Cumhuriyetimizin baş tacı üniversitelerimiz?
Cumhuriyetimizin getirileri saymakla bitmez! Siyasi, hukuki, sosyal, kültürel, ekonomik alanlarda ve eğitimde, bilimde köklü kazanımlar elde ettik. Binlerce yıllık birikimimizi çağdaş uygarlıkla harmanladık.
Demokrasi, hukuk, insan hakları, özgürlükler, üretim, ekonomi bunlardan sadece birkaçı. Hangi kriterler ele alınırsa alınsın ilk 3’ten birisi hep eğitim ve bilim oldu.
Cumhuriyet ilan edildiğinde tek üniversitemiz vardı. Bugün 200’ü aşkın üniversitemiz bulunuyor…
Eğitim, Cumhuriyet tarihimiz boyunca hem devlet ve millet nezdinde hem de bireysel olarak baş tacımız oldu. En büyük bütçeler ona ayrıldı, okuyanlar baş tacı edildi.
Mustafa Kemal Atatürk’ün üniversitelerimizi Cumhuriyetin kaleleri, gençlerimizi Cumhuriyetimizin en büyük güvencesi olarak görmesi, “Söylediklerim bilimle çelişiyorsa dediklerimi değil bilimi esas alın” demesi bu yüzdendi…
Son yıllarda sınav odaklı eğitim ve diploma koleksiyonerliği nedeniyle önemli kırılmalar yaşansa da eğitim ve bilim sevdamız hiç bitmedi, bitmeyecek de…
Eğitimin geneli bir yana bugün üniversitelere odaklanmak istiyoruz. Özellikle de idari, mali yapılanmalarına ve uygulama, araştırma hastanelerine. Görünen o ki ciddi sıkıntılar var. Düne kadar üniversitelerimizin en önemli gelir kaynaklarından birisi olan tıp fakültelerine bağlı araştırma ve uygulama hastaneleri büyük bir mali kriz içerisindeler. Kendi kendine yeten hastaneler sıralamasında 44 üniversite hastanemizin 39’u zararda. Hem de çok büyük boyutlarda!..
YÖK bu konuda ne düşünüyor, hangi önlemleri alıyor, daha da önemlisi Sayıştay’ın mali açıdan yaptığı denetlemenin ötesinde nelerin takipçisi oluyor? Örneğin neden bu kadar borçlandılar? Örneğin hangi bilimsel araştırmaları gerçekleştirdiler? Örneğin kaç bilim insanı yetiştirdiler? Örneğin kaynakların ne kadarı bilim ve bilim insanları yetiştirmek için harcandı, ne kadarı cari harcamalarda kullanıldı?..
Kendi kendine yeten üniversiteler sıralamasında 99 depreminde yerle bir olan Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi ilk sırada yer alıyor.
Bu üniversitemiz ve hastanemiz adeta küllerinden yeniden doğdu.
İçlerinde öğrencilerin ve bilim insanlarının da olduğu on binlerce yurttaşımızın hayatını kaybettiği büyük Gölcük depreminden sonra dersler uzun süre barakalarda yapılmıştı. Dönemin Rektörü Baki Komsuoğlu’nun inanılmaz mücadelesi ve hayırseverlerin katkısı ile üniversitemiz kısa sürede ayağa kalkmakla kalmadı, ülkemizin en önemli sağlık komplekslerinden birine de sahip oldu.
Peki en popüler üniversitelerimizin hastaneleri borç batağındayken Kocaeli Üniversitesi böylesi bir mucizeyi nasıl gerçekleştirdi?
Baki Hoca’nın çok erken hayata veda etmesinden sonra bayrağı alan rektörlerimiz, hocalarından aldıkları mirası ve çalışma disiplinini aynen sürdürdüler. Üniversiteyi ve hastanelerini korudular, geliştirdiler; yokluğun ne olduğunu çok iyi bildikleri ve en zorunu yaşadıkları için de her kuruşun, her dakikanın, her araştırmanın hakkını en iyi şekilde vermek için canla başla çalıştılar. Akıl, bilim, liyakat olmazsa olmazları oldu. Kadrolarla oynanmadı, bağış toplamaktan vazgeçilmedi; devlete yük olmadan da ayakta kalınabileceğini kendilerine bir görev olarak kabul ederek bugünlere geldiler. Diğer üniversitelerimizin, kurulduğu ilk günden bugüne kadar yakından izlediğim bu güzide üniversitemizden alacakları çok ders var. Zaman zaman ara dönemler yaşasalar da özgüvenleri hep yüksek oldu. Rektörlükten memurluğa kadar her görev için aidiyet duygusu yüksek alternatifler hep vardı. Yaşadıkları acılar onları öylesine birbirine kenetledi ki sanki başarının sırrı orada yatıyor!..
İdari ve mali özerklik?
Üniversitelerimizin dünyanın en iyi üniversiteleri arasında yer bulabilmeleri ve Cumhuriyetimizin hamisi olmaları için çok daha ciddi adımlar atmaları gerekiyor.
İdari ve mali özerklik bunların en başında geliyor ama daha da önemlisi bilimsel üretkenliklerini ülkemizin refahına katkıda bulunabilecek noktaya getirmeleri.
Devlet ve millet olarak bu konuda fedakârlıkların en büyüğünü yapıyoruz, gençlerimiz de daha iyi bir gelecek için kendilerinden beklenenin üzerinde çok yüksek performans sergiliyorlar.
Peki o zaman neden yol alamıyoruz, 2000 Vizyonu’nda yer alan ilk 100’e en az iki üniversite hayalimizi neden gerçekleştiremiyoruz?
Hastaneler gibi çok büyük yatırımlar yaptığımız teknoparklarımız da maalesef çok büyük zarar içerisinde! Ulvi amaçlarımız; yanlış uygulamalar, liyakatten uzak kadrolaşmalar ve en önemlisi de hedefsizlik ve denetimsizlikten kıvranıp duruyorlar. Sihirli bir dokunuşun ve yeniden yapılanmanın zamanı geldi de geçiyor.
Özetin özeti: Üniversiteleriniz ne kadar güçlüyse o kadar güçlüsünüz!..
Categories: Cumhuriyetimizin baş tacı üniversitelerimiz?
Sende Yorum yap