Demir depolarınız size ne söylüyor?
Demir, oksijenin dokulara taşınmasından enerji üretimine, kas fonksiyonlarından bağışıklık sistemine kadar pek çok süreçte rol alan temel bir mineral. Özellikle fiziksel performans söz konusu olduğunda yeterli demir deposuna sahip olmak büyük önem taşıyor. Ancak burada sık gözden kaçan bir detay var. Hemoglobinin normal olması, demir depolarının yeterli olduğu anlamına gelmiyor. Nasıl mı?
Demir depoları azalmaya başladığında hemoglobin bir süre normal kalabiliyor. Yani anemi gelişmeden de demir eksikliği görülebiliyor. Sporcularda yorgunluk, performans düşüşü ve toparlanmanın uzaması gibi belirtilerin arkasında bazen bu tablo yer alabiliyor.
American Society of Hematology’nin (ASH) geçtiğimiz hafta yayımladığı çok yeni kılavuzu da bu noktaya dikkat çekmiş. Yetişkinlerde serum ferritin için 30 ng/mL ve altı, ağır menstrüel kanaması olanlarda ve anemili gebelerde ise 50 ng/mL ve altı demir eksikliği açısından eşik olarak ele alınıyor. Kılavuzun en önemli mesajlarından biri ise demir eksikliğini yalnızca anemi geliştikten sonra değil, daha erken dönemde fark etmek.
Sporcular içinneden daha önemli?
Sporcularda demir dengesi biraz daha hassas. Artan fiziksel yük, terleme, gastrointestinal kayıplar ve tekrarlayan mekanik stres gibi faktörler demir durumunu etkileyebiliyor. Kadın sporcularda bunlara menstrüel kan kayıpları da eklendiğinde risk daha da artabiliyor. Özellikle dayanıklılık sporcuları, yoğun antrenman programına sahip kişiler ve enerji alımı gereksinimin altında kalan sporcular demir depoları açısından daha yakından takip edilmesi gereken gruplar arasında.
Literatürde demir depolarının performans açısından önemi uzun süredir tartışılıyor. Ancak ferritin için kullanılacak eşik konusunda tüm kurumların aynı noktada olmadığını da unutmamak gerekiyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün kullandığı değerler ile farklı klinik ve sporcu popülasyonlarında kullanılan eşikler arasında farklılıklar bulunuyor. Dolayısıyla tek bir rakamı herkes için kesin bir sınır gibi değerlendirmek yerine kişinin klinik durumu, antrenman yükü, beslenmesi ve diğer laboratuvar bulgularıyla birlikte düşünmek gerek. Diğer taraftan ferritinin 20’li değerlerde olması, hemoglobin normal olsa bile artık daha dikkatli değerlendirilmesi gereken bir tablo. Ancak bir kez daha hatırlatayım ferritin tek başına yeterli değil; transferrin gibi diğer kan bulguları ve klinik tabloyla birlikte değerlendirilmeli. Tanı ve tedavi kararının mutlaka hekim tarafından verilmesi gerektiğinin altını çizmek istiyorum.
Bir ucu da mutfakta
Demir durumunu konuşurken beslenme denklemin en önemli parçalarından biri. Besinlerle alınan demir temel olarak iki formda bulunuyor. Hem demir et, balık ve kümes hayvanları gibi hayvansal kaynaklarda bulunuyor ve vücut tarafından daha yüksek oranda emilebiliyor. Non-hem demir ise mercimek, nohut, kuru fasulye gibi baklagillerin yanı sıra tam tahıllar, yağlı tohumlar ve bazı yeşil yapraklı sebzelerde bulunuyor.
Bitkisel kaynakların demir içeriği küçümsenmemeli. Yalnızca içerdiğine değil o demirin ne kadarının kullanılabildiğine de bakmak gerekiyor. Non-hem demirin emilimi öğünün diğer bileşenlerinden daha fazla etkileniyor.
En iyi örneklerden biri C vitamini. C vitamini, non-hem demirin emilimini artırabiliyor. Bu nedenle mercimek veya nohut salatasını kırmızı biber, maydanoz ve bol limonla hazırlamak; kuru baklagil içeren bir öğünü C vitamininden zengin sebzelerle tamamlamak etkili bir eşleştirme.
Baklagiller ve tahıllardaki fitat da demir gibi minerallerin biyoyararlanımını sınırlayabilen bileşenlerden biri. Islatma, filizlendirme ve fermantasyon gibi geleneksel gıda işleme yöntemleri fitat miktarını azaltarak mineral biyoyararlanımını olumlu yönde etkileyebilir. Bu nedenle bitkisel ağırlıklı beslenen bireylerde yalnızca demir kaynağını artırmak değil, besinin hazırlanma biçimi ve öğünün bütünü de oldukça kıymetli.
Categories: Demir depolarınız size ne söylüyor?
Sende Yorum yap