s

Yarınki İstanbul

1912-1914 ve 1919-1920 yılları arasında iki kez İstanbul şehreminliği (belediye başkanlığı) yapan Dr. Cemil Topuzlu, 6 Mart 1866 tarihinde İstanbul’da dünyaya gelir. Paşakapısı Askerî Rüştiyesi’nde başladığı eğitimini Şam Askerî Rüştiyesi’nde tamamladıktan sonra Kuleli Tıbbiye İdadisi’ne girer. Eylül 1881 tarihinde Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye-i Şahâne’ye kaydolur. 1886 yılında, yirmi yaşında, yüzbaşı rütbesiyle mezun olur. 1887 yılında cerrahi alanında ihtisas yapmak üzere Fransa’ya gönderilir. 1890 yılında ülkeye dönüşünün ardından Türkiye’de ilk kez “Operatör” unvanıyla Haydarpaşa Askerî Hastanesi’nin hariciye servisine atanır. Ülkemizi çeşitli uluslararası kongrelerde temsil eder.

1897 yılında Sultan II. Abdülhamid’in özel doktorluğu görevini üstlenir ve 1905 yılında padişah tarafından kendisine müşir rütbesi verilir. II. Meşrutiyet’in ilanının ardından çıkarılan bir kanunla rütbesi albaylığa indirilince askerlikten ayrılır. 1909 yılında sivil ve askerî tıbbiyenin birleştirilmesine öncülük eder ve bu gayreti sonucunda 1911 yılında Tıp Fakültesi’nin ilk dekanı olur.

Şehreminliği ve İstanbul çalışmaları

Şehirle ilgili çalışmaları nedeniyle 18 Ağustos 1912 tarihinde İstanbul şehremini olarak atanır. İlk olarak belediye teşkilatının ıslahı ile işe başlayan Topuzlu, şehrin bir plan çerçevesinde düzenli olarak gelişmesine özel önem verir. Bu dönemdeki en önemli uygulamalarından biri Gülhane Parkı’nın yapımıdır. İttihat ve Terakki Cemiyeti mensuplarının sürekli müdahaleleri sebebiyle 7 Kasım 1914 tarihinde istifa ederek İsviçre’ye gider.

İstanbul’a dönüşünün ardından, 5 Mayıs 1919 tarihinde ikinci kez şehreminliği görevine getirilir ve 28 Şubat 1920 tarihine kadar bu görevi sürdürür. Bu kez de işgal kuvvetlerinin çalışmalarına yaptığı müdahaleler nedeniyle istifa eder. Yaklaşık üç ay Damat Ferit Paşa kabinesinde Nafia Nazırı olarak görev yaptıktan sonra Fransa’ya gider. Cumhuriyet’in ilanından sonra yurda döner.

Bundan sonra siyaset dışında kalan Topuzlu, vefatına kadar hekimlik mesleğini sürdürür. Ülkemizdeki ilk beyin ameliyatını gerçekleştiren Topuzlu’nun kendi icadı olan çok sayıda cerrahi aleti bulunmaktadır. Uzun bir ömür süren Topuzlu, 24 Ocak 1958 tarihinde İstanbul’da vefat eder.

Bu kitabı niçin yazdım?

Dr. Cemil Topuzlu siyasetle ilgisini keser; ancak İstanbul ile ilgili çalışmalarına devam eder. 1937 yılında Yarınki İstanbul adlı kırk sayfalık bir kitap yayımlar. Kitabın giriş yazısının başlığı “Bu kitabı niçin yazdım?”dır.

“Bu güzel şehrin plân ve haritasının tanzimi için geçen sene belediyemiz tarafından meşhur şehircilik mütehassısı Mösyö Prostun çağrıldığını ve limanın Yenikapı ile Yedikule arasında yapılmak suretile bir avan proje hazırlanmakta olduğunu gazetelerde okumuş ve pek çok sevinmiştim.

