Üretim için mi AR-GE?
Kardeş ülkelerden Türkmenistan, tarıma yönelik yeni bir karar almış ve uygulamaya koymuş.
Önemli bir tarım ülkesi olmasına rağmen tarımdan para kazanamayan ülkelerden birisiydi. Yeni başlattıkları proje ile bundan böyle hiçbir tarım ürününü ham madde olarak satmıyor, işleyip katma değer kazandırdıktan sonra pazara sürüyorlarmış. Yapılan Ar-Ge çalışmalarıyla çıtayı daha da yükseltmek istiyorlarmış.
Muhtemeldir ki bu anlayış sadece tarım ürünleriyle sınırlı değil, tüm ham maddeleri kapsama alanına alıyordur.
İsviçre, Hollanda, Fransa, İtalya, İspanya tarım ürünlerine katma değer katma konusunda başı çeken ülkeler.
Örneğin ülkesinde ne kakao ne de fındık üretimi olan İsviçre, çikolata üretiminde dünya markası! İtalya makarnaları bizim makarnaların 5, 10 kat daha fazlasına satılıyor. Üzüm üretiminde bizimle eş değer ülkelerin kazandıkları paralar bizden onlarca kat daha fazla. Bizim gibi ülkelerden çok ucuza aldıkları dökme zeytinyağını markalayıp üç, beş katına satan İtalya ve İspanya bize çoktan nal toplatmaya başladı…
Bizdeki en çarpıcı örnek ise Trabzon! Buğday üretimi neredeyse sıfır ama ülkemizin neresine giderseniz gidin Trabzon ekmeği, Trabzon fırını ve hamur ürünlerini görmeniz mümkün. Buğday deposu kentlerimizin ise birkaçı dışında ne markalaşmış unları var ne de hamur ürünleri var…
Çiftçilerimiz kan ağlıyor. Ürünler ellerinde patladı. Toplama ücretleri ürünün maliyetinin çok üstüne çıktığı için çürümeye terk edildi…
İşte tam da bu noktada üniversitelerimize, bilim insanlarımıza, Ar-Ge merkezlerimize, teknoparklarımıza çok önemli görevler düşüyor. Bölgesel kalkınmaya katkı amacıyla bazı üniversitelerimize araştırma üniversitesi statüsü sağlandı ve yerel kalkınmanın lokomotifi olma görevi verildi. Çabalar yok mu? Elbette var ama çok daha fazlası gerekiyor.
Dünya örnekleri ortada. Ülkemiz ve gençler artık diploma açlığından, diploma obezliğine dönüştüğüne göre; üniversitelerimizin yeni misyonu katma değeri yüksek üretime dayalı kalkınmaya destek olmalı…
Fransa’da üniversitelerin finansmanını yerel yönetimler sağlıyor ve bütçeleri bölgeye yaptıkları katkıya göre belirleniyor. Bu yüzden üniversite yönetimleri için bir numaralı öncelik bölgesel kalkınma haline gelmiş. Bizde de hemen her alanda tüm parametreler yeniden gözden geçirilmelidir. Geçirilmeli ki eğitime, bilime, diplomaya harcanan her kuruşun hem ülkemize hem gençlerimize hem de bölgesel kalkınmaya bir yararı olsun…
İtalyan restoranları dünyanın her yerinde var ve çok daha iyi para kazanıyorlar. Bir ziyarette bunu nasıl başardıklarını sordum. Formül çok basitti. Eğer dünyanın herhangi bir yerinde İtalyan Mutfağı ya da restoranı ismini kullanıyorsanız, ürünlerinizi İtalya’dan getirmek zorundaymışsınız; yok eğer İtalya içinde de hizmet veriyorsanız yerel tarım ürünlerini kullanmanız gerekiyormuş. Bizim kentleri gezerken mutfağa bu gözle baktığımızda yerel ürünler yok gibi! Çiftçinin ve tüketicinin belinin bükülmesi biraz da bu yüzden.
Örneğin İstanbul’un İstanbul olduğu dönemlerde Silivri, Beykoz, Sarıyer, Gebze ve daha birkaç ilçemiz kentin tarım alanlarıymış. Şimdiki gibi her şey çok uzaklardan gelmiyormuş. Dolayısıyla da maliyetler bu kadar yüksek olmuyormuş. Diğer kentlerin köyleri de o kentlerin iaşesini sağlıyormuş. Şimdi ise köylere her şey şehirlerden gidiyor!..
Eski Türkiye ile Yeni Türkiye nasıl ki çok farklıysa, bugünkü Türkiye ile yarınki Türkiye de çok farklı olacak. Bu yüzden üniversitelerimizin bölgesel kalkınmaya olduğu kadar ülkesel kalkınmaya da daha çok kafa yormalarının zamanı geldi de geçiyor. İşin ekonomik boyutu kadar kültürel ve sosyolojik boyutu da mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır!..
Refah için eğitim
Sanat sanat için mi, bilim bilim için mi, siyaset siyaset için mi tartışmaları artık çok gerilerde kaldı. Artık her şey çok pahalı ve kamu kaynaklarını harcayanlar her kuruşun, her saniyenin hesabını vermek zorundalar.
Örneğin bilim artık ne bilim için ne toplum için ne de araştırma için yapılır oldu.
Üniversitelerimizin misyonları kentsel ticarete katkı olmaya kadar indirildi. Elbette o da önemli ama çok daha fazlasını yapabilirler. Yapmalılar da!.. Tek hedef kondu o da akademik kariyer için bilim!
Akademik paye peşinde olanlar, bu yüzdendir ki tüm zaman ve kaynaklarını, toplumun refahı ya da bilim için değil hayatta neredeyse hiçbir karşılığı olmayan tezler için heba etmeye başladılar…
Özetin özeti: Bilim toplumu olmadan refah toplumu olmamız mümkün değil. Bilim de akademik personel ve makale sayısını artırmakla olmuyor! Yeni bir bakış açısı gerek!..
Sende Yorum yap