Cate Blanchett’in ‘Electra’sı neden görülmeli?
Londra’da tiyatro sezonunun en çok merak edilen yapımlarından biri Benedict Andrews imzalı ‘Electra/Persona’.
Bir tarafta Sophokles’in binlerce yıllık intikam, yas ve aile trajedisi ‘Electra’sı, diğer tarafta Ingmar Bergman’ın 1966 tarihli sinema başyapıtı ‘Persona’.
Başrollerde ise iki olağanüstü oyuncu: Cate Blanchett ve Nina Hoss.
Bu, klasik bir uyarlama değil. Blanchett ve Hoss her akşam rollerini değiştiriyor.
Kimin Electra, kimin Clytemnestra, kimin Elisabeth, kimin Alma olacağını seyirci önceden bilmiyor.
Sahnede yazı tura atarak belirliyorlar oyun öncesinde. Böylece oyunun kimlik, maske, rol yapma ve benlik üzerine kurduğu fikir, daha perde açılmadan gerçek hayata taşınıyor.
Fikir çok iyi, uygulaması ise tartışmalı.
İlk bölümde Sophokles’in ‘Electra’sını izliyoruz.
Hoss’un Electra’sı öfkeli, kırılgan, zaman zaman grotesk.
Babası Agamemnon’un ölümünü saplantıya dönüştürmüş, annesi Clytemnestra’yı affetmiyor.
Blanchett’in Clytemnestra’sı ise yalnızca oğlunun ve kızının nefret ettiği bir anne değil, kendi yasının, suçluluğunun ve haklılık duygusunun içinde sıkışmış bir kadın.
Oyunun en güçlü yanı tam da burada ortaya çıkıyor.
Andrews, iki kadını birbirlerinin karşıtı olarak değil, birbirlerinin aynası olarak kuruyor.
Kıyafetler değişiyor, karakterler birbirlerinin rollerine giriyor, geçmişte yaşanan cinayetler yeniden oynanıyor.
Bir noktada Electra, babasının ceketini giyerek Agamemnon oluyor. Tiyatro, hikâyeyi anlatmakla kalmıyor, travmayı fiziksel bir eyleme dönüştürüyor.
Magda Willi’nin dev ahşap merdivenlerden oluşan dekoru da bu duyguyu güçlendiriyor.
Oyuncular sürekli yukarı ve aşağı hareket ediyor, sanki aile tarihinin içinde dolaşıyorlar.
Birkaç basit kostüm, biraz kan, güçlü ışık ve ses tasarımıyla antik dünyanın tamamı kuruluyor.
Oyunculuk olağanüstü. Hoss’un Electra’sında hem öfke hem çaresizlik var.
Blanchett ise Clytemnestra’da alışılmış güçlü kadın imgesinden daha kırılgan bir karakter çıkarıyor.
İki oyuncunun birbirine yaklaşma, geri çekilme ve birbirlerinin cümlelerini, jestlerini ve öfkelerini yansıtma biçimleri oyunun en etkileyici tarafı.
Sonra hiç ara vermeden, sahnede makyajlarını siliyorlar, kostümlerini değiştiriyorlar ve ‘Persona’ başlıyor.
Bergman’ın hikâyesinde oyuncu Elisabeth Vogler, Electra’yı oynarken aniden konuşmayı bırakır.
Hemşire Alma ise onunla ilgilenmek üzere götürüldüğü sahil evinde giderek hastasının dünyasına çekilir.
Bir süre sonra kimin kime dönüştüğü, kimin diğerinin hayatından beslendiği belirsizleşmeye başlar.
Andrews bunu sahneye canlı kameralarla taşıyor.Hoss’un yüzü dev ekranda büyüyor.
Blanchett konuşuyor, Hoss susuyor. Yüzler birbirine karışıyor.
Bakışlar, sessizlikler ve küçük mimikler neredeyse birer diyalog hâline geliyor.
Teknik olarak son derece etkileyici. Ama sadece teknik yetmiyor.
‘Persona’ bölümü uzadıkça, ilk bölümdeki enerjinin yerini daha soğuk, daha mesafeli bir atmosfer alıyor.
Seyirci artık karakterlerin hikâyesini yaşamaktan çok, onların nasıl oynandığını izlemeye başlıyor.
Canlı kamera, yakın planlar ve görsel oyunlar bir noktadan sonra psikolojik yoğunluğu artırmak yerine tiyatronun mekanizmasını hatırlatıyor.
Bergman’ın sinemada yarattığı tekinsizliği sahneye taşımak zaten neredeyse imkânsız.
Andrews bunu son derece zekice deniyor, ama zekâ ile duygusal etki aynı şey değil.Asıl sorun da burada, ‘Electra/Persona’ çok uzun geliyor. İki bölümün ayrı ayrı güçlü yanları var. Ancak birlikte düşünüldüğünde özellikle ikinci bölüm ilk bölümün ritmini aşağı çekiyor.
Oyun, bitmesini beklediğiniz anlarda biraz daha devam ediyor. Bu da finalde geriye hayranlıktan çok yorgunluk bırakabiliyor.Yine de Blanchett ve Hoss’u aynı sahnede izlemek başlı başına özel bir deneyim.İkisinin rollerini değiştirmesi de yapımın kimlik meselesini sahne üzerinde somutlaştıran akıllı bir fikir.
‘Electra/Persona’, kusursuz bir bütün değil.
Sophokles ile Bergman arasındaki bağ zaman zaman çok parlak, zaman zaman fazlasıyla teorik kalıyor. Ama iki olağanüstü oyuncunun varlığı, oyunun tökezlediği anlarda bile dikkati ayakta tutuyor.
Categories: Cate Blanchett’in ‘Electra’sı neden görülmeli?
Sende Yorum yap