s

Bağcıyı dövme, üzüm yeme diplomasisi...

Paris, Ankara ve Atina, bugünlerde her üç başkentte de müthiş bir satranç oynanıyor.

Satranç tahtasındaki piyonlar, Ege ve Doğu Akdeniz sınırında Yunanistan, Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail arasında planlanan Great Sea Interconnector Projesi’nin denizaltı kablolarını döşenmesine göre hareket ediyor ama arka tarafta şah diyebilmek için başka bir oyun kuruluyor.

Oyun kurulduğunu nereden anladın diyeceksiniz, bu hafta başında Yunanistan’ın önemli gazetelerinden birinin muhabiri dostça bir konuşmadan sonra cevaplamam ricasıyla bana çeşitli sorular gönderdi.

Sorulardan birisi, kablo döşeme işini finanse eden Fransız yatırım şirketinin ya da kablo üretimini ve döşemesini yapacak diğer Fransız şirketin, Türkiye’ye başvuru yapmalarının yeterli olup olmayacağıydı.

Son soru da Türkiye, gerektiğinde Fransız gemilerini engellemek için bölgeye Türk donanması gönderebilir mi, sorusuydu.

Soruları okuyunca benim de aklıma Atina için neyin öncelikli olduğusorusu geldi.

Yunanistan için öncelik olan şey, elektrik kablolarının döşenmesi mi yoksa Türkiye’nin bölgeye gelecek Fransız bandıralıgemilere müdahale etmesiyle önce Paris-Ankara sonra da Brüksel-Ankara arasında ciddi bir kriz yaşanması mı?

Tam bir bağcıyı mı dövme yoksa üzüm mü yeme pozisyonu yani.

Atina için, sadece askeri olarak değil diplomatik olarak da gücünün de yetmediği Türkiye’ye karşı Fransa’yı sahaya sürmek aslında kötü bir fikir değil.

★ ★ ★

Bu satranç hamlelerine karşı Türkiye’nin pozisyonu net.

Türkiye, denizaltı kablo projelerine karşı olmadığı gibi, uluslararası bağlantı altyapısının geliştirilmesini engelleme arayışındadeğil.

Ankara’nın beklentisi, kendi deniz yetki alanlarında yabancı ülkeler tarafından yürütülmesi planlanan kablo araştırma ve döşeme faaliyetleri öncesinde, çalışacak geminin bandırasını taşıdığı ülkenin diplomatik kanallar üzerinden Ankara ile temasa geçmesi, gerekli iş birliği ve koordinasyonun sağlanması.

Ankara bunun uluslararası hukukun ve uygulamanın bir gereği olduğunu söylüyor.

ABD Ticaret Bakanlığına bağlı Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresinin internet sitesinde yer alan “Denizaltı Kabloları: Uluslararası Çerçeve” başlıklı bölüm de bu açıdan dikkat çekici. Burada özetlenen uluslararası hukuk çerçevesi, Türkiye’nin tutumunu destekler nitelikte.

Yazdığım ilk sorunun cevabı da aslında bu yönde oldu.

Devletler, devletlerle ilişki kurarlar, şirketlerle değil. Dolayısıyla Fransız firması kendi ülkesinin Dışişleri Bakanlığı’na başvuruda bulunarak, Fransız Dışişleri’nden gerekli iş birliği ve koordinasyonun sağlanması için Türk Dışişleri Bakanlığı’yla temasa geçmesini isteyecek.

Meslektaşıma yazdığım cevabın içine koymadım ama şirketlerin neden bu tür işleyişin parçası olamayacağını da anlatayım:

Fransız çimento devi Lafarge, Suriye’deki fabrikasını sorunsuz çalıştırabilmek için IŞİD’e milyonlarca dolar para ödemişti, aynı dönemde Fransa, IŞİD ile Mücadele koalisyonu içerisinde yer alıyordu. Yani şirketler ülkeleri ve ülkelerin politikalarını temsil etmezler, o yüzen de muhatap alınamazlar.

★ ★ ★

Türkiye ile gerekli iş birliği ve koordinasyonun sağlanması için temasa geçme beklentisi aslında başarıyla uygulanmış bir beklenti.

2023 yılında Blue-Raman Denizaltı Fiber Optik Kablo Sistemi Projesi’nde İtalya, diplomatik kanallar üzerinden Türkiye ile önceden gerekli iş birliği ve koordinasyonu sağlayarak mutabakata vardı ve proje sorunsuz tamamlandı.

Burada bazı kafa karışıkları var.

Mesela bölgede kablo döşemek için çalışacak gemi Fransız bandıralı bir gemi olacağına göre bu konu Ankara ile Paris arasında konuşulacak.

Yunanistan bu anlamda konunun direkt muhatabı değil.

Bu konuda direkt muhatap olmasa da Türkiye, Yunanistan ile bütün sorunlarını konuşmaya ve diyaloga hazır ama Atina, deniz yetki alanları konusunda Mısır, Libya ve Arnavutluk ile diyalog arayışında. Ancak Türkiye ile benzer bir çaba yürütmüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM temaslarının ardından verdiği “Yunanistan bizim düşmanımız değil, NATO’da müttefikimiz” mesajının ise Atina’da muhtemelen seçimlerden sonra gündeme alınacak.

★ ★ ★

Meslektaşıma, Türkiye’nin Fransız gemisine karşı donanmasını yollayıp yollamayacağı sorusuna bu spekülatif bir soru diye yanıt verdim.

Ardından Türkiye ile Fransa arasındaki diplomatik ilişkilerin 490 yıllık bir geçmişe dayandığını, Fransa’nın Türkiye’de 12 milyar dolarlık yatırımı ve yaklaşık 2 bin şirketi olduğunu, 2027 için yatırım hedefinin de 5 milyar dolar olduğunu hatırlattım. Bu köklü ilişkiler ışığında, Paris’in uluslararası hukuka uygun hareket edeceğini düşündüğümü belirttim.

O cevaba yazmadığım başka notları buraya ekleyeyim:

Yunanistan, Fransa’dan satın aldığı 7 milyar dolarlık silahın ardından Paris’in tüm adımlarına siyasi ipotek koyabileceğini zannediyor.

Türkiye’ye Eurofighter ve Meteor Füzesi satışının engellenmesi için Atina’dan gelen baskıyı Paris veto etti.

Ardından Ankara ile Paris arasında askeri ilişkileri kurumsal bir çerçeveye oturtan Savunma İş Birliği Yol Haritası imzalandı,

Yunanistan’daki haber siteleri, “Fransızlar tıpkı 1. Dünya Savaşı’nda olduğu gibi bizi sattı” başlıkları attılar.

Paris, Fransız-İtalyan ortak yapımı SAMP/T uzun menzilli hava savunma füze sistemlerinin TSK envanterine girmesine karşı muhalefetini de geri çekti.

Komşumuzun ısrarla anlamak istemediği şey şu, Ege ve Doğu Akdeniz’deki sorunları ancak ikimiz çözebiliriz, Türkiye’ye karşı ittifaklar kurmaya çalışmak yerine, Türkiye ile diyalog birinci öncelik olmalı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Düşman değiliz, NATO’da müttefikiz” dedi, daha ne desin?

Fransa, diplomasiyi bilen bir ülkedir, uluslararası hukukun ne söylediğini onlar da bakmışlardır muhakkak.

Sonuçta bu kez amacıbağcıyı dövme değil üzüm yeme olanlar kazanacak...

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.