Şehrimizin belli başlı bazı aksamının müstakbel plânı yapılınca pek yakın zamanda imar faaliyetine başlanacağını dört gözle bekler iken son zamanlarda şimdiki Sirkeci ile Galata rıhtımı arasında bulunan limanın yine yerinde bırakılarak tevsi ve ıslahı için mühim miktarda bir para tahsis kılındığını ve Londra’dan ayrıca liman mütehassısları celbedildiğini ve bundan başka da şehrin ötesine berisine Konservatuvar, Adliye sarayı gibi müstakbel haritanın yapılmasından sonra yerleri belli olması lâzımgelen bazı büyük binaların dahi hemen inşa ve Halicin en güzel tarafını işgal edip ileride behemhal İzmit körfezinin münasip bir yerine götürülecek olan Azapkapıdaki tersanenin dahi tevsian tamir ve ıslah ettirilmek üzere olduğunu işidince Mösyö Prostun aylarca yapacağı emeklerin ve ileride hiçbir işe yaramayacağı muhakkak olan şimdiki limana sarfedilecek milyonlarca liranın tamamile boşa gideceğini gözümün önüne getirdim. Memleketi seven her yurddaş gibi yüreğim sızladı ve teessür duymağa başlayınca bu kitabı çıkarmağa karar verdim.”

Yarınki İstanbul adlı kitap on bölümden oluşmaktadır. İlk bölümün başlığı “İstanbul’un yarınki plânı nasıl yapılmalı?”dır. Topuzlu, kitabı yazdığı dönemde İstanbul’un ancak yüzde onunun iskân edildiğini; yüzyılların getirdiği ihmalkârlık nedeniyle harap olmuş yapıların çoğunlukta olduğunu ve çok geniş, dağınık bir şehirle karşı karşıya bulunduğumuzu belirtir.

İmar komisyonlarının kurulduğunu, Avrupa’dan uzmanların getirildiğini, harita ve planların yapıldığını; ancak yapılacak düzenlemeler için paraya ihtiyaç duyulunca çalışmaların olduğu gibi kaldığını söyler. Bu tür uygulamalar için belediye kaynaklarının yetersiz kaldığını ve merkezî hükümetin yardımına ihtiyaç duyulduğunu belirtir.

İstanbul için radikal imar önerileri

Kitabın ağırlık merkezini, limanın nerede yapılması gerektiği konusu oluşturmaktadır. Topuzlu’ya göre yeni liman, Yenikapı ile Yedikule arasına yapılmalıdır. Şehrin yeni imar planı da buna göre şekillenmelidir. İstanbul gibi geniş ve dağınık bir şehri yeniden düzenlemenin kısa süre içinde mümkün olmadığını, bunun için on yıllık bir program gerektiğini dile getirir.

Bu programın ilk beş yılında Yenikapı ile Yedikule arasına yapılacak yeni limanın yanı sıra Sirkeci’de bulunan istasyon binaları da yıkılıp, tren istasyonu limana yakın bir yere taşınmalıdır. Bunların yanı sıra Unkapanı’ndan Yenikapı’ya kadar ulaşımı sağlamak amacıyla geniş bir rıhtım ve otuz metre genişliğinde bir yol inşa edilmelidir.

Topuzlu, bütün bu alandaki yapılardan Rüstem Paşa Camii, Yeni Cami, tarihî kıymete haiz birkaç güzel sebil ile, arzu olunursa, yalnız Dördüncü Vakıf Han ve Yeni Postane Binası’nın yerlerinde bırakılmasını; medrese, türbe, hamamlar, yeni yapılan sebze hali ve balıkhane ile camilerin etraflarındaki duvarlar dâhil olmak üzere diğer yapıların ise yıkılmasını önerir.

Alay Köşkü’nün muhafaza edilmesi şartıyla Gülhane Parkı’nın etrafındaki surların kaldırılmasını; hatta bölgedeki mahalle mescitlerinin hazirelerinin yeniden düzenlenerek mevcut mezarların kaldırılmasını ve yerlerine ağaçlar ve çiçekler dikilerek çocuklara mahsus parklar yapılmasını önerir.

Topuzlu’nun programın ilk beş yılı için yaptığı bu önerilerin uygulanması, gerçekten de İstanbul’un büyük ölçüde altüst olmasına yol açacaktır.

İkinci Beş Yıllık Program: Beyoğlu

İkinci beş yıllık programda Beyoğlu bölgesi için geliştirdiği öneriler yer almaktadır. Topuzlu’nun önerisine göre Azapkapı’dan Dolmabahçe’ye kadar uzanan bölgede, kıyıdan 200-250 metre içeriye kadar olan tüm yapılar, güzel cami ve sebiller muhafaza edilmek şartıyla, bütünüyle yıkılmalıdır.

Topuzlu, bu çalışmaların yürütülmesi için yeni bir imar komisyonu kurulmasını da önerir. Başkanlığını İçişleri Bakanı’nın yapacağı bu komisyon; İstanbul Valisi ve Belediye Reisi, Merkez ve İş Bankalarından şehircilik işlerinden anlayan birer memur, Mösyö Prost, tanınmış bir Türk mimar ile bir Türk mühendis, İstanbul Üniversitesi ve Güzel Sanatlar Akademisi’nden şehir işlerinden anlayan birer profesör, Belediye Meclisi’nden üç üye, Maliye ve Nafia bakanlıklarından birer üye ve Ticaret Odası’ndan bir üye olmak üzere toplam on beş üyeden oluşacaktır.

İstanbul’un bitmeyen imar meselesi

Topuzlu’nun bu önerileri de çoğu kez olduğu gibi görmezden gelinecek ve dikkate alınmayacaktır. Üzerinden 90 yıla yakın zaman geçen bu önerilerin bazılarının bugün kabul edilmesi elbette mümkün değildir. Ancak içinde yaşadığımız şehrin farklı bakış açılarına ihtiyacı vardır. Bu tür öneriler değerlendirilip tartışıldığında aklıselim sahibi insanlar mutlaka bir çözüm geliştirebilir.

Cumhuriyet öncesinde başlayan İstanbul’u çağdaş bir şehir hâline getirme çalışmaları günümüzde de hız kesmeden devam etmektedir. İstanbul için, ben diyeyim yüz, siz deyin bin, yıllardır imar planları yapılır. Bunca imar planının sonucunda geldiğimiz nokta ise giderek içinde yaşanamaz hâle gelen bir şehirdir. Acaba İstanbul bu hâle plansızlıktan mı, yoksa çok fazla plan yapılması yüzünden mi geldi veya getirildi?

Anlaşılan gerek İstanbul’u gerekse diğer şehirlerimizi bugünkü yöntemlerle çağdaş beklentileri karşılayacak biçimde düzenlemek mümkün olmuyor. O hâlde başka yöntemleri denememiz gerekir. Bir dönem Ankara’da olduğu gibi, saygın ve toplum önünde kaybedecek itibarı olan kişilerden oluşturulacak bir İmar İdare Heyeti’nin imar ve iskân konusunda yetkili kılınması, bu konunun belediyelerin yetki alanından çıkarılması bir çözüm olabilir.

“Hata rabbanidir, hata da ısrar ise şeytani”

Dr. Cemil Topuzlu, bu kitabı yayımladığı sırada İstanbul’un nüfusunun altı yüz elli bin kişi olduğunu belirtmektedir. Günümüzde ise İstanbul’un resmî nüfusu 15.7 milyonu aşmış, yani Topuzlu’nun verdiği rakamın yaklaşık yirmi dört katına ulaşmıştır. Bu büyük artışı göz önüne aldığımızda, bugün içinde bulunduğumuz karmaşadan kurtulmak için yeni yollar denememizin kaçınılmaz olduğu anlaşılmaktadır.

Dr. Cemil Topuzlu, Yarınki İstanbul, İstanbul, 1937.

Categories: Yarınki İstanbul

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.