Milyon euroluk yıldızlar, sıradan sahalar
Türk futbolunda paranın büyüklüğünü konuşmayı seviyoruz.
Transfer bedellerini, futbolcuların maaşlarını, kulüplerin bütçelerini, yayın ihalesinden gelecek milyonları…
Her yeni yıldız transferinde futbolumuzun marka değerinin yükseldiğini düşünüyoruz. Daha büyük isimler, daha yüksek gelirler, daha pahalı kadrolar… Sanki futbolun gelişimini ölçmenin yolu yalnızca harcanan paradan geçiyormuş gibi.
Peki bütün bu paranın üzerinde oynandığı sahalar, aynı gelişimin parçası mı?
Galatasaray’ın Gençlerbirliği karşılaşmasında Rafael Leao’nun ayağının zeminde kaymasının ardından sakatlanarak oyundan çıkması, bu soruyu yeniden gündeme getirdi. Elbette bir oyuncunun sakatlığını yalnızca zemine bağlamak doğru değil. Ancak böyle bir olayın ardından sahaların kalitesini ve denetimini tartışmak da gereksiz değil.
Çünkü burada mesele yalnızca bir futbolcunun sakatlanması değil. Mesele, futbolun en değerli varlıklarından biri olan oyuncuyu korumak için gereken koşulların ne kadar ciddiye alındığı.
Bir kulüp, kadrosuna milyonlarca euro değerinde bir futbolcu katabiliyor. O futbolcunun performansı için teknik ekipler, sağlık ekipleri ve analiz departmanları oluşturabiliyor. Transferin maliyeti, maaşı ve piyasa değeri günlerce konuşulabiliyor. Ancak aynı oyuncunun üzerinde oynadığı zeminin niteliği tartışmanın merkezine çoğu zaman bir sorun yaşandıktan sonra giriyor.
Burada tuhaf bir çelişki var: Oyuncunun değerini büyütmek için büyük paralar harcıyoruz ama o değerin korunmasını sağlayan temel şartları aynı ölçüde konuşmuyoruz.
Üstelik Türk futbolu, yayın gelirlerini ve uluslararası görünürlüğünü artırarak marka değerini büyütmek istiyor. Yeni yayın ihalesi de bu hedefin önemli parçalarından biri. Fakat futbolun marka değeri yalnızca ekran başındaki izleyiciye sunulan görüntüyle oluşmaz. Sahadaki oyunun kalitesi, organizasyonun standartları ve oyuncuların güvenliği de bu değerin ayrılmaz parçalarıdır.
Çünkü yayıncıya satılan şey yalnızca doksan dakikalık bir görüntü değil; bir futbol deneyimidir.
Bu deneyimin içinde yıldız oyuncular kadar oynanan futbol, rekabetin seviyesi ve maçların hangi koşullarda gerçekleştirildiği de var. Daha pahalı bir yayın ürünü ortaya koymak istiyorsak yalnızca daha büyük isimleri sahaya çıkarmak yetmez. O isimlerin yeteneklerini sergileyebileceği, oyunun niteliğini düşürmeyen ve oyuncu sağlığını gözeten koşulları da oluşturmak gerekir.
Aksi hâlde marka değerini yükseltmeye çalışırken o değeri üreten unsurları ihmal etmiş oluruz.
Üstelik bu, yalnızca kulüplerin tek başına çözebileceği bir mesele değil. Saha standartlarının belirlenmesi, düzenli denetim yapılması ve gerekli koşullar sağlanmadığında sorumluluk alınması gerekiyor. Zemin kalitesi, maç günü kontrol edilecek bir ayrıntıdan ibaret değil; sezon boyunca sürdürülen bir bakım ve denetim meselesi.
Türk futbolunun daha fazla gelir elde etmesine, daha büyük yıldızları ülkeye getirmesine elbette ihtiyaç var. Ancak gelişimi yalnızca harcanan parayla ölçtüğümüzde, paranın bize ne kazandırması gerektiğini gözden kaçırıyoruz.
Asıl soru, bir futbolcuya kaç milyon euro ödediğimiz değil; o futbolcunun değerini koruyacak bir futbol ortamını ne kadar oluşturabildiğimiz.
Çünkü bir ülkenin futbolunun büyüklüğü, yalnızca sahaya çıkardığı yıldızlarla değil, o yıldızlara sunduğu şartlarla da ölçülür.
Türk futbolu yıldızların değerini yükseltmek istiyorsa önce o yıldızların üzerinde oynadığı zeminin değerini anlamalı.
Categories: Milyon euroluk yıldızlar, sıradan sahalar
Sende Yorum yap