s

Dijital gazetecilik nereye gidiyor? Buraya nasıl geldik?

İnternet gazeteleri çeyrek asırdır milyonlarca insanın habere ulaştığı yerler. Peki bu popüler mecralar neden bir türlü parmakla gösterilecek birer ticari ürüne dönüşemedi?

İnternet gazeteleri çeyrek asırdır milyonlarca insanın habere ulaştığı yerler. Peki bu popüler mecralar neden bir türlü parmakla gösterilecek birer ticari ürüne dönüşemedi?

İnternet gazeteciliğine başladığında ortada pek internet olmayan bir kişi olarak gözlem ve düşüncelerimi aktarmam gerekiyor gibi hissediyorum. Yukarıdaki sorunun kısa yanıtı şu: Her şeye gömleği yanlış ilikleyerek başladık ve ne o gömleği tekrar giymeye ne de değiştirmeye kendimizi ikna ettik.

Uzun yanıta gelirsek; dijital habercilik geleneksel gazeteciliğin çok önemli bir dinamiğini ıskalayarak işe başladı. Basılı gazetede müşteri okurdu. Evet sayfalara ilan da alınırdı, o da kritik bir gelir kalemiydi. Ancak o dinamik, gazetenin satılmasına bağımlıydı. O gazeteler okurun para vermesine değecek kalitede üretilmeye mecburdu.

İnternet gazetelerinde ise müşteriler reklamverenler oldu. Müşterinin tek gayesi haliyle daha fazla reklam göstermekti. Okur ise ürüne bedava sahip olan, hasbelkader oradan geçmekte olan kalabalıklar olarak kodlandı. Onların memnuniyetinin, düşüncesinin hiçbir önemi olamıyordu. Habere ulaşmak için gelmek zorundaydılar, clickbaitlere tıklayıp küfrediyor olmaları müşteri (markalar) ile yayıncı arasındaki ilişkiyi ilgilendirmiyordu. Mecralar daha çok sayfa, dolayısıyla daha çok reklam gösterip zengin olacaktı.

Ama olamadı, neden?

Bu sistemi doyurulması zor bir canavar gibi tanımlayabiliriz. Adım adım özetleyeyim:

  • Daha çok sayfa göstermek için kaliteden ödün vermek gerekti.

  • Kaliteden ödün verince sayfadaki reklamın birim değeri azaldı.

  • O sayfayla bir önceki geliri elde etmek için daha fazla/hızlı sayfa göstermek gerekti.

  • Gelir düştükçe daha az editörle daha fazla trafik alma zorunluluğu doğdu.

  • Bu da sayfanın ve reklamın değerini daha aşağı çeken bir kısır döngüye neden oldu.

Sonuç: Haberin bölünerek verildiği ama canavarı tatmin etmeyen formatlar.

Tabii bunlar olurken birkaç gelişme yaşandı. “Tıklasın da nasıl tıklarsa tıklasın”, “Nasılsa mecbur gelecekler” denilen okurlarla yayıncılar arasındaki güven ilişkisi bozuldu. Ve sonra o okurlar o güzel atlara binerek adına sosyal medya denilen yere göç etmeye başladı.

Biiyorsunuz terk edilmek çok güçlü bir motivatör olabiliyor. Okuru daha merkeze koyan anlayış güçlendi, clickbaitler azaldı, kaliteli içerik üretme isteği yükseldi. Tabii programatik reklamların “sayfada kalma süresi” gibi parametrelerden etkilenmeye başlaması da bunda etkili oldu.

Peki bu dönüşüm zorlukları aşmaya yetiyor mu? Hayır.

Sektör, haberin bedava sunulduğu gelir modeli ile dönmüyor. Model halen temelde çok sayfa gösterebilme dinamiğine yaslanmak dışında çözüm üretemiyor. Bu da habercilik kalitesini kısıtlıyor. Gelinen nokta yayıncı ve okur arasında bozulan ilişkiyi tamir etmeye yetmiyor.

Hızlı özet sonrası günümüze gelirsek, kaliteli işler yapan yayınların kapanmak zorunda kaldığını ve birçok haber sitesinin de Google’a bir tepkisi olduğunu görüyoruz. Bu tepkinin içinde haklı noktalar olmakla birlikte, arama motorundan gelen trafiklerin düşmesi dijital haberciliğin içinde bulunduğu duruma sebep değil. Google trafiğine böylesine muhtaç olmamız birkaç paragraftır anlatmaya çalıştığım süreçlerin bir sonucu.

Evet arama sonuç sayfaları, ülkemizde gerçekten bir SEO enkazına dönmüş durumda. Evet, bizdeki bu sorunları özel çözümlerle değil, genele çıktıkları güncellemelerle çözmeye çalışıyorlar.

Ancak beklentileri doğru ayarlamak lazım. Bunlar kâr amacı taşıyan şirketler. Keza trafik için bel bağlanılan diğer dağıtıcı sosyal medya platformları için de benzer şeyleri söyleyebiliriz.

Peki çözüm ne?

Okuru yeniden müşteri yapmak. Okurla güven bağını yeniden kurmak. Okurun para vermekten mutluluk duyacağı haberler üretmek, gururla taşıyacağı platformlar yaratmak. Söylemesi yapmaktan kolay ama bunu inşa etmeye başlamamız gerekiyor, çünkü zaman alacak.

“Hayır, kimse habere para vermez!”

Müzik dinlemek için, maç izlemek için, dizi seyretmek için veriyoruz. Youtube’da reklam çıkmasın diye, Twitter’da mavi tikim görünsün diye, arkadaşlık uygulamasında sonsuza kadar kaydırayım diye, yapay zekâ derdimizi dinlesin diye veriyoruz.

Sorun belli ki para değil.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.