Çürüyen ağaç
Sabahattin Ali ne demiş; Geçer gitsin fırtınalar, erir gider karlar.
Acil olarak gölge düşmüş şu günleri geride bırakmalıyız. Ve yeniden başlamalıyız. Ama bunun için yepyeni bir TFF, hoca ve takımımızda kocaman bir rötuş ile pozitif bir psikoloji gerekiyor. Bunu yapabilir miyiz bilmiyorum.
Dört maç üst üste ağır maçlar. Ardından lige dönüş ve sonra Avrupa kupaları.
Buna can dayanmaz. Hem de neredeyse 10 günlük süre içinde. Biz dağıldık diye yazmıyorum. UEFA bu garabeti bir an önce düzeltmeli. Üstelik bir hedef de yok. Şampiyon olsan 10 milyona yakın para o kadar.
Gelelim bize. Eylül sonu ve Ekim’in ilk haftası tarihimizin en kabus dönemlerinden birisi oldu. Sadece sahada değil dışında da kapkara olduk. Ülkenin MHK başkanı içeride. Daha ötesi var mı? Hem de sahtecilik ve mobbingten. Ortalık alev alev. Futbolun her yerinden sıkıntı fışkırıyor. Ve asıl acı olan kimsenin umurunda değil. Herkes kulüpçülük peşinde. Yani oyuncularımızın bu ortamdan etkilenmemesi mümkün mü? Tabii ki değil.
O yüzden dün hiç pozisyon yokken Scamacca’nın attığı gole şaşırmamak lazım. Bir kere dağıldın mı arkası gelir. Bu iş böyledir.
İlk yarı iyi başladık, pozisyon da bulduk ama golü biz yedik. Yine striker eksikliğinden golü atamadık. İtalya strikerı ile golü attı. Bu kadar basit. Bu yarıda biraz İsmail, biraz Eren, ilk 20 dakika İrfan Can kendini hissettirdi o kadar.
2. yarı daha iyi başladık. Özellikle Yunus bu yarıda son derece etkili ve çabuktu. İyi koşular yaptı ve attığımız gol de onun sayesinde Aral’ın ayağından geldi. Ancak hemen ardından yine gereksiz bir gol yedik. Sonra yine dağıldık.
Sonuçta 3. gol de geldi.
Aslında kötü oynamadık. Ama bu dört maç kaderimizde yazılmış. Yapacak hiçbir şey yok.
Öyle bir duruma geldik ki içeride çürüyen ağacı yıkmak için fırtınaya gerek yok. Hafif bir rüzgar bile yetiyor.
Ve küme düştük. İşin özeti bu.
Sende Yorum yap