Çin’e karavanla giden ilk Türk kadını! Her şeyini satıp yola çıktı: ‘Dönemeyeceğimi düşündüm

Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr - Hayatını değiştirme kararını bir gecede almadığını belirten Doktor Nuray Çalışkan, yıllar içinde büyüyen keşfetme arzusunun kendisini uzun soluklu bir yolculuğa yönelttiğini söyledi. Uçak, otomobil, motosiklet ve bisikletle yaptığı seyahatlerin ardından dünyayı daha yakından tanımak istediğini anlatan Nuray, turistik noktaların ötesine geçerek insanların günlük yaşamlarına, kültürlerine ve geleneklerine tanıklık etmeyi hayal ettiğini ifade etti. Bu nedenle karavanla seyahat etmeye karar verdiğini belirten Nuray, hazırlık sürecinde hayatında önemli değişiklikler yaptı. Yıllardır biriktirdiği eşyalarının büyük bölümünü satan, otomobiline ve motosikletine veda eden Nuray, en çok yatak odasındaki dünya haritasını geride bırakırken duygulandığını söyledi. Yıllarca o haritaya bakarak hayaller kurduğunu dile getiren Çalışkan, "Yıllarca karşısında hayal kurduğum o haritayı geride bırakıyor, haritanın kendisini yaşamaya gidiyordum" diye konuştu.
‘BU YOLDA EKSİ 18 DERECEDE DONAN SU BORULARIMA ÇARE ÜRETMEYİ ÖĞRENDİM’
Hekimlik mesleğine ara vermenin kolay olmadığını vurgulayan Nuray, yıllar içinde hastalarıyla güçlü bağlar kurduğunu anlattı. Hastalarının birkaç günlük ayrılıklarda bile kendisini merak ettiğini belirten Nuray, "Ben hekimlikten vazgeçmedim. Sadece hayatımın bir döneminde, bir başka büyük hayalime de yaşama şansı verdim" dedi. Yolculuğa çıkarken doktor çantasını ve gerekli ilaçlarını da yanına aldığını söyleyen Nuray, Kamboçya'da karşılaştığı bir aileye tıbbi yardımda bulunduğunu belirterek, "Hekimlik, dört duvar arasında yapılan bir işten çok daha fazlası" ifadelerini kullandı.

‘Beni en çok değiştiren tek bir ülke ya da olay söylemek ne kadar doğru olur bilmiyorum’ diyen Nuray, “Çünkü ben her ülkede dünyanın başka bir yüzünü görürken aslında kendimin de başka bir yönünü keşfettim. Laos’ta yol olmayan yollarda, engebeli arazilerde ve çetin doğa koşullarında mücadele etmeyi, sabretmeyi ve pes etmemeyi öğrendim. Çin’de sanki geleceğe yolculuk yapmış gibi hissettim. Kamboçya’da, Siem Reap’te dünyanın en büyük dinî anıtı olan Angkor Wat’ın görkemi karşısında büyülendim. Aynı coğrafyada İslam’ın izlerini keşfetmek, Budizm ile İslam’ın farklı kültürler içinde yan yana var olabildiğini görmek ise bambaşka bir deneyimdi” dedi ve ekledi:
‘BİR AN GERÇEKTEN ÖLECEĞİMİ DÜŞÜNDÜM’
‘Benim için güvenlik, daha yola çıkmadan başlayan ciddi bir araştırma ve hazırlık süreciydi’ diyen Nuray, “Gideceğim ülkeleri, izleyeceğim güzergâhları ve gece konaklayabileceğim güvenli park alanlarını önceden araştırıyordum. Karavanımın dört bir yanında aydınlatma ve kamera sistemleri bulunuyordu. Kapıların güvenli şekilde kilitlenebilmesi de bana ayrıca huzur veriyordu. Ancak zamanla şunu fark ettim. İnsana güven veren yalnızca aldığı fiziksel önlemler değil, aynı zamanda deneyimleriyle gelişen sezgileri ve karşılaştığı durumlarda sakin kalabilme becerisi” bilgisini paylaştı.

Kendisini hiçbir zaman gerçekten yalnız hissetmediğini dile getiren Nuray, “Yol boyunca dünyanın farklı ülkelerinden karavancılarla ve Türk gezginlerle karşılaşıyordum. Bazen aynı park alanında yollarımız kesişiyor, bazen bir sohbetle başlayan tanışıklık güzel bir dostluğa dönüşüyordu. Dünyanın, uzaktan bakıldığında düşündüğümüzden çok daha güvenli ve iyi insanlarla dolu olabileceğini gördüm. Elbette yolculuğum boyunca beni zorlayan anlar da oldu. Ancak beni en çok korkutan, belki de hayatım boyunca unutamayacağım olay, Rusya’nın Çeçenistan-Dağıstan bölgesinde yaşadığım bir geceydi” dedi ve o anları şu sözlerle anlattı:
‘HEKİMLİK DÖRT DUVAR ARASINDA YAPILAN BİR İŞTEN DAHA FAZLASI’
‘Bu yolculuk mesleğime ara vermek, hekim kimliğimi geride bırakmak anlamına gelmiyordu benim için’ diyen Nuray, “Çünkü hekimlik, yalnızca hastanede ya da muayenehanede sürdürülen bir meslek değil; zamanla insanın yaşam biçimine, düşüncelerine ve hayata bakışına yerleşen bir kimlik. Dünyanın neresinde olursam olayım, ihtiyaç duyulduğunda bir insana yardım edebilme düşüncesi bana her zaman huzur verdi. Nitekim Kamboçya’da karşılaştığım bir aileye tıbbi yardımda bulunma fırsatım da oldu. O an bir kez daha hissettim ki hekimlik, dört duvar arasında yapılan bir işten çok daha fazlası. Bazen hiç tanımadığınız insanların hayatına, hiç beklemediğiniz bir coğrafyada dokunabilmek demek” ifadelerine yer verdi.
‘Uzun yıllar hekimlik yapmış biri olarak, gezdiğim ülkeleri yalnızca bir gezginin gözünden değil, zaman zaman bir hekimin bakış açısıyla da değerlendirdiğimi söyleyebilirim’ diyen Nuray, “İnsanların yaşam koşulları, sağlık hizmetlerine ulaşabilme imkânları ve farklı ülkelerdeki meslektaşlarımın çalışma şartları doğal olarak ilgimi çekiyordu. Laos’ta Dünya Sağlık Örgütü bünyesinde çalışan bir doktorla arkadaş oldum. Özellikle COVID-19 pandemisi döneminde yürütülen aşılama çalışmalarını ve günümüzde sağlık hizmetlerini en uzak yerleşim bölgelerine kadar ulaştırabilmek için gösterdikleri çabayı kendisinden dinledim. Çin’in özellikle gelişmiş şehirlerinde ekonomik imkânların ve sağlık altyapısının daha güçlü olduğunu gözlemledim.Bence asıl dikkat çekici farklılık, sağlık hizmetlerinin varlığından çok, insanların bu hizmetlere ne kadar kolay ulaşabildiğinde ortaya çıkıyor. Bazen bir insan için hastaneye gitmek sıradan bir günlük işken, dünyanın başka bir köşesinde aynı hizmete ulaşmak saatler süren zorlu bir yolculuk anlamına gelebiliyor” şeklinde konuştu.

‘BİR ARA TÜRKİYE’YE DÖNEMEYECEĞİMİ DÜŞÜNDÜM’
‘Hayatta belki de en sevmediğim ama aynı zamanda beni en çok heyecanlandıran şeydi belirsizlik’ diyen Nuray, “Ertesi gün hangi koşullarla karşılaşacağımı, yolların beni nereye götüreceğini, karavanımın o zorlu coğrafyalara dayanıp dayanamayacağını bilmemek zaman zaman gerçekten ürkütücüydü. Ama sanırım bütün o macerayı bu kadar unutulmaz kılan şey de biraz buydu. Bilinmezliğin yarattığı korkuyla keşfetmenin verdiği heyecanı aynı anda yaşıyordum. Yaşadığım bütün zorluklara rağmen bu deneyimin paha biçilemez olduğunun farkındaydım. Üstelik karavanımla bu coğrafyalara ulaşan ilk Türk olmak düşüncesi de benim için çok güçlü bir motivasyon kaynağıydı” ifadelerine yer verdi.
Yol boyunca karşılaştığı Fransız ve Alman karavancıların Türk olduğunu öğrendiklerinde şaşkınlıklarını gizleyemediklerine değinen Nuray, “Bu kadar uzun zamandır seyahat ettikleri halde bu bölgelerde hiç Türk karavancıya rastlamadıklarını, ilk kez benimle karşılaştıklarını söylüyorlardı. Onların bu şaşkınlığı beni hem gururlandırıyor hem de devam etmek için cesaretlendiriyordu. Ama bütün bunların yanında çok gerçek bir korkum daha vardı: Acaba evime geri dönebilecek miydim? Çünkü itiraf etmeliyim ki bazı anlarda bundan gerçekten emin değildim. Özellikle dönüş yolunda yaşadığım mekanik arızalar beni oldukça zorladı. V kayışının kopması, motor kulağının kırılması gibi sorunlarla karşılaştığımda, hiç bilmediğim coğrafyalarda, bazen yardım alabileceğim imkânların da son derece kısıtlı olduğu yerlerde kendi kendime, “Eyvah, galiba bu kez gerçekten dönemeyeceğim!” dediğim oldu. Hatta bir ara orada kalacağımı, karavanımı ve kendