Al birini, vur ötekine
Beşiktaş’ta büyük çabalarla harika bir takım kuruldu. Öyle ki farklı renklere gönül veren futbol severler bile Kartal’ın maçlarını ilgiyle izliyor.
Süper Lig’de 7. haftayı geride bıraktık. Bu süreçte hakem ve VAR kararlarıyla Beşiktaş’ın 6 puanının güme gittiğini düşünüyoruz! Düşünmek ne kelime, gitti kardeşim gitti!
Trossard’a atılan Osmanlı tokatı hala hafızalarımızda! Kocaelispor maçında Vlahovic’e yapılan müdahele de sanki onun fotokopisi! VAR sohbeti güzel, peki kırmızı kart ve penaltı kararı neden çıkmadı? Sakın ola bu eleştirilerimize fanatizm yaftası yapıştırmaya kalkmayın! Maçları tarafsız gözlerle izliyoruz; üzerimizde forma yok, vicdanımızda da takım ayırımı!
Gelelim Nübel’in rakibine yaptığı müdahaleye... O pozisyon da tartışmaya açık. Kimilerine göre penaltı hem de kırmızı kart çıkabilirdi. Ancak Nübel’in rakibinin ayağının kendisine gelmesini engellemek amacıyla hamle yaptığı görüşü de yabana atılmamalı. O ayağın Nübel’e gelmesi halinde sakatlanma riski de vardı.
Bizler kurallar uygulansın, adaletli düdükler çalınsın, kimsenin hakkı yenmesin diyoruz, derdimiz, isyanımız bunadır! VAR’a yabancı hakem getirdik, peki değişen ne? Kocaman bir hiç! Yerlisi, yabancısı fark etmiyor; sonuç değişmiyor. Gelinen noktada insanın aklına şu söz geliyor: “Al birini, vur ötekine”...
TFF, aile şirketi mi?
Türkiye Futbol Federasyonu’nda istifaların ardı arkası kesilmiyor! Bu kervana son olarak eski başkanvekili Lale Cander de katıldı. Ancak benim asıl dikkatimi çeken, Cander’in istifasından çok, Başkan İbrahim Hacıosmanoğlu’na yönelik eleştirileri oldu.
Cander’in, “Bugün yeniden sandık kurulsa 30 oy alamaz. TFF bir aile şirketi değildir. Kurumsallık, liyakat ve bağımsız hukuk olmadan Türk futbolunda reform yapılamaz” sözleri sıradan açıklamalar değil! Özellikle, “TFF bir aile şirketi değildir” vurgusu, Riva’daki yönetim anlayışına ilişkin ciddi soru işaretlerini de beraberinde getiriyor.
Türk futbolunun ihtiyacı olan şey, kişisel tartışmalar ve peş peşe gelen istifalar değil; güven veren, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim anlayışıdır.
Aramızda dağlar var
Galatasaray-Barcelona... Skor tabelası konuk takımı işaret ediyor. Ancak ben skorun ötesine geçmek, gördüklerimi paylaşmak istiyorum. Barcelona, Avrupa’nın en büyük takımların biri; Galatasaray ise ülkemizin en güçlü temsilcilerinden... Ne var ki iki takım arasındaki farkı sanırım herkes gördü.
Topla oynama oranı yüzde 79 Barcelona lehine! İnanın, Aslan’a topun yüzünü göstermediler! O nasıl bir paslaşmadır arkadaş?
Sahanın her bölgesinde nasıl üçgenler kuruyorlar, nasıl boş alan yaratıyorlar! Kaçırdıkları pozisyonları, Uğurcan’ın kurtarışlarını da hesaba katsak skor tabelasındaki rakamın ikiye katlanması işten bile değildi!
Yıllardır konuşuyor, yazıyor, çiziyoruz: “Biz neden Avrupa seviyesinde değiliz?” Avrupa’nın devleriyle aramızdaki mesafeyi kapatmak istiyorsak öncelikle zihniyetimizi değiştirmeliyiz. Futbola bakışımızı, oyun anlayışımızı ve yönetim biçimini sorgulamalıyız! Altyapı... Yeterli yatırım yok, sabır yok, planlama yok! Eee, böyle olunca da Avrupa’da sınıfta kalıyor, kendi ligimizde avunuyoruz!
Sende Yorum yap