Balfour’un torunları

Lord Arthur James Balfour. 1916-1919 yılları arasında Dışişleri Bakanlığı yapmış Britanyalı bir siyasetçi. Adı tarihe, Ortadoğu’nun kaderini kökten değiştiren bir mektupla geçti.
2 Kasım 1917’de Balfour’un, Siyonist hareketin liderlerinden Lord Rothschild’e gönderdiği mektupta şu satırlar yer alıyordu: “Majestelerinin Hükümeti, Filistin’de Yahudi halkı için bir ulusal yurt kurulmasını olumlu karşılamaktadır”. Bölge o mektuptan sonra bir daha huzur bulamadı. Britanya’nın verdiği bu açık destek ile başlayan süreç, 1948’de İsrail devletinin kurulmasıyla sonuçlandı.
100 yıl önce Birleşik Krallık’ın (BK) desteği ile bölge topraklarında kendisine yer açan İsrail, bir asır sonra işgal ettiği topraklardan İngiliz diplomatlarını çıkmaya zorluyor.
Bir asır önce ve sonra
İsrail, perşembe günü, Doğu Kudüs’te Filistinlilere hizmet veren BK Başkonsolosluğu’nun diplomatik seviyesi düşürdü. Adı ‘İngiliz misyonu’ oldu. 20 diplomat İsrail’den ayrılacak, yedi diplomat ise sınırlı bir hizmet verecek.
İsrail ve BK arasındaki bu krizli süreç 8 Eylül 2026’da başladı. BK, Fransa ve on Batılı ülke (Kanada, Danimarka, İspanya, Finlandiya, İrlanda, İzlanda, Norveç, Polonya, Portekiz, İsveç) işgal altındaki Batı Şeria’da yer alan Yahudi yerleşimlerinde üretilen mallara ticaret yasağı getirdi. İsrail de buna karşılık İngiltere’ye yaptırım uygulayacağını açıklayarak Doğu Kudüs’teki İngiliz Başkonsolosluğu’nu kapatma kararı aldı.
Perde arkasında krizi büyütmemek için görüşmeler yapıldı ve ‘ara formül’ olarak ‘başkonsolosluğun diplomatik seviyesinin düşürülmesinde’ mutabık kalındı ama bu çabalar ortaya çıkan kriz resmini değiştirmeye yetmedi.
Bölgede görev yapmış bir Türk diplomat o resmi şöyle özetledi: ‘‘Balfour’un torunları, dedelerinin yayınladığı deklarasyondan 109 yıl sonra, Birleşmiş Milletler’in (BM) 1947 tarihli Corpus Separatum kararını (Kudüs’e ayrı bir yasal ve siyasi statü veren karar) hiçe sayan bir adım atmış oldu’’. ‘‘İsrail’in Doğu Kudüs’teki ‘egemenliğini’ zımnen kabul etmiş oldu’’ ifadesini de ekledi.
İsrail’in Fransız hassasiyeti
Aynı diplomat, bu süreçte ilginç bir ayrıntıya daha dikkat çekti: ‘‘İsrail, Eylül 2026’da İngiltere ile aynı adımı atan Fransa’ya karşı benzer bir mütekabiliyet uygulamıyor.’’ İki önemli sebebi ise şöyle sıraladı: ‘‘Avrupa’daki Yahudi diasporasının merkezi Fransa’da. Batı Şeria’daki yasadışı yerleşimlerde yaşayan ve çifte pasaportu olanlar arasında ABD’lilerin ardından en kalabalık grup Fransızlar.’’
İsrail’de Fransız kökenli, çifte pasaport sahibi toplam 200 bin kişi yaşıyor. Batı Şeria’daki Fransız asıllı yerleşimcilere dair net bir veri yok ama sayılarının yüzlerle olduğu ifade ediliyor. Hatzlacha isimli sivil toplum örgütünün bir başka verisi de çarpıcı: ‘İsrail ordusu içinde çift pasaport taşıyan askerlerin 12 bini ABD’li. Fransızlar 6 bini aşkın kişiyle ikinci sırada.’
Diplomatik kazanç mı kayıp mı?
Bugün cevabı aranan soru şu: Bu resim, BK açısından diplomatik kazanç mı kayıp mı?
8 Eylül’de alınan yaptırım kararı cesur ve olumlu bir adım olarak düşünülmüştü. Fakat gelinen noktada İsrail’in hukuk tanımaz tavrı, İngilizleri de dize getirmiş görünüyor. Bu kriz, kamuoyuna bir ‘orta yol’ formülüyle halledilmiş gibi sunulsa da durum pek öyle değil. Dışişleri Bakanı Ed Miliband her ne kadar ‘İsrail’in bölgede yasal yetkisi olduğunu kabul etmiyoruz, işgal sürüyor’ dese de konuştuğum diplomatın vurguladığı gibi Tel Aviv’in tavrını kabul etmek ‘İsrail’in Doğu Kudüs’teki egemenliğini’ zımnen kabul anlamına geliyor. İsrail’in işgal ettiği Doğu Kudüs’te uluslararası hukuka ayrı şekilde kendisinde gördüğü o ‘söz hakkı’ Balfour’un torunlarının bir asır sonra bölgedeki politikasını da sorgulatıyor.
Diplomatik kriz BK ile İsrail arasında yaşanıyor ama bedelini yine toprakları işgal edilmiş, egemenlikleri yok edilmiş, sürekli katliamlara uğrayan Filistinliler ödüyor.
Categories: Balfour’un torunları
Sende Yorum yap