s

Sosyal medyada yeni dönem: 15 yaş sınırı ve kimlik doğrulama

Türkiye'de sosyal medya kullanımına ilişkin önemli bir hukuki düzenleme yapıldı. 10 Ekim 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan yeni yönetmelikle, 15 yaşından küçük çocukların sosyal ağ hizmetlerinden yararlanması yasaklanırken diğer kullanıcılar için de yaş doğrulama zorunluluğu getiriliyor.

1 Kasım'da yürürlüğe girecek düzenleme yalnızca çocukları ve ebeveynleri ilgilendirmiyor. Instagram, TikTok ve benzeri platformları kullanan milyonlarca kişinin dijital hayatını da etkileyecek. Üstelik sosyal medya şirketlerine getirilen yükümlülükler, bugüne kadar alıştığımız bazı özelliklerin çocuk hesaplarında tamamen ortadan kalkması anlamına geliyor.

Peki, yeni düzenleme tam olarak neyi değiştiriyor? Çocukların korunması amacıyla getirilen bu kurallar, kişisel verilerimiz ve dijital mahremiyetimiz açısından ne anlama geliyor?

15 yaşından küçüklere sosyal medya sınırlaması geliyor.

Yeni yönetmeliğin en açık hükmü, 15 yaşını doldurmamış çocuklara sosyal ağ hizmeti sunulamayacak olması. 15-18 yaş grubundaki gençler ise sosyal medyayı kullanmaya devam edebilecek ancak onlar için farklı kurallar uygulanacak. Örneğin bu yaş grubundaki kullanıcıların hesapları varsayılan olarak gizli olacak ve kamuya açık hâle getirilemeyecek. Canlı yayın açamayacak, telefon rehberleri sosyal medya hesaplarıyla eşleştirilemeyecek. Hesapların başka kullanıcılara önerilmesi ve davranışlara dayalı kişiselleştirilmiş reklam gösterilmesi de sınırlandırılacak.

Dikkat çekici bir başka değişiklik ise sosyal medya platformlarında sıkça karşılaştığımız, videoların ve görsellerin arka arkaya sunulmasını sağlayan kaydırma özelliklerine ilişkin yasak. Böylece düzenleme, yalnızca çocukların hangi içerikleri görebileceğine değil, sosyal medya platformlarının çocuklara nasıl bir kullanım deneyimi sunduğuna da müdahale ediyor.

Hukuki sorumluluk artık daha belirgin görünüyor.

Aslında çocuklara özgü sosyal medya hizmeti sunulması düşüncesi hukuk sistemimiz açısından tamamen yeni değil. 5651 sayılı Kanun'a 2022 yılında eklenen düzenlemeyle sosyal ağ sağlayıcılarına çocuklara özgü ayrıştırılmış hizmet sunma konusunda tedbir alma yükümlülüğü getirilmişti. 2023 yılında Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu tarafından yayımlanan usul ve esaslarda da bu yükümlülüğe yer verilmişti.

2026 yılında yapılan kanuni değişikliklerle ise bu yaklaşım genişletildi. Yeni yönetmelik, yaş doğrulama yöntemlerinden ebeveyn kontrol araçlarına kadar pek çok konuyu ayrıntılı biçimde düzenliyor. Buradaki temel değişim, çocukların dijital ortamda korunmasının yalnızca ailelerin sorumluluğu olarak görülmemesi. Artık sosyal medya şirketlerinden, çocukların gelişimine uygun hizmet tasarlamaları ve bunu denetlenebilir biçimde sunmaları bekleniyor.

Herkes yaşını doğrulayacak, peki verilerimiz ne olacak?

Düzenlemenin yetişkin kullanıcılar açısından en önemli sonucu yaş doğrulama sistemi. Yönetmeliğe göre yaş doğrulaması e-Devlet üzerinden oluşturulacak bir belirteç aracılığıyla yapılacak. Sosyal medya platformları, kullanıcının adını veya T.C. kimlik numarasını değil, 15 ve 18 yaş sınırlarını geçip geçmediğini gösteren bilgiyi alacak. Bu yöntem, kişisel verilerin korunması bakımından önemli bir güvence sunmayı amaçlıyor. Çünkü bir sosyal medya şirketinin kullanıcının yetişkin olduğunu öğrenmesi için onun kimliğini bilmesi gerekmiyor. Ancak yaş doğrulama sisteminin nasıl uygulanacağı da en az düzenlemenin kendisi kadar önemli.

Doğrulama sırasında hangi kayıtlar tutulacak? Bu kayıtlar başka verilerle ilişkilendirilebilecek mi? Kullanıcıların hangi platformlarda hesap sahibi olduğu dolaylı olarak belirlenebilecek mi?

Bu soruların yanıtları, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'ndaki veri minimizasyonu ve ölçülülük ilkeleri bakımından önem taşıyor. Çocukların korunması meşru ve gerekli bir amaç. Ancak bu amaç doğrultusunda kurulan sistemin, yetişkin kullanıcıların dijital mahremiyetini gereksiz yere sınırlandırmaması da gerekiyor.

Yasak tek başına yeterli mi?

Düzenlemenin bir başka boyutu da uygulamadaki etkinliği. 15 yaşından küçük çocukların sosyal medya hesabı açmasını engellemek, onları internetin bütün risklerinden korumaya yetmeyebilir. Farklı hesaplar üzerinden erişim sağlanması veya denetimin daha sınırlı olduğu dijital ortamlara yönelme ihtimali devam ediyor. Bu nedenle hukuki tedbirlerin dijital okuryazarlık eğitimiyle desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Çocukların algoritmaların nasıl çalıştığını, kişisel bilgilerinin neden değerli olduğunu ve karşılarına çıkan içeriklerin hangi amaçlarla önerildiğini öğrenmeleri gerekiyor. Öte yandan platformların da çocukların dikkatini mümkün olduğunca uzun süre ekranda tutmaya yönelik tasarımlarını yeniden değerlendirmesi önemli.

Koruma ile mahremiyet birlikte mümkün mü?

Yeni yönetmelik, sosyal medya şirketlerinin çocuklara karşı sorumluluklarını somutlaştıran önemli bir adım. Ancak düzenlemenin başarısını yalnızca kaç hesabın kapatıldığıyla veya kaç kullanıcının yaşını doğruladığıyla değerlendirmemek gerekiyor. Asıl ölçüt, çocukların gerçekten daha güvenli bir dijital ortamda bulunup bulunmadığı olmalı. Bunu yaparken kişisel verilerin korunması, ifade özgürlüğü ve dijital mahremiyet gibi hakların da gözetilmesi gerekiyor. Çünkü çocukları korumakla özgür bir interneti korumak birbirine karşıt hedefler değil.

Asıl mesele, çocuklarımız için daha güvenli bir dijital dünya oluştururken, onların gelecekte özgürce kullanabilecekleri bir interneti de koruyabilmek.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.