Koş Meryem, koş
“Beş dakikada ne kadar uzağa koşabilirsiniz?” Bir fitness sorusuna benziyor değil mi, bir ‘sağlıklı yaşam’ önerisi gelecekmiş gibi ardından. Ama bu Meryem için yalnızca bir ‘hayatta kalma’ sorusu.

Şöyle düşünelim; herhangi bir anda; yemek yerken, yıkanırken, uyurken bir uyarı atışı gelecek. Bu birazdan o binaya bomba atılacak demek ve bizim bombanın bizi öldüremeyeceği uzaklığa kaçmak için beş dakikamız var. Bu bilgiyle nasıl yaşarız?
Adını bombardımandan hemen önce binaların tahliye edilmesi için çatılara yapılan bu ‘uyarı vuruşu’ndan alan “Çatıya Tıklatma”, Gazze’de yaşayan Meryem’in oğluyla birlikte sağ kalabilmek için tekrar ettiği kaçış provaları etrafında ‘devam eden’ gündelik hayatı anlatan müthiş bir oyun.
Filistinli yazar ve oyuncu Khawla Ibraheem’in yazdığı oyun Fact Tiyatro tarafından Ali Haydar Çataltepe’nin yönetmenliğinde sahneye taşındı. Tempolu bir rejiyle, sahiciliğini bütün çarpıcılığıyla öne çıkararak. Sahnede sadece bir sandalye, bir de spot ışıkları var. Bir de hikâyeyi bütünüyle sırtlanan bir oyuncu: Nihal Yalçın. Meryem’in hikâyesini iliklerine kadar hissedip değerli bir emanet gibi taşıyarak bize aktarıyor. Nefes kesen fiziksel performansı bir yana, metni o en sert anlarına sızan keskin mizahıyla o kadar iyi aktarıyor ki.
Büyük cümleler kurmadan çok şey anlatan bir oyun, “Çatıya Tıklatma”. Bir felakete her an hazır olma halini, duşa bile çıplak girememeyi ki enkaz altında kalırsan cesedin edepli olsun, kaçarken yanına alacaklarını planlamayı… Pahalı kremlerini ve antikacıdan aldığın vazoyu da bırakmak istememeni…
Her “Siz olsaydınız ne alırdınız?” diye sorduğunda midesine yumruk yemiş gibi oluyor ‘seyirci’. Neye seyirci kaldığımızı öyle bir hissediyoruz ki. Orada birer sayı değil bize çok benzeyen insanlar, anneler, çocuklar, matematik okumuş, gelecek için hayaller kurmuş Meryem’ler, banyodan kaçıp çizgi film izlemek isteyen küçük Nuh’lar var. Nuh ‘huzur’ demekmiş. O yok işte, huzur yok. İnsanın “Neden öldürmeden önce haber veriyorlar ki?” diye isyan ettiği, bazen en iyisinin yıkılmış bir bina olduğunu düşünecek (çünkü bir daha yıkılamaz) raddeye geldiği bir hayat var. Mutlaka izlenmeli.
Yazarın mektubu
Khawla Ibraheem Filistin’den gelip oyununun prömiyerinde bulunamadı. Ocak ayında burada ekiple birlikte olması için Türkiye’den vize alması gerekiyor. İsrail makamları tarafından düzenlenen seyahat belgesiyle vize almakta zorlanıyor. Bu engeli kısa sürede aşmasını umarak gönderdiği mektuptan bir parça okuyalım: “Ben gençken, Suriye Arapçası dublajıyla Türk dizileri izlerdim. Bütün ailem bir araya gelir, Noor ve Muhannad’ı - “Gümüş”ün baş karakterlerini - izlerdik. Bana şunu öğretti: Aramızdaki bütün farklılıklara rağmen hepimiz severiz, sevilmek isteriz; hepimizin sevdiği ve bazen tartıştığı aileleri vardır.
O zamanlar, aşkın her şeyin üstesinden geleceğine dair o güzel fikre inanmaya başlamıştım. Büyüdükçe, hayatın bu kadar basit olmadığını öğreniyoruz. Ama ben hâlâ o duyguyu içimde taşıyorum. Şimdi evimde İstanbul’da bir tiyatro salonunda hepinizin bir araya geldiğinizi hayal ederken, sizi bir bakıma o zamanki ailem gibi düşünüyorum, bir araya gelmiş, önünüzde gelişen bir hikâyeyi izliyorsunuz.
Umarım oyunun içindeki sevgiyi duyarsınız ve onu — en azından bir süreliğine — içinizde tutarsınız. Çünkü gerçeklik hakkında bildiğimiz onca şeye rağmen, hâlâ aşkın insanların kalbine ulaşmanın bir yolunu mutlaka bulacağına inanmak istiyorum.”
Çatıya Tıklatma / Fact Tiyatro
Yazan: Khawla Ibraheem / Yöneten: Ali Haydar Çataltepe / Metni Geliştiren: Oliver Butler / Çeviren: Arya Akkutlu / Dramaturg: Ferdi Çetin / Işık Tasarımı: Eren Uğurhan / Müzik Tasarımı: Can Birben / Reji Asistanı: Yelda Kardaş Ayfer / Afiş Tasarım / Fotoğraf: İdil Sezgin / Oynayan: Nihal Yalçın
Sende Yorum yap