s

Titanik batarken sadece izlediler! İşaret fişekleri dünyayı ikiye böldü: Kimse ölmeden yetişebilir miydi?

Derleyen: Zeynep Dilara Akyürek / Milliyet.com.tr – 14 Nisan gecesi buz dağına çarptıktan hemen sonra dünyanın en büyük transatlantik gemisinde okyanusun karanlık sularında panik havası hâkim olmuştu. Yaşananlarla ilgili pek çok muamma, iddia ya da gerçek yazılıp çizilecek, doğru olduğuna inanılan yanlışlar ortaya çıkacaktı. Bunların başında geminin batarken ikiye bölünüp bölünmediği geliyordu. Bir de, kazaya en yakın mesafede, görüş mesafesinde bulunmasına rağmen yardıma gitmeyen SS Californian gemisi… O gece Californian gemisi Titanik’e 19 ya da 40 mil yani 30 ila 64 kilometre uzaklıktaydı. Öyle ki batmak üzere olan gemiden atılan işaret fişekleri görünebiliyordu. Zaten bulutsuz ve açık havada daha uzak bile olsa ışık patlamaları yaratan işaret fişekleri karanlıkta dikkat çekerdi. Californian ile kazadan sonra kurulan temaslarda da ortaya çıkan detaylar ve ifadeler Titanik konusunda dünyayı ikiye bölecekti. Peki ama kazanın karanlık yüzünde kalan Californian’ın onlarca soruyu cevapsız bırakacak hamlesi neydi? Titanik’ten daha çok insan kurtulabilir miydi?


Titanik'in telsiz odası ve kaza gecesi çevresindeki diğer gemilerin konumu

TİTANİK’E 19 YA DA 40 MİL UZAKTA! 1 BUÇUK SAATTE KURTARIR: ‘8 BEYAZ ROKET GÖRDÜK’

Kazanın olduğu gece, titanik’ten makine dairesi ve yedek güç üniteleri tamamen durana kadar telsiz odasında çalışılmış ve yardım çağrısı yapılmıştı. Tek yardım çağrısı telgrafla yapılmamıştı. Buzlu okyanus suyunda yapayalnız görünen dev gemi Titanik, birilerinin göreceği umuduyla işaret fişekleri fırlatıyordu. Gemiye yüklenen 48 işaret fişeği ateşlenmeye 00.45 saatinde başlamıştı. Aslında durum o kadar da umutsuz değildi. Titanik’in karanlık sularda ışıklarını, işaret fişeklerini ve çırpınışlarını 1 ila 2 saat uzaklıktaki SS Californian gemisi görüyordu. SS Californian, British Leyland Line'a ait pamuk taşımak için üretilen bir buharlı gemiydi. O gün bu geminin Titanik’e uzaklığı 19 ya da 40 kilometre olarak hesaplanmıştı. Yani kazadan sonra 4 saatlik mesafeden gelen RMS Carpathia’dan çok daha yakındaydı ve daha kısa sürede olay yerine ulaşabilirdi. 10 milyon dolarlık bir gemi batıyor, 2200’den fazla insan ölümle burun buruna geliyordu. Kim sadece seyredebilirdi ki? Üstelik ‘8 işaret fişeği’ görülmesine rağmen. Burada tek soru işareti Californian gemisinin roketleri gördüğü halde harekete geçmemesi de değildi. Çünkü titanik’te toplam 48 roket vardı. Dev gemi suya gömülürken bu roketlerden tasarruf edilmiş olamazdı herhalde? O gece herkes çok telaşlıydı ve kaza sonra alınan bazı ifadelerde mürettebat 6 ila 12 roketin ateşlendiği konusunda benzer ifadeler veriyordu. Bunlar 5 ila 6 dakikalık duraksamalarla geminin sancak tarafından yanı kuzeye bakan kısmından fırlatılmıştı. Yani Californian’ın görebilmesi için en elverişti noktadan… Öyle de olmuştu. Californian mürettebatı beyaz renkli işaret fişeklerini görüyordu: Toplamda, Bay Boxall yaklaşık sekiz roket ateşlenmişti. Gördüğü ışıkların ait olduğu geminin Californian olduğundan şüphe yok gibiydi.

Yemen’deki bu derin krizin şifreleri ne? Zeydilikten Husilere uzanan süreç!

