Libya, Türkiye, Mısır üçgeni

20 Ekim’de Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de elini güçlendiren önemli bir gelişme oldu. 2019’da imzalanmış olmasına rağmen bölünmüş Libya’da itirazlar sebebiyle bir türlü Doğu Libya Meclisi’nde gündeme alınamayan ‘Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Mutabakatı’ndan bahsediyoruz. Mutabakat nihayet onaylandı.
Bu onay, Yunanistan başta olmak üzere Avrupa Birliği ve İsrail tarafından tepkiyle karşılandı. Mısır’ı da rahatsızlık duyan ülkeler arasına ekleyelim. Bu hamleyle Türkiye 2020’den bu yana ilmek ilmek ördüğü bir politikanın meyvelerini toplamış oldu. Diyebiliriz ki Akdeniz’de vites yükseltmiş oldu. 20 Ekim’den sonraki 10 günlük trafik de bunun bir işareti.
Ardı ardına ziyaretler
Bu trafik Türkiye-Libya-Mısır üçgeninde yoğunlaştı. Şöyle bir tablo var:
-23 Ekim: Doğu ve batı olarak bölünmüş Libya’nın askeri yetkilileri Ankara’da buluştu.
-25 Ekim: Mısır İstihbarat Başkanı Hasan Reşad, Trablus’ta Libya Başbakanı Abdülhamid Dibeybe ile görüştü.
-26-27 Ekim: Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Metin Tokel, Mısır’a gitti.
-28 Ekim: ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika işlerinden sorumlu kıdemli danışmanı Massad Boulos, Mısır Dışişleri Bakanı Abdüllati ile telefonda konuştu
-28 Ekim: Milli Savunma Bakanlığı, Türkiye’nin Mısır’la da deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması imzalamaya hazır olduğunu kamuoyuna bir kez daha duyurdu.
Doğu Akdeniz’de köşe kapmaca
Bütün bu temaslar ne anlam ifade ediyor? Bölgeyi yakından takip eden akademisyen Nebahat Tanrıverdi’nin ifadesiyle bu hamleler ‘Türkiye’nin çoklu konumlanma stratejisinin’ bir parçası. 2020 yılından bu yana Libya’nın doğusu ile ilişkileri geliştirirken, Mısır ile de dirsek temasını hiç kesmedi. Kahire, Doğu Libya Meclisi’nin onayını kabul etmediğini ifade etse de Ankara’yla ipleri koparmıyor. Ama resmin diğer tarafında yani Doğu Akdeniz’de Yunanistan, İsrail, Güney Kıbrıs var ve Kahire bu dosyada o hatta daha yakın duruyor.
Türkiye’nin Mısır’a ısrarla verdiği mesaj net: ‘Bu anlaşmaya dahil olursanız, deniz yetki alanlarında, daha önce yaptığınız anlaşmalara kıyasla 15 bin kilometrekare daha fazla deniz yetki alanı kazanacaksınız’.
Mısır, bunun farkında, ama 2020 yılında Yunanistan ile imzaladığı kısmi deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşmasından vazgeçmeye hazır değil. Dahası, bu konuda kararlar alırken Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile geliştirdiği enerji ve güvenlik ilişkilerini de göz önünde bulunduruyor.
Mısır’ın endişeleri
Mısır tıpkı Mekke İttifakı’nda olduğu gibi, bu meselede karşı cephede yer almanın sonuçlarını hesaplıyor. Mısır’ın birinci endişesi Libya’da ‘doğu-batı birleşmesi’ görüşmelerinin çöküp, ülkede yeni bir karışıklığın baş göstermesi. Bu Mısır için göç riski demek.
Uzun yıllardır Libya’nın Doğu’sundaki Hafter yönetimiyle sıkı işbirliği yapan Mısır’ın İstihbarat Başkanı’nın Batı’ya yaptığı ziyareti bu açıdan okumak lazım. Hasan Reşad’ın ziyaretinin iki boyutu ise hiç kuşku yok ki, Doğu Akdeniz’deki ‘deniz yetki alanları’ mücadelesi ile ilgiliydi.
Mısır bir taraftan endişelerini gidermeye çalışırken, Türkiye ile de doğrudan diyalog halinde. Hem Libya içindeki doğu-batı grupları arasıdaki müzakereleri takip ediyor hem de Türkiye ile yürüttüğü askeri işbirliği, eğitim projelerinden geri adım atmıyor. Orgeneral Tokel’in Kahire ziyareti de zaten bu iki alan üzerinde yoğunlaşmıştı. İki ülke Kasım ayı başında Akdeniz’de bir ortak tatbikat hazırlığı da yapıyor.
Bundan sonrası
Anlaşmanın Doğu Libya’da Meclis Başkanlığı’nı yapan Akila Salih’in engellemeleri yüzünden Meclis gündemine gelemediğine dair yorumlar yapılıyordu. Salih’in görev süresi bitince, Türkiye’nin de uzun yıllardır süren çabalarıyla, doğru zamanda bir adım atılmış oldu.
Özetle, Mısır Doğu Akdeniz’de temel tercihlerini değiştirmiş değil ama Türkiye’nin izlediği ortak çıkara dayalı kararlı, sabırlı ve ısrarlı politikaların sonuç verebildiği Libya örneğinde görüldü. İlerleyen zaman içinde Mısır üzerinde de etkili olur mu, bekleyip göreceğiz.
Sende Yorum yap