s

Polise hayran anarşist

Fransız, gizliden gizliye polise hayran bir anarşiste, aynı zamanda anarşistlere hayran bir polise benzer.

Sanki içinde hem gösterici hem de çevik kuvvet var.

Amerikalı siyaset bilimci Michael Roskin’in kitabında yer verdiği bu benzetme, Fransa’dan gelen son görüntülere bakınca yeniden aklıma düştü.

Fransa yine sokakta.

Liselilerin öğretmen eksikliği, kalabalık sınıflar ve gelecek kaygısı nedeniyle başlattıkları protestolara üniversiteliler ve sendikalar da katılıyor.

Ardından, hayat pahalılığından bunalanlar ve Sarı Yelekliler...

Eğitimle başlayan itiraz, artık toplumun farklı kesimlerine yayılmış durumda.

Arada bildik görüntüler de var. Yanan araçlar, yağmalanan mağazalar, polisle çatışmalar...

Liselilerin tamamını bu görüntülerle özdeşleştirmek haksızlık. Şiddete karışan gruplarla eğitim hakkı isteyen gençleri ayırmak gerekiyor.

Ama televizyon ekranları bu tür ayrıntılara her zaman sabır göstermiyor. Kırık bir vitrin, eksik bir matematik öğretmeninden daha fazla ilgi çekiyor.

Fransız toplumunu uzun yıllardır yakından takip ediyorum. Hem bir dönem orada yaşadım, eğitim aldım, hem de lise son sınıfta okuyan kızım orada yaşıyor. Onunla konuşurken gençlerin neler hissettiğini, geleceklerine nasıl baktıklarını da anlamaya çalışıyorum.

Ama beni asıl düşündüren başka bir soru var:

Bu isyan kimin işine yarayacak?

Sokakta isyan, sandıkta düzen

Fransa’da meydanlar siyasetin bir parçası. Ama meydandaki kalabalıkla sandıktaki çoğunluk aynı şey değil.

Mayıs 1968’i hatırlayalım: öğrenciler ayaklanmış, işçiler greve çıkmış, Paris barikatlarla dolmuştu.

İktidarda, muhafazakâr ve “güçlü devlet” yanlısı Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle vardı. Koltuğu sallanıyordu. Derken bir ay sonra seçim yapıldı. Kazanan yine De Gaulle yanlıları oldu. Hem de büyük farkla.

Sokakta isyan yükselirken, sandıktan güçlü bir düzen tercihi çıktı.

De Gaulle bugünün aşırı sağıyla aynı siyasi çizgide değildi. Ama 1968’in hatırlattığı bir gerçek var: İnsanlar iktidara öfkelenirken sokaktaki şiddetten de korkabiliyor. Sandıkta, öfkeyi dile getirenler değil, o korkuya cevap verenler kazanabiliyor.

Fransa önümüzdeki nisan ayında cumhurbaşkanını seçecek. Marine Le Pen ve Jordan Bardella’nın aşırı sağcı Ulusal Birlik Partisi, tam da bu korkuya sesleniyor: Devlet zayıf, sokaklar güvensiz. Düzeni biz sağlarız.

Bazen seçim afişine bile gerek kalmıyor. Akşam haberleri yetiyor.

17 Ekim’deki şiddet olaylarının hemen ardından yapılan anket, Le Pen’in desteğinin önceki ölçümlere göre biraz arttığını gösteriyor. Bu yükselişi doğrudan şiddete bağlayamayız. Ama korkuyu siyasi fırsata çevirme çabası ortada.

Üstelik sahnede yalnızca aşırı sağ yok. Jean-Luc Mélenchon’un radikal solu da öfkeyi temsil etmeye çalışıyor.

Bir taraf protestocuların taleplerini, diğeri düzen arayışını sahipleniyor.

Öte yandan polis müdahaleleri de tartışılıyor. Yaralanan gençler ve müdahalelerin ölçüsüne ilişkin eleştiriler, güvenlikle gösteri özgürlüğü arasındaki gerilimi büyütüyor.

Bir tarafta “Devlet bizi duymuyor” diyen gençler, diğer tarafta “Devlet bizi koruyamıyor” diyen kimi yurttaşlar. İkisi de devletle kurdukları ilişkide güven kaybı yaşıyor. Birinin eğitim, diğerinin güvenlik talebi, birbirini geçersiz kılmıyor.

Fakat siyasette her zaman en haklı talep kazanmaz. Bazen en büyük korkuyu kim iyi anlatıyorsa, o kazanır.

İşin ironik yanı, protestoları başlatan liselilerin bir kısmının henüz oy hakkı bile yok. Ama onların talepleriyle başlayan hareket, sandığa gidenlerin tercihlerini etkileyebilir.

Daha iyi okul istemekle başlayan bir hikâye, daha sert polis vaat edenlerin zaferiyle bitebilir.

Bazen anarşist sokakta bağırırken, içindeki polis sandığı bekler.

Categories: Polise hayran anarşist

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.