Californian'dan gelen bilgiler, 12.30 ile 01.40 arasında sekiz roket görüldüğünü kanıtlıyordu. Bu bilgilere dayanarak Titanik tarafından fırlatılan roket sayısının8 olduğu ve Californian’ın 8 roket gördüğü söylenebilirdi. Californian’ın III. Subayı Charles Groves, İngiliz soruşturmasına verdiği ifadede, saat 23:10'da, Californian'ın sancak tarafında 10 veya 12 mil uzakta başka bir geminin ışıklarının göründüğünü belirtti. 23:30 gibi Groves, Lord'u bilgilendirmek için aşağı inmiş ve Lord, gemiyle Morse lambasıyla iletişime geçilmesini önermişti. Bu denenmiş ancak tıpkı Titanik’in denemiş olduğu gibi yanıtsız kalmıştı. Groves'a göre, geminin birden fazla güvertesi parlak bir şekilde aydınlatılmış olduğundan, büyük bir yolcu gemisi olduğu anlaşılıyordu. Tabii dünyanın en büyüğü olduğu ve sonsuza kadar okyanusun dibinde kalacağı henüz anlaşılmamıştı. Californian 23:40'ta, Titanik'in motorlarını durduğunu ve güverte ışıklarını söndürmüş olduğunu gördü. Bu aslında karar verilerek yapılmış bir şey değildi, gemi batıyor ve hayatta kalması için gereken her şey, artık daha hızlı yok oluyordu. Gece yarısından biraz sonra, İkinci Subay Herbert Stone, Groves'tan nöbeti devraldığında gemiyi gözlemlemiş ve yaklaşık 5 mil uzakta olduğunu tahmin etmişti. Morse lambasıyla da sinyal göndermeyi denemiş ve başarısız olmuştu. Morse sinyalini gönderen stajyer subay James Gibson, saat 00:55'te Stone'un kendisine yakındaki geminin üzerinde gökyüzünde beş roket gördüğünü söylediğini ifade ettiğinde ise işler daha da karmaşık bir hal alacaktı.

Alıntı Metni

Titanik'in enkazında ateşlenmemiş işaret fişekleri

İŞARET FİŞEKLERİNİ GÖRDÜLER! TİTANİK YİNE TASARRUF YÜZÜNDEN Mİ ÖLDÜRDÜ?

Titanik’in dış görünüşü de diğer özellikleri gibi son derece önemliydi. Çok hızlı olması, en büyük olması, en güvenilir olması ve en güzel görünmesi gereken geminin herhangi bir özelliği bozulmasın diye bazı olmazsa olmazlar bile çiğnenmişti. ‘Tanrı’nın bile batıramayacağı gemi’ için hazırlanan filikalar, toplamda 20 adetti. Oysa herkesin sığabilmesi için bunların sayısının en az 64 olması gerekiyordu. Gemide 14 adet bulunan ahşap tabanlı standart filikaların her biri 65 kişi kapasiteliydi, 2 adet ahşap katlanabilir filika bulunuyor ve her biri 40 kişi taşıyabiliyordu. 4 adet de kanvas katlanabilir filika Titanik’e yüklenmiş ve 47 kişi kapasiteli olarak inşa edilmişti. Filikaların bu şekilde tasarlanmasının gerekçesi, güvertenin kalabalık görünmesi, birinci sınıf yolcuların deniz manzarasını kapatması ve estetik kaygılar olarak gösterilmişti. Üstelik bu sayı son anda 20'ye düşürülmüştü. Kazadan sonra yapılan soruşturmalarda, o gece var olan 20 filikanın bile tam olarak doldurulamadığı ortaya çıkmıştı. Bin 178 kişi kurtulabilecekken 706 kişinin kurtulabilmişti. Aslında Titanic'in tasarımcısı Thomas Andrews ve White Star Line şirketi başlangıçta gemiye 64 ila 68 adet filika koymayı planlamıştı. Bu o dönemin yasalarında zorunlu da değildi. Çünkü o dönemki denizcilik yasaları gemi büyüklüğüne göre değil, tonaja göre filika zorunluluğu getirmişti. Yapılanlar yasaya uygun olsa da Thomas Andrews için insanların can güvenliği gemiden daha değerliydi. Öyle ki kaza esnasında kamarasında bulunan Andrews sonrasında yolcuları kurtarmak için çabalamış ve gemi batarken kendisine kurtulmak ya da yaşamak için bir şans tanımamıştı. Andrews, Kaptan Smith'e geminin aldığı hasar göz önüne alındığında iki saatten fazla su üstünde kalmasını beklemediğini söylediğinde güvertelerde dolaşarak yolcuları can yeleklerini takmaya ve filikalara yönelmeye teşvik ediyordu. Andrews son olarak birinci sınıf sigara içme salonundaki tablonun yanında boşluğa bakarken can yeleğini atmış halde görülmüştü.


İşte White Star’ın geminin görüntüsü için güvenlikten tasarruf etmiş olması kazadan sonra da yapılanların yeterli olup olmadığı konusunda tartışmalara neden olmuştu. Kazadan sonra titanik, yaşadığı acil durumu bildirmek için pek çok yol denemişti. Geminin güç merkezleri işlemez hale gelene kadar telsiz konuşmaları sürmüştü. Bu esnada ise işaret fişekleri kullanılmış ve acil durum görsel, işitsel ve yazılı olarak bildirilmişti. Titanik, buzdağına çarptıktan sonra baş telsiz operatörü Jack Phillips ve yardımcısı Harold Bride görevlendirilmişti. Başlangıçta dönemin standart uluslararası tehlike sinyali olan ‘CQD’ kodu kullanılıyordu. Ancak durumun ciddiyeti artıyor ve kısa süre sonra tarihte ilk kez yeni standart olan ‘SOS’ kodu da Titanik’ten yoğun şekilde gönderilmeye başlanmıştı. Gönderilen mesajlarda geminin konumu veriliyor ve acil yardım isteniyordu: "Cevap verin. Konumumuz 41.44 Kuzey, 50.14 Batı. Bir buzdağına çarptık. Batıyoruz, acele edin." Bu konumlar kayıtlı olsa da Titanik’in batığı uzun yıllar bulunamayacaktı. Ancak batış sürerken yapılan en önemli çağrılardan biri de işaret fişekleriydi. Geminin güvertesinde II. Subay Charles Lightoller ve IV. Subay Joseph Boxhall işaret fişekleri hazırlamıştı. İlk fişek saat 00:45 civarında fırlatılmış ve denizcilik geleneklerine ve acil durum protokollerine uygun olarak yaklaşık 5 dakikalık aralıklarla peş peşe 8 fişek fırlatılmıştı. Saat 02.00'ye kadar bu sürmüştü. Ancak gemide 48 fişek bulunuyor ve bunların bir kısmı beyaz bir kısmı kırmızı fişeklerden oluşuyordu. Titanik'te kırmızı renkli acil durum fişekleri bulunmasına rağmen bunların hiçbirini kullanmadı. Aslında acil durum bu kırmızı fişeklerle bildiriliyordu. O gece sadece gökyüzünde patlayarak geniş bir alandan fark edilmesini sağlayacak beyaz fişekler tercih edilmişti. Bu durum yüzlerce insanı hayattan koparacak bir hatanın daha başlangıcı olabilirdi. O yıllarda denizcilikte beyaz fişekler de ‘yardım çağrısı’ amacıyla kullanılabiliyor olsa da bugünkü kadar net bir kırmızı ‘acil durum’ standardı oturmamıştı. Şirketler bazen şirket içi kutlamalarda veya konum bildirmek için de benzer beyaz roketler kullanıyordu. İşte bu karar ve halan 40 fişeğin hiç kullanılmaması Titanik’i uzaktan gören SS Californian için de önemsiz bir fişek atışı olarak yorumlanmıştı. Oysa doğru fişekler kullanılsa belki de Titanik’te kimse ölmeyecekti.

Kazanın olduğu sabah SS Californian'ın RMS Carpathia'dan çekilen görüntüsü

1912’DEN SONRA HALKI İKİYE BÖLDÜ! ‘LORD YANLISI MISINIZ?’

Hem Amerikan hem de İngiliz soruşturmaları, Californian'ın Kaptanı Stanley Lord'un iddia ettiği 19,5 mil (31,4 km) mesafeden daha yakın olması gerektiğini ve her iki geminin de birbirini görebildiğini ortaya koymuştu. Bu ne demekti? Yani Titanik’te kimse ölmeyebilir ve bu gemi bir trajedi yerine destansı bir denizcilik eseri olabilir miydi? Carpathia enkaz alanına vardığında, kuzeyde açıkça bir gemi gördüğünü kaydetmiş, hatta bu geminin Californian olduğu o sabah Carpathia’dan çekilen fotoğraflarla da kanıtlanmıştı. Her iki soruşturma da Kaptan Lord'un Titanik'e gereken yardımı sağlamadığı sonucuna varmıştı. İngiliz Soruşturması, Californian’ın roketleri ve anormalliği gördüğünde yardıma gitmesi halinde kaybedilen hayatların çoğunu, hatta tamamını kurtarabileceği sonucuna varmıştı. Kazadan aylar, yıllar sonra çok farklı güvenlik önlemleri de alınmıştı. ABD, acil durumlarda tüm gemilerde 24 saat telsiz gözetimi gerektiren 1912 tarihli ‘Telsiz Yasasını’ çıkarmış, denizde can güvenliği için ilk uluslararası sözleşme, 24 saat telsiz izlemeyi zorunlu kılan ve tehlike roketlerinin kullanımını beyaz ve kırmızı renkleri ayrıca standartlaştıran bir anlaşma oluşturmuştu. Lord'un davranışına yönelik eleştirilere rağmen, kendisine karşı hiçbir resmi bir suçlama yöneltilmemiş ve itiraz hakkı da tanınmamıştı. Ancak dünyayı ikiye bölecek tartışmalar Californian gemisinden ve Atlas Okyanusu’ndan ana karaya taşınmıştı.

Alıntı Metni
Maltepe'de 6 katlı bina çöktü! Ekipler olay yerine
Savaş Karadeniz’i bulandırıyor!

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.