Ayvanın kurdu kendinden olur
Siyasette hep dışarıdaki düşmanlara, sınırın ötesindeki tehditlere odaklanma eğilimindeyiz. Oysa kadim coğrafyamızın bize öğrettiği yalın bir gerçek var: Ayvanın kurdu kendinden olur.
Bir ülkeyi ya da iki kardeş ülkenin kurduğu jeopolitik ekseni yıkacak olan şey, dışarıdaki düşmanların hamleleri değil; güncel siyasi dalgalanmalara kapılarak kendi içimizde ürettiğimiz güven bunalımları, fevri çıkışlar ve vizyonsuz yaklaşımlardır. Dışarıda düşman aramayı bırakıp, içerideki kurda odaklanma zamanıdır.
Buna sosyolojide psikolojiden ödünç bir deyimle “Düşmanı ile var olmak” deniyor. Bir kişinin veya topluluğun kimliğini, motivasyonunu ya da varoluşunu karşısındaki düşmanın varlığına bağlaması, onunla birlikte ve onunla bir mücadele içinde ayakta kalması anlamına geliyor. Düşman yoksa, onu icat ediyorsunuz. İletişimin bu denli arttığı bir çağda, düşman icat etmek de çok kolay. Birisi size “Gözünün üstünde kaşın var!” mı dedi? Demediyse bile sorun yok: Sosyal medyada çarpıtılmış bir mesele yeter! İşe eski dostlardan birine maddi ve manevi borçlarınızı reddederek başlarsınız. Bu size ilkelerinizi veya doğrularınızı yeniden tanımlama imkanı verir.
Değerleri halkının geçmişinden alamayan bir devlet, düşmansız kalırsa mücadele edecek bir amaçtan hatta dosttan bile mahrum kalır; çünkü dostunu da “Düşmanımın düşmanı” diye tanımlamış olabilir.
Siyaset bilimi diyor ki: devletler kendi varlıklarını, meşruiyetlerini sürdürebilmek için bir “öteki” ihtiyacında olabilirler. Özellikle devleti oluşturan tarih, kültür, ideoloji son derece çarpık, derme-çatma bir geçmişe sahipse, o zaman kesinlikle bir “öteki” gereklidir; hatta o taraf, tam bir düşmanlığa itilmelidir ki, bu taraf ondan (kullanmayım şu kelimeyi diyorum ama olmuyor:) ontolojik varlığını çıkartsın.
Baş vurmamak için imkân olsa kullanmayacağım bir isme daha yer vereyim: Hegel’in diyalektiğinden günümüz popülizme uzanan bir çizgi var ki, iç krizleri örtmenin en ucuz çimentosu, düşman saymaya başladıklarınızın en ufak eleştirilerine adeta savaş ilan etmektir.
Özetle, devletlere kendilerini düşmanlarıyla var etme imkânı sağlayan kurt, kendi içlerindedir; bu varoluşsal ve siyasal meseleyi içeriden gelen eksiklik ortaya çıkartır. Oysa, hemen her devletin bir ya da birden fazla kurucu etnik unsuru vardır; etnisite, kafataslarının metrik değerleriyle değil, daima kültürle, içindeki tarihle, masalla, şiirle, şarkıyla yoğrulur. Dikkatle yoğurulursa, bu hamurda komşulara uzatılacak dost elinin hammaddesi de oluşur. Ne Şii ne Ortodoks ne Mahayana ne Sâmirî, İslamı, Hristiyanlığı, Budizmi ve Museviliği sizin için farklı kılar! Ne Gürcü Ermeniden, ne Gagavuz Moldovalıdan ne Rus Almandan size daha yakın veya daha uzak, ne daha dost veya daha düşman olmak için bir ontolojik sebebe sahiptir. Ancak, bu sebebi icat eden, böyle hissetmek suretiyle, başkaları arasında mevcut bir düşmanlığı kendisi için kullanma kolaylığı yani ayvanın dahili kurdundan gelir.
Bu kadar metaforik bir yazıyı nasıl realiteye bağlayabiliriz? Belki bu mecazi kurdun yararlanabildiği somut birkaç olgudan söz edebiliriz:
1- Dış tehdit mitolojisi ve içerideki yapısal körlük: Ayvanın kabuğuna zarar vermeye çalışan kuşlar veya böcekler elbette vardır. Bu anlatıya sığınmak tarihin gösterdiği gibi, içerideki adaletsizlik, ekonomik vizyonsuzluk ve kurumsal çürümeyi asla örtmez.
2- İttifakların içten kemirilmesi, stratejik ortaklıklara açıkça dıştan saldırmanın güçlüğü sebebiyle tercih edilen bir yoldur; geleneksel ortağınıza durup dururken sıfatlar izafe eder, ona “Onu kov, bunu yolla!” emirleri sallamaya başlarsınız. Ama bu kurtları bir süre kamufle eder.
3- Eleştirileri dış güçlere ihale etme kolaycılığı: Herhangi bir ciddi sebeple ontolojik sıkıntılarınız ortaya çıkıyorsa, “Senden yana dış güçler aramızı bozuyor,” demek en kestirme ve kolay yoldur. Ama dışı ne kadar suçlarsanız suçlayın içteki kurt faaliyetine devam eder.
Korkarım bu son üç madde de yazımızın ayağını yere bastıramadı!
Sende Yorum yap