Moda haftalarının en büyük trendi: Nepo baby’ler
Eskiden yeni sezonun stil trendlerini, öne çıkan aksesuarları, süpermodelleri konuşurduk. Şimdi ise konu değişti: Ünlü bir soyadına sahip olan genç isimleri konuşuyoruz

Ünlü bir soyadına sahip olmak, bugün moda dünyasında neredeyse başlı başına bir meslek, bir görünürlük stratejisi ve tartışmasız iyi bir başlangıç. İngilizcede “nepo baby”, nepotizm ve bebek kelimelerinin bir araya gelmesiyle oluşuyor, en basit tanımıyla, ailesinin şöhreti, bağlantıları, ekonomik gücü veya sektördeki konumu sayesinde normal koşullarda ulaşması daha zor olabilecek fırsatlara erişen kişileri anlatıyor. Ancak kavramın etrafındaki tartışma, bir insanın yalnızca ünlü anne babasının çocuğu olduğu için başarılı olamayacağı iddiasından çok daha karmaşık, çünkü mesele bu çocukların yeteneksiz olduğunu kanıtlamak değil, aynı yeteneğe sahip iki kişiden hangisinin kapıdan içeri girebilmek için daha fazla beklemek zorunda kaldığını sormak.

Moda endüstrisi bu soruyu tartışmak için özellikle elverişli bir alan, çünkü burada yetenek kadar doğru zamanda doğru yerde bulunmak, doğru insan tarafından fark edilmek, doğru kampanyada görünmek ve bütün bunları küresel ölçekte dolaşıma sokabilecek bir soyadına sahip olmak da önemli. Üstelik artık bir defilenin ön sırasında oturmak, markanın kampanyasında yer almak, ünlü bir annenin gardırobundan ödünç alınan bir parçayla fotoğraf vermek veya moda haftasının en çok konuşulan isimlerinden biri hâline gelmek de kariyerin parçası.

Paris’te bu sezonun en dikkat çekici örneklerinden biri, Gwyneth Paltrow ile Coldplay’in solisti Chris Martin’in kızı Apple Martin’in Chloe defilesinde podyuma çıkmasıydı. Markanın daha önceki kampanya çalışmalarında da görülen 22 yaşındaki Martin, İlkbahar/Yaz 2027 koleksiyonunun bohem ruhuna uygun beyaz, işlemeli ve volanlı elbisesiyle yürürken aynı zamanda Hollywood ile müzik dünyasının iki ayrı güçlü soyadını taşıyan bir genç kadının moda endüstrisine girişini temsil ediyordu.

Stephanie Seymour’un kızı Lily Brant’ın Alaia podyumundaki ilk yürüyüşü ise aile mirasının moda dünyasında nasıl sembolik bir anlam kazandığını gösteren başka bir örnekti. Annesinin 1980’lerdeki model kariyerinde önemli bir yeri olan aynı modaevinde podyuma çıkmak, hiç şüphesiz sıradan bir iş başvurusundan farklı. Burada geçmiş, yeni kuşağın kariyerine anlam kazandıran bir hikayeye dönüşüyor. Brant’ın annesinin gardırobundan seçtiği topuklu ayakkabılarla yürüyüşünü prova etmesi de bu hikâyenin sembolik bir ayrıntısı.

Performans zorunluluğu yaratıyor
Apple Martin ve Lily Brant’ın yanında, Meryl Streep’in kızı Louisa Jacobson, Nicole Kidman ile Keith Urban’ın kızı Sunday Rose Urban ve John Travolta ile Kelly Preston’ın kızı Ella Bleu Travolta gibi isimler de bu sezonun moda haftalarında dikkat çeken ünlü çocukları arasında yer alıyor. Sunday Rose’un Valentino podyumundaki görünümü ve Jacobson’ın Miu Miu kadrosunda yer alması, ünlü ailelerin çocuklarının moda dünyasına girişinin artık bir magazin haberi olmaktan çıkıp sezonun trendi hâline geldiğini gösteriyor.

Bütün bu isimleri aynı sepete koymak doğru değil. Bir kısmı modellik kariyerine yeni başlıyor, bir kısmı oyunculuk veya müzik gibi farklı alanlarda kendi yolunu arıyor, bir kısmıysa henüz yalnızca moda haftasının yarattığı görünürlüğün içinde dikkat çekiyor. Ünlü bir aileden gelmek, kapının açılmasını kolaylaştırabilir, kapının ardında kalıcı bir kariyer kurmak ise başka.

Paris Moda Haftası’nın aile fotoğrafı podyumda yürümekle de sınırlı değildi. Heidi Klum’un kızı Lou Samuel annesiyle Vivienne Westwood defilesine katılırken, Nicole Kidman kızı Faith Urban ile Chanel gösterisini izledi, Julianne Moore kızı Liv Freundlich ile Messika’da, Tim Burton ise kızı Nell ile Loewe’de görüldü. Deva Cassel, annesi Monica Bellucci ve babası Vincent Cassel’den aldığı güzellikle çok önde başlayan bir model olarak Dior çevresinde yerini alırken, Kate Moss’un kızı Lila Moss da yeni kuşağın moda dünyasındaki görünürlüğünü sürdürüyor.
Bu tablo bize ne söylüyor? Moda haftalarının ailelerin, ilişkilerin, kültürel sermayenin ve kuşaklar arası geçişin de sahnelendiği birer gösteriye dönüştüğünü. Bir zamanlar annesinin ön sırada oturduğu defilede bugün kızının yürümesi, moda endüstrisinin hafızasını ve süreklilik arzusunu da besleyen bir görüntü. Markalar için tanıdık bir soyadı, hikâyesi hazır bir karakter ve haber değeri taşıyan bir yüz demek. Sosyal medya çağında bunların her biri, koleksiyonun kendisi kadar dolaşıma girebiliyor.
Yine de nepo baby tartışmasını yalnızca moda dünyasının genç kadınları üzerinden okumamak gerekiyor.
Ünlü ebeveynlerin çocukları için asıl çelişki burada başlıyor: Ayrıcalık, fırsatlara ulaşmayı kolaylaştırırken, kişinin kendi başarısının ne kadarının kendisine ait olduğu sorusunu da sürekli canlı tutuyor. Sıradan bir genç insanın başarısız bir girişimi unutulabilirken, ünlü bir ailenin çocuğunun her yeni denemesi manşete taşınabiliyor. Bu görünürlük bir avantaj olduğu kadar, bitmeyen bir performans zorunluluğu da yaratıyor.

Olivia Colman podyumda
Bu sezonun asıl ilginç tarafıysa yalnızca ünlü çocukların podyuma çıkması değildi. Miu Miu’nun 4 Ekim’deki defilesinde Olivia Colman, Emma Corrin, Katherine Waterston, Jamie Bell ve Ella Bleu Travolta gibi farklı alanlardan gelen isimlerin aynı koleksiyonda yer alması, model kavramının sınırlarını yeniden düşünmek için iyi bir fırsat sundu. Oscar ödüllü Colman’ı podyumda görmek, kusursuz ölçüler, standart yürüyüş teknikleri ve geleneksel güzellik kalıpları etrafında kurulmuş model imgesinin artık tek geçerli seçenek olmadığını hatırlatıyordu.
Colman’ın varlığı, bir oyuncunun modellik mesleğini bir gecede devralmasından çok, podyumun artık farklı bedenlere, yaşlara, yüzlere ve hayat hikâyelerine açık olduğunu gösteriyor. Miuccia Prada’nın yıllardır sürdürdüğü alışılmadık oyuncu seçimi geleneği, kıyafeti yalnızca genç ve anonim bir beden üzerinde göstermenin ötesine geçiyor. İzleyicinin o kıyafete, onu taşıyan kişinin tanıdık yüzü ve kamusal kimliği üzerinden bakmasını sağlıyor.
Elbette burada bir başka soru da var, geleneksel model kalıplarını yıkmak adına podyuma çıkan ünlüler, sektördeki profesyonel modeller için daha fazla alan mı açıyor yoksa markaların haber değeri yüksek isimlere duyduğu ihtiyaç, modellik mesleğini başka bir rekabetle mi karşı karşıya bırakıyor? Olivia Colman’ın podyumda yürümesi, yaş ve beden çeşitliliği açısından anlamlı bir görüntü yaratabilir; ancak bu görüntünün gerçek bir dönüşüme dönüşüp dönüşmeyeceği, sonraki sezonlarda kaç farklı yüzün aynı fırsatı bulacağıyla anlaşılacak.
Sende Yorum yap