Sesli mesajları savunacağız!
Sesli mesajların itibarı hiçbir zaman parlak olmadı. Herkesin hayatında, beş dakikalık monologlarını “kısaca şunu söyleyecektim” diye açan bir arkadaş vardır ve sesli mesaj karşıtlığı biraz da o arkadaşın eseridir.
Sesli mesajların itibarı hiçbir zaman parlak olmadı. Herkesin hayatında, beş dakikalık monologlarını “kısaca şunu söyleyecektim” diye açan bir arkadaş vardır ve sesli mesaj karşıtlığı biraz da o arkadaşın eseridir. Teknoloji şirketleri de bu cepheye katıldı: WhatsApp birkaç yıldır sesli mesajları telefonun içinde yazıya döküyor; iPhone’da Türkçe de dahil. Yani artık bir sesli mesajı dinlemek zorunda bile değilsiniz, okuyup geçebilirsiniz.
Dijitalleşmeyle gelen davranış bozukluklarına bu köşede savaş açmış biri olarak hemen söyleyeyim: Sesli mesaj karşıtlarına katılmıyorum. Bence sesli mesajlar modern iletişimin başına gelmiş en iyi şeylerden biri. Evet, ben de bir ses mesajcısıyım.
Peki neden sesli mesaj kullanıyor ve savunuyorum?
1. Aramaktan çok daha insaflı: Birkaç yıl önce “Telefonla aramak... İnsan sevdiğine bunu neden yapar?” başlıklı bir yazı yazmıştım. Birini telefonla aramanın zorlayıcı, hatta baskıcı bir yanı var: Arayan kişi, konuşmanın hemen o anda yapılmasını talep ediyor. Sesli mesaj ise dinleyene görece bir özgürlük tanıyor. Üstelik arayan kişiyi iki kat hızda dinleme şansımız da (ne yazık ki) yok.
2. Yazmaktan çok daha güvenli: Hayatını yazıyla kazanan biri olarak, iş “birbirimizi anlamaya” geldiğinde yazının yetersiz kaldığını düşünüyorum. Duygu ve niyet karşı tarafa tam olarak geçmiyor. Emojiler de yanlış anlamadan doğan çevrim içi kavgaları önlemeye yetmiyor. (Birleşen eller emojisinin bile sizi kurtaramayacağı durumlar var.) Sesli mesajda ise söylemek istediğinizi tam da kastettiğiniz vurguyla iletme şansınız var. Bir kavga çıkacaksa ya da biri diğerine âşık olacaksa, en azından bunun hakkıyla olacağından emin olabiliriz. Tabii karşı taraf dökümü açıp sesinizi hiç duymadan, noktalamasını makinenin uydurduğu bir metni okumuyorsa. O durumda kavga da aşk da yine yazıya kalıyor.
3. Yazının şehveti seste kaybolur: İkinci maddeye şunu da eklemek mümkün: Yazıda kendini iyi ifade eden insanlar bazen yazının şehvetine, kelimenin gücüne kapılıp niyetlerini aşabiliyor. Ses kaydında böyle kendinden geçmelere pek yer yok.
4. Uzun sesli mesajlar çekilmez ama: Bir şeyi hızlıca yazabiliyorsak yazıyoruz; yazılı mesajlaşma hâlâ dijital iletişimin temel taşı. Ama konu uzun bir açıklama gerektiriyorsa, onu yazmak hem gönderen hem de alan için eziyete dönüşebiliyor. Evet, uzun sesli mesajlar gerçekten can sıkıcı olabiliyor. Ama yerine duvar gibi bir paragraf gelecekse, iki kat hızda dinleyebileceğim bir sesli mesajı tercih ederim. Hele artık dinlemeyip dökümüne göz gezdirme seçeneği de varken, uzun sesli mesaja itirazın son kalesi de düştü sayılır. Bir yazılı mesaj uzadıkça, karşı tarafa geçen agresiflik de artıyor.
Bütün bunlara rağmen sesli mesaj, herkesin benimsediği bir alışkanlık değil. WhatsApp 2022'de her gün 7 milyar sesli mesaj gönderildiğini açıklamıştı. ABD’de 2023'te yapılan bir ankete göre de Amerikalıların üçte ikisi sesli mesaj kullanıyordu. Aynı ankette sesli mesajın en çok başvurulduğu durumlar şöyle sıralanıyordu:
-
Karmaşık duyguları ifade etmek için: Yüzde 48
-
Araba kullanırken: Yüzde 44
-
Acelesi olduğunda: Yüzde 44
-
Derin duyguları ifade ederken: Yüzde 31
Ama tablo her yerde aynı değil: YouGov’un bu yıl yaptığı araştırmada Amerikalıların yüzde 41'i sesli mesajın kendi hayatlarında hiç yeri olmadığını söylüyor. Kısacası ses mesajcılar hâlâ bir kulüp, kitle değil.
Özetle, bana göre sesli mesajlar dönüşüm sancısıyla ortaya çıkmış bir dijital dert değil. Görüntülü arama gibi marjinal kalmamasının sebebi de geleneksel iletişime daha yakın olması. O yüzden bir ricam var: Dökümü kapatın, sesi dinleyin.
Categories: Sesli mesajları savunacağız!
Sende Yorum yap