s

Zaha Hadid nasıl anıldı?

Geçen hafta Londra’da, Zaha Hadid’in 76. doğum gününde, mimarlık dünyasının en özgün isimlerinden birini anmak için çok özel bir buluşma gerçekleşti.

“89 Degrees of Zaha Hadid” başlıklı iki günlük sempozyum, onun ölümünün 10. yılında hayatını, eserlerini ve geride bıraktığı düşünsel mirası yeniden gündeme taşıdı.

Zaha Hadid Foundation, Architectural Association ve Serpentine iş birliğiyle düzenlenen etkinlikte 40’tan fazla uluslararası isim bir araya geldi.

Mimarlık dünyasının önemli isimlerinden Rem Koolhaas, Serpentine’in sanat yönetmeni Hans Ulrich Obrist, Vitra’nın eski başkanı Rolf Fehlbaum ve daha birçok akademisyen, sanatçı ve tasarımcı Zaha’yı farklı yönleriyle anlattı.

Aralarında tanıdık bir isim de vardı: Saffet Kaya Bekiroğlu.

Zaha Hadid’in uzun yıllar birlikte çalıştığı, Haydar Aliyev Kültür Merkezi ve Londra Olimpiyatları için tasarlanan Su Sporları Merkezi gibi önemli projeleri birlikte yaptığı Kıbrıslı Türk mimar Saffet Kaya Bekiroğlu, Zaha’nın İstanbul’la kurduğu özel ilişkiyi de anlattı.

Zaha Hadid, İstanbul’u gerçekten seviyordu.

Zaha, her yaz en az bir ayını Çırağan Sarayı’nda geçirirdi.

İstanbul onun için yalnızca güzel bir şehir değil, mimari düşüncesini besleyen bir ilham kaynağıydı.

Zaha’nın Boğaz’dan geçen tankerleri uzun uzun izlemesi, mimarlık anlayışında yerçekimiyle kurduğu ilişkiyi de etkilemiş.

Zaha’nın mimarlığı hiçbir zaman yalnızca bina tasarlamaktan ibaret olmadı.

Onun için hareket, dönüşüm ve yerçekimine meydan okuyan akışkan formlar, alışılmış geometrilerin dışına çıkan çizgiler düşüncenin bir parçasıydı.

Yıllarca yapılamaz denilen tasarımları gerçeğe dönüştürmesi de bu yüzden önemliydi.

Saffet Kaya Bekiroğlu’nun anlattığı bir başka anı ise Zaha’nın Türkiye’de yapmak istediği projeyle ilgiliydi.

Zaha ve çalışma arkadaşlarının, Oya ve Bülent Eczacıbaşı’nın ev sahipliğinde İstanbul Modern’de Kraliçe II. Elizabeth onuruna verilen davette, Kraliçe’ye İstanbul’da gerçekleştirmeyi planladıkları projeyi gösterdiklerini öğreniyoruz.

Ne yazık ki bu proje bir mimari esere dönüşemedi.

Bazen şehirlerin kaçırdığı fırsatlar, yıllar sonra çok daha büyük anlam kazanıyor.

Zaha Hadid gibi mimarlık tarihini değiştiren bir ismin İstanbul’da bir eseri olması elbette şehre değer katardı.

Sempozyumun adı olan ‘89 Degrees’ ise tesadüf değildi.

Zaha’nın 1983 tarihli ‘The World (89 Degrees)’ adlı resmine gönderme yapıyordu.

İlk dönem projelerini hayali bir dünyanın üzerinde, kırılmış geometriler ve değişen perspektiflerle bir araya getiren bu çalışma, aslında onun mimari evreninin de habercisiydi.

Zaha Hadid’i farklı kılan tasarladığı yapılar değil, mimarlığın sınırlarını genişletmesiydi.

Kadınların erkek egemen bir meslekte hangi noktaya ulaşabileceğini de gösterdi.

Resimden modaya, sahne tasarımından kentsel ölçeğe uzanan üretimiyle mimarlığı başka disiplinlerle buluşturdu.

Bugün onun adının kurumsal bir marka olarak nasıl kullanılacağı tartışılıyor olabilir.

Zaha Hadid Architects’in ZHA adını benimsemesi, kurucunun mirasının nasıl korunması gerektiği sorusunu da beraberinde getiriyor.

Ancak bazı isimlerin değeri tabelalarla ölçülmüyor.

Hiç şüphesiz Zaha Hadid böyle büyük mimarlardan biri, geçen hafta Londra’da gerçekleşen anma sempozyumu da bunu bir kez daha gösterdi.

Categories: Zaha Hadid nasıl anıldı?

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.