Patlamak için başına insan toplanmasını bekleyen bombalar
Savaş bir hiledir ve savaşta her türlü aldatmaca mübahtır. Askeri savaş stratejilerinin temel ilkesi, bu ünlü “Savaş aldatmadır” özdeyişiyle özetlenebilir. Sun Tzu (San Zi) MÖ 500’lerde, Hz. Muhammed (AS) MS 500’lerde, hemen hemen aynı kelimelerle, insanlığın ilk gününden bugüne, Gazze’ye karşı Siyonist işgal planına kadar, tüm savaşların düşmanın algısını şekillendirmeye dayandığını belirttiler.
Uluslar, güçlü iken zayıf, hareket halindeyken hareketsiz ya da yakınken uzak görünmek gibi, aldatma taktiklerine başvurdular. Bunun en görkemli örneği, Çanakkale’de Hisarlık Tepe’de kalıntıları bulunan Truva’da, çekilen kuvvetlerin güya düşmanlarını onurlandırmak için bıraktıkları tahta attır! Hâlâ yeni filmlere konu olan tarihin en ünlü taktiksel aldatma örneği.
İslam geleneği, bu ilkenin zamanlama ve niyetlerin gizlenmesi yoluyla gereksiz kan dökülmesini önlemeye yönelik bir savaş önleme taktiği olmasına izin veriyordu. II. Dünya Savaşı’nda iki taraf da hayalet ordular, sahte telsiz iletişimi ve tank-top görünümlü şişirilebilir balonlarla savaşı önlemeyi değil kazanmayı amaçlayan akla durgunluk veren hileler icat etti.
Yine de insanoğlu, yasal aldatma ile yasadışı hile arasında kesin bir ayrım yapageldi; çağdaş uluslararası savaş hukuku da teslim olmuş gibi “sahte beyaz bayrak” uygulamasını, savaşçı olmayan birisi, örneğin sağlık görevlisi, gibi davranmasını, özellikle sivilleri korumak için gerekli güveni yok ettiği için insan hakları ihlali saydı.
Şimdi İsrail, öldürdüğü 75 bin 225 Gazzelinin sayısını yetersiz buluyor olmalı ki, insan hukukuna aykırı uygulamalarına bir yeni hile ekledi: Yere düştüğü anda patlamayan ama patlamak için çevresine toplanan insan sayısının artmasını bekleyen “akıllı bomba.” Uluslararası Siyonizm, çoktan savaşı aldatmaca olmaktan çıkarttı; onu bir soykırım aracı haline getirdi; ancak bir roketin patlamak için belirli koşulların oluşmasını beklemesi, İsrail’in katliamda sınır tanımayacağını gösteriyor.
Amerika’da geliştirilen ve İsrail’e verilen “Lavanta” adlı bir yapay zekâ modeli, bir veri tabanına dayanıyordu ve insan hedefleri belirlerken, aynı zamanda bu kişilerin bulunduğu yere yönelmesini sağlıyordu. Hedef, bir kişi bile olsa bu bomba bir apartman sitesinin tümünü havaya uçurabilirdi. Bu hedef arama mekanizmasının bekleme mekanizmasına dönüştüğü, yani bu yapay zekâlı bombanın hedef kişinin geleceği yere inip, patlamak için o kişinin gelmesini bekleyeceği iki yıl önce haberlerde yer almıştı.
Şimdi İsrail bu “bekleme” mekanizmasını daha vahşi bir boyuta ulaştırdı: Bu sistemin takıldığı bomba mesela mahallenin veya köyün bir yerine düşüyor ve patlamıyor, bekliyor; içindeki algı mekanizması, çevrede toplanan insanların belirli bir sayıya ulaştığını hissettiği anda, bombayı patlatıyor. Yani İsrail boş veya sadece iki üç kişinin bulunduğu yere bomba atarak, malzemeyi israf etmiyor; bekliyor ki patlamamış bombayı merak ederek başına kalabalık toplansın; bomba ondan sonra patlıyor.
Böyle bir yapay zeka uygulaması, Tevrat’a, İncil’e, Hz. Musa ve Hz. İsa öğretilerine, bırakın dini-imanı bir kenara, evrensel-laik ahlaka uygun mudur diye fikir yürütmenin anlamı var mı? Yafa’da Şirat Moşe dini okulunun başkanı Haham Eliyahu Mali, 7 Mart 2024’te Gazze’deki sivil halkın durumunun tartışıldığı bir konferansta “Bugünün sabotajcıları, dünkü savaşta hayatta bıraktığımız çocuklar; bugün bebek olan, yarın genç ve savaşçı olacak” demişti. Washington Post muhabiri Heidi Levine, geçen cuma Batı Şeria’da yıllık zeytin hasadını takip ettiği kendisine saldıranların “Filistinlilerin insan haklarından söz ediyorsun; onlar insan değil, hakları da yok” dediklerini söyledi.
Mossad’ın Lübnan’da Hizbullah üyelerine dağıtılmış binlerce çağrı cihazını ve telsizi kimin elinde, evin neresinde bulunduğuna, çevresinde çocuk olup olmadığına bakmaksızın patlattığını unuttuk mu? İsrail için ahlak diye bir kavram var mı?
Sende Yorum yap