geliyor. Değişim bir günde olmayacak; önce çift sonra tek, şimdi çok kutuplu hale gelen dünya düzeni bir süre daha çalkalanacak, yeni paradigmanın doğum sancıları acı vermeye devam edecek.
■ Paradigmaların yıkıldığı bir dünyada Milliyet olarak çıkardığımız dersler var.
Eski paradigma “Habere ulaşmak zor” görüşünü içeriyordu. Bugünkü paradigma “Sosyal medya çağında her yer haber dolu” haline geldi. Yakın gelecekteki paradigma “Doğru habere ulaşmak, artık eskisinden bile zor” olacak. Oturduğumuz yerden vardığımız bir sonuç değil bu. Propaganda ve dezenformasyon artık doğruların arasına sıkıştırılarak sunuluyor insanlara. Sanal medyada bireyin ve sivil toplumun sesi giderek kısılırken, çatışmaları körükleyen algoritmalar, kitlesel yönlendirmeler, siyasete ve seçim sonuçlarına etki çabaları büyük bütçelerle yapılıyor. İnsanın gerçeğe olan ihtiyacının giderek arttığı bir döneme giriyoruz ki bu da editoryal gözün, emeğin, haber kaynağına ulaşma kapasitesinin yani klasik gazeteciliğin tekrar yükseleceğini gösteriyor bize.
■ Gazetecilik tekrar yükselecek derken, boş bir iddiadan yola çıkmadığımızın en temel kanıtı taze bir sanal medya operasyonu. Azerbaycan, Mustafa Kemal Atatürk’ün ölüm günü olması nedeniyle Karabağ Zaferi kutlamalarını 10 Kasım’dan Şuşa’nın kurtuluşu 8 Kasım’a alan ülkedir.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rumların, Kıbrıs Cumhuriyeti pazarlama çabalarına kapıyı kapatmış ve gönül coğrafyamızdaki diğer ülkelerden ayrılmıştır.

Azerbaycan aynı zamanda Karabağ’ın tamamen özgürleştirilmesinin ardından, parlamentolar arası ortak çalışma grupları dahil olmak üzere KKTC ile ilişkilerini kurumsal ve fiili bir tanıma boyutuna taşıyan ülkedir. İsrail üzerindeki diplomatik gücünü kullanarak 1915 Ermeni Soykırımı iddialarını tanıma tasarısını geri çektirmiştir. Soykırım sanığı İsrail Başbakanı’nın BM Genel Kurulu’ndaki çirkin konuşması sırasında Azerbaycanlı bir diplomatın salonda kalmasını eleştirmekle, Türkiye-Azerbaycan kardeşliğini yok sayacak, bozmaya kalkacak yorumlar arasındaki fark aslında bir sanal medya operasyonudur. Algoritmaların ayrımcı mesajların gösterimini arttırmasıyla harlanan bu ateşe benzin dökenler arasında İsrail’in olmamasına imkân yok. Klasik gazetecilik bu tür oyunlara gelmez, Azerbaycan’ın Karabağ’da onlarca yıl süren insanlık suçları döneminde kimin ne tavır aldığını unutmama hakkını gözardı etmez. Netanyahu sonrası dönemde Bakü-Tel Aviv diyaloğunun müzakereleri kolaylaştırıcı yanını dikkate alır.
■ ”Yapay zekâya karşı gazeteciliğin şansı var mı?” sorusu önemli bir soru, elbette var. Yapay zekâya bilgiyi yükler ve işlemesini öğretebilirsiniz ama vicdan yüklenilebilen bir özellik değil. Gazetecilik aynı zamanda kamusal vicdan adına iş görür.
Kağıdın ekrana karşı mağlubiyeti kaçınılmaz paradigması da bugün geçerli olan bir paradigma ama bu da değişecek. Dikkat süresi giderek kısalan insanın bir uyarana maruz kalmadan bilgiye ulaşabileceği tek alan halen kağıt. Üstelik kağıda yazılan, silinemez ve değiştirilemez olduğu için halen daha güvenilir bulunuyor.
■ Değişim sancılarıyla sarsılan, sanal dünyanın devasa bütçeli algı kampanyalarına karşı şu an alanını korumaya çalışan gerçek gazetecilik gelecekte mutlaka tekrar yükselecek, zira insanlığın büyük değişimleri hep gerçek bilginin gücüyle olur.
Herkese sağlıklı bir hafta ve iyi okumalar diliyorum...
Categories: Paradigmalar yıkılırken Milliyet
Sende Yorum yap