s

Futbolun kayıp çocukları

Futbolda altyapı deyince hep aynı soruları soruyoruz: Kaç oyuncu yetiştirdik, kaçını A takıma çıkardık, kaç milyon euroya sattık? Çocukların daha oyun çağındayken önlerine bir kariyer hedefi koyuyoruz. Sanki hepsinin profesyonel futbolcu olması gerekiyormuş gibi.

Peki ya olamayacak olanlar? Ya da olmak istemeyenler? Bir çocuğun yeteneğinin keşfedilmesini ve profesyonel olma ihtimalini elbette önemsemeliyiz. Ama sporu yalnızca bu ihtimal üzerinden değerlendirdiğimizde, çok sayıda çocuğu yolun başında kaybediyoruz. Çünkü her çocuktan yıldız çıkmaz. Zaten çıkmak zorunda da değil.

Sporun çocuklara kazandırdıkları, profesyonel sözleşmeyle ölçülemeyecek kadar fazla. Bir takımın parçası olmayı, başkasına güvenmeyi, sorumluluk almayı, kaybettiğinde yeniden denemeyi öğreniyorsun. Bazen senden daha iyi olanı kabullenmeyi, bazen de sınırlarınla yüzleşmeyi. Hayatın içinde sık sık ihtiyaç duyacağın bütün bu deneyimler, bir çocuğun sporla kurduğu ilişkinin parçası. Üstelik bunları öğrenmek için illa yetenekli olmaya da gerek yok.

Biz ise çocuk sporunu çoğu zaman profesyonel futbolun küçük bir kopyası gibi ele alıyoruz. Erken yaşta seçmeler, ailenin beklentisi, kazanma baskısı... Bir çocuk henüz oyundan keyif almayı öğrenmeden kendini başkalarıyla yarışırken buluyor. Yeterince iyi değilse eleniyor; fiziksel gelişimi gerideyse şansını kaybedebiliyor; ailesinin imkanları sınırlıysa zaten oyuna başlamakta zorlanıyor.

Sonra da neden yeterince futbolcu yetiştiremediğimizi tartışıyoruz. Belki de önce şu soruyu sormalıyız: Kaç çocuğun futbol oynamasını sağlıyoruz? Kaçının oynayabileceği güvenli bir saha, katılabileceği bir okul takımı, ulaşabileceği bir spor tesisi var? Kaçı profesyonel olamayacağını anladığı gün, futbolun kendisi için artık bir anlamı kalmadığını düşünüyor?

Bunlar yalnızca spor politikasıyla ilgili sorular değil. Çocuklara nasıl bir hayat sunduğumuzla da ilgili. Her alanda başarıyı sonuçla ölçmeye alışmış durumdayız. Okulda not, sporda kupa, hayatta unvan... Sürecin kendisini, öğrenmeyi ve deneyim kazanmayı çoğu zaman sonuç kadar değerli bulmuyoruz. Futbol da bu anlayışın dışında kalmıyor.

Oysa iyi bir spor kültürü, yalnızca şampiyonlar yetiştiren değil, daha fazla insanın sporun içinde kalmasını sağlayan kültürdür. Bunun için okul sporlarını güçlendirmek, mahalle sahalarını korumak ve sporu aile bütçesine bağlı bir ayrıcalık olmaktan çıkarmak gerekiyor. Başarıyı yalnızca profesyonel takımlara yükselen oyuncularla değil, spora katılıp, içinde kalabilen çocuklarla da ölçmeliyiz.

Elbette içlerinden bazıları Arda Güler olacak. Büyük kulüplere gidecek, milli formayı giyecek, tribünleri ayağa kaldıracak. Ama geri kalanların da bu oyunda bir yeri olmalı. Çünkü futbol yalnızca profesyonellerin oynadığı ve kalanların izlediği bir gösteriye dönüştüğünde, toplumsal gücünün önemli bir bölümünü de kaybedecek. O yüzden futbolun asıl kaybı, yetiştiremediğimiz yıldızlardan önce, daha oyuna katılamadan vazgeçmek zorunda kalan çocuklar olacak.

Bir şehrin spor hayali

Alanya’da 26 Ekim-1 Kasım tarihlerinde Plaj Futbolu Dünya Kulüpler Şampiyonası düzenlenecek. Geçen hafta lansmanına katılma fırsatım oldu. Gördüğüm şey bir dünya şampiyonasına ev sahipliği yapmanın heyecanından fazlasıydı.

Belediye, kaymakamlık, üniversite ve spor insanları, kenti bir spor merkezi haline getirme hedefinde buluşmuş. Üniversite öğrencileri turnuvalarda gönüllü görev alıyor, eğitim kurumları sporun yaygınlaşmasına önem veriyor.

Fakat asıl hedefi anlatan bir cümle var:

“Kendi çocuklarımızın izleyici değil, sporun bir parçası olmasını istiyoruz.”

Bence bir spor kentini değerli kılan da bu. Dünyanın yıldızlarını ağırlamak önemli; o şehrin çocuklarına da sahaya çıkma imkanı sunmak daha önemli. Çünkü geriye kalması gereken yalnızca turnuvalar değil, sporla büyüyen bir nesil.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.