s

Es Devlin: Çizimlerime bakıp ben daha iyisini yapabilirim desinler

Lady Gaga’dan Adele’e, Super Bowl’dan olimpiyatlara her türlü önemli sahne tasarımında Es Devlin’in imzası var. Londra’da Design Museum’da bir araya geliyor, yeni sergisini ve projelerini konuşuyoruz.

Londra’da usta tasarımcı Terence Conran ve ailesinin kurduğu tasarım müzesi Design Museum’dayım. Son yılların popüler sahne tasarımcısı Es Devlin ile yeni sergisi “Es Devlin: Other Worlds”ü konuşmak üzere. Lady Gaga’dan Adele’e, Super Bowl’dan olimpiyatlara her türlü önemli sahne tasarımında Es Devlin’in imzası var.

Geçen hafta sona eren Venedik Bienali’nde, kreatif direktörlüğünü üstlendiği “Homo Faber: An Island of Light” sergisi için önemli koleksiyonerler, “hayatımızda gördüğümüz en iyi sergi” diyor.

Es Devlin, basın toplantısında, Olivia Rodrigo’nun son konserinden, Hüseyin Çağlayan ile işbirliğinden, Çağlayan’ın eriyen elbisesinden de övgüyle söz ediyor. Röportaj için baş başa kaldığımızda, “Ortak bir arkadaşımız var” diye başlıyorum. “Hüseyin Çağlayan” dediğimde, Es Devlin’in gözleri ışıldıyor: “Hüseyin Çağlayan dört büyük kavramsal moda tasarımcısından biri” diye başlıyor. Hemen sonrasında, “Hadi Hüseyin’i arayalım” diye ekliyor. Kendi telefonumdan arıyorum Hüseyin’i; aslında meşgul ve gürültülü bir yerde ama yine de Es Devlin’e veriyorum telefonu. Hüseyin Çağlayan da Es Devlin de tek alana sığmayan yaratıcı isimler. Ben, o ara, “Ne kadar harika işbirlikleri daha yapabilirler” diye düşünüyorum içimden. Belli bir yaratıcılık seviyesinin üstünde olanların kendi liglerinde yaratıcı isimler bulmaları kolay değil. Es Devlin, sahne tasarımı ile popüler müzikten tiyatroya, baleden operaya, moda defilelerinden olimpiyatlara, farklı birçok alanda izleyicilere hitap ediyor.

Gözlerim bir anda Es Devlin’in yüzüklerine kilitleniyor. O kadar oyuncaklı gümüş yüzükleri nereden almış olabilir derken, bir anda, “Senin tasarımların mı?” diyorum. Daha önce aksesuar koleksiyonu yapmadığını bilmeme rağmen! “Evet” diyor ve başlıyor anlatmaya: Londra Design Museum’daki sergiye yetişmemiş. Yüzüklerle oynayarak, içlerinde neler olduğunu, neler konulabileceğini anlatıyor: “Her yerde satılacak ama bunlar daha prototip. Ben çok ellerini kullanan, çok alkışlayan ve yüzükleri dayanmayan biriyim, benim testimden geçebilecekler mi ona bakıyorum” diyor. Kendisi modaya çok meraklı olmasa da ilk tasarladığı Louis Vuitton defilesi sahnesinin de hayatındaki dönüm noktalarından biri olduğunu söylüyor. Tabii okulda onu set tasarımına yönlendiren hocalarını da unutmuyor. Hatta aynı zamanda bir aile büyüğüyle de tanıştırıyor beni, tiyatro aşkının çocukken aile büyükleri sayesinde geliştiğini anlatıyor.

Es Devlin konuşurken etkilenmemek mümkün değil, büyüleyici bir sesi var. Çok şanslı, sesini sergide de çok iyi kullanıyor ve kendi sesinden okudukları çok güçlü. Sergide yer alan, 2 binden fazla kitaptan oluşan “An Infinite Library”de ise James Gleick’in “Chaos”undan Toni Morrison’ın “Beloved”ına, David Abram’ın “The Spell of the Sensuous”undan Margaret Atwood’un “Oryx and Crake”ine kadar Devlin’in hayatında ve sanatında iz bırakmış kitaplar, renklerine göre düzenleniyor. Sergide 30 yıllık kariyeri, çalıştığı stüdyosu, maketleri ve basit çizimleri de var. “En çok da basit çizimlerime bakıp gençlerin, çocukların ben daha iyisini yaparım demelerini istiyorum” diyor.

Sırada ne var?

Konu yapay zekâya geliyor, “İnsanları daha mı kreatif yapacak yoksa kreatifliği bitirecek mi?”diyorum. Anında cevap veriyor: “Bu toprakta bitki mi yetiştireceğiz yoksa toprağı insanları gömmek için mi kullanacağız ile aynı” diyor. “Sonuçta toprak nasıl bir araçsa yapay zekâ da öyle” diye ekliyor.

Tasarımlarda sosyal medyanın etkisini de konuşuyoruz, izleyicileri izlemeyi sevdiğini, gözlem yapmanın tasarımlarında çok etkili olduğunu ama tasarım yaparken sosyal medyayı göz önüne almak zorunda hissetmediğini anlatıyor. Peki, ama bu kadar çok sayıda ve büyük ölçek proje yapan Es Devlin için sırada ne var? Şu anda, Londra’da V&A East Storehouse’da “Everythingist” diye bir eseri daha sergileniyor. Kendisini multidisipliner bir tasarımcı olarak görüyor: “Her şeyciyim” diyor; peki ama her şeyi yapmayı seven birini bundan sonra ne heyecanlandırabilir? İşte orada yüzüklere geri dönüyoruz. Daha küçük ölçekli işlerle daha ulaşılabilir olmak istiyor: “En sevdiğim projem, bu sergi için yaptığım küçük ve uygun fiyatlı kitabım, A Concise Atlas of Es Devlin” diyor.

Kasım sonunda Londra Soho House’da küçük ölçekli koleksiyon objelerinden oluşan bir sergi açacağını müjdeliyor. British Museum’da gerçekleşecek gala gecesinin de tasarımı ona ait. Avustralya’da da büyük bir sergisi olacak. Konu İstanbul’a geliyor. Halit Ergenç’in başrolünü oynadığı, “Satıcının Ölümü” adlı tiyatro oyununun sahne tasarımı da ona ait. İstanbul’u çok sevdiğini ve yeniden gelmek istediğini anlatıyor. Kim bilir belki bu sefer büyük bir sergiyle gelir.

“Bu yıl çok yoğun geçti; hayat yoğun, biraz kendi kendime kalmak iyi gelecek” diyor. Ama bunu derken bile aynı anda birkaç şey düşünüyor, notlar alıyor, telefonundan iş birliği ettiği arkadaşlarına mesajlar yazıyor. Her seferinde ekibinin ne kadar değerli olduğunun altını çiziyor. Çok pozitif, üretken ve çok iyi bir enerjisi var. Hepsi aynı insanda olmuyor normalde!

Hatırlatalım, Londra Design Museum’daki “Es Devlin: Other Worlds” sergisi, bir Türk markası Stepevi’nin de desteğiyle 4 Nisan 2027’ye kadar devam ediyor.

“Es Devlin: Other Worlds” sergisi 7 Nisan 2027’ye dek Design Museum’da görülebilir.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.