s

Brüksel’den çıkan mesaj

Gümrük Birliği eskidi, ama hukuki bağlayıcılığı geçerliliğini koruyor. Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki ekonomik ilişkilerin geleceği açısından bugün tartışmamız gereken mesele, yalnızca bu yapının nasıl güncelleneceği değil, Avrupa’nın yeni sanayi politikası içinde Türkiye’nin nasıl konumlanacağıdır. Brüksel’deki II. AB-Türkiye İş Zirvesi’nde geçen hafta yapılan temaslar, bu iki başlığın birbirinden ayrı ele alınamayacağını bir kez daha ortaya koydu.

Avrupa Komisyonu’nun 4 Mart 2026’da açıkladığı Sanayi Hızlandırma Yasası önerisi, üretimi Avrupa’da tutmayı, yatırımları artırmayı ve stratejik bağımlılıkları azaltmayı hedefliyor. Ancak yaklaşık 30 yıldır Avrupa sanayisiyle bütünleşmiş Türkiye’nin yeni teşvik ve kamu alımı düzenlemelerinin dışında kalması, bu hedeflerin nasıl uygulanacağı konusunda önemli soru işaretleri yaratıyor. Brüksel’deki zirvede Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu, sorunun özünü anlatırken dedi ki: “Gümrük Birliği’nin kapsamı eskimiş olsa da hukuki bağlayıcılığı mutlaktır.” Tuzcu’nun verdiği bilgilere göre, son 30 yılda Türkiye-AB ticaret hacmi 23 milyar dolardan 233 milyar dolara yükseldi. Bu büyümenin arkasında yalnızca karşılıklı mal alım satımı değil, iki tarafın üretim süreçlerini birbirine bağlayan entegre değer zincirleri bulunuyor.

Made with EU

DEİK Başkanı Nail Olpak, zirvede Türkiye’nin önceliklerini üç başlıkta topladı. Bunlar Gümrük Birliği’nin modernizasyonu, Avrupa sanayi ekosisteminde Türkiye’nin konumunun güçlendirilmesi ve bağlantısallıktı. Olpak’ın önerisi açık; “Made in Europe” yerine “Made with Europe”, yani “Avrupa ile birlikte üretildi” anlayışı benimsenmeli. Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu da aynı yaklaşımı savunurken Türkiye’nin Avrupa pazarı için bir “arka kapı” olarak görülmesine karşı çıktı. Çin’in Türkiye’deki doğrudan yabancı yatırım tutarının yaklaşık 3 milyar dolar, AB’deki tutarının ise 117 milyar dolar düzeyinde olduğunu hatırlattı. Çakıroğlu’na göre Türkiye’yi dışlamak, Avrupa’nın kendi üretim ekosistemini güçlendirme hedefiyle çelişebilir. Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın konuşmasında kullandığı otomotiv sektörüne ilişkin verileri de bu tartışmanın neden önemli olduğunu gösteriyor. Türkiye ile AB arasındaki otomotiv ticareti 62 milyar dolar düzeyinde ve toplam ticaretin yaklaşık yüzde 26’sını oluşturuyor. Türkiye’deki otomotiv üretiminin yüzde 75’inin Avrupalı şirketler tarafından gerçekleştirilmesi, meselenin yalnızca Türk üreticilerinin pazara erişimiyle sınırlı olmadığını ortaya koyuyor.

Hukuki zemin ve siyasi irade

Türkiye’nin AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi Yaprak Balkan, Gümrük Birliği’ni tesis eden 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı’na dikkat çekti; yeni düzenlemenin mevcut yükümlülüklerle uyumlu olması gerektiğini vurguladı. Brüksel’de Belçika Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Maxime Prevot’yu da dinledik. Prevot, Türkiye’yi Avrupa için bir sanayi ortağı olmanın ötesinde, çevre pazarlara açılan bir üretim ve ticaret merkezi olarak tanımladı. Ancak temel haklar ve hukukun üstünlüğü konularındaki görüş ayrılıklarının da açık diyalogla ele alınması gerektiğini kaydetti. DEİK/Türkiye-Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ’ın “Harekete geçmek için her anlaşmazlığı çözmek zorunda değiliz” sözleri mevcut tabloyu özetliyor.

Birlikte ilerlemeli

Avrupa Sanayicileri Yuvarlak Masası Genel Sekreteri Anthony Gooch Galvez’in hizmetler, kamu alımları ve savunma sanayisinde yeni işbirliği mekanizmalarına duyulan ihtiyaca işaret etmesi de ekonomik ilişkinin mevcut çerçevenin ötesine taşınması gerektiğini gösteriyor. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, hizmetler, dijital ticaret, tarım, kamu alımları ve anlaşmazlıkların çözümü gibi alanlarda yeni kurallar oluşturmayı gerektiriyor. Türkiye’nin “Made in Europe” kapsamına alınması ise mevcut üretim entegrasyonunun yeni sanayi politikaları içinde korunmasıyla ilgili. Birinin gerçekleşmesi diğerini gereksiz kılmıyor; iki başlık birbirini tamamlıyor. Elbette Türkiye’nin de hukuk devleti, ekonomik öngörülebilirlik ve Avrupa standartlarına uyum konularında güven veren adımlar atması gerekiyor. Brüksel’deki zirveden çıkan mesaj netti. Avrupa’nın sanayi kapasitesini güçlendirmesiyle Türkiye’yle ekonomik bütünleşmesini sürdürmesi arasında zorunlu bir çelişki yok. Asıl mesele, yeni kuralların mevcut üretim ağlarını zayıflatmak yerine güçlendirecek biçimde tasarlanması. “Made in EU” sınırları daraltan bir tercih olarak uygulanırsa, Türkiye kadar Avrupa’daki üreticiler de maliyet ve tedarik riskiyle karşılaşabilir. “Made with EU” yaklaşımı ise Avrupa’nın Türkiye gibi bütünleşmiş ortaklarıyla birlikte üretmesini, yatırım yapmasını ve küresel rekabette kapasitesini büyütmesini hedefliyor. Şimdi Brüksel’in önünde iki görev var. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi için siyasi iradeyi somut müzakere adımlarına dönüştürmek ve yeni sanayi düzeninde Türkiye’nin yerini adil, öngörülebilir bir çerçeveyle belirlemek gerekiyor. Türkiye açısından da mesele, yalnızca dışarıda bırakılmamak değil, Avrupa’nın gelecekteki üretim ve yatırım düzeninin güvenilir bir ortağı olarak yerini sağlamlaştırmak.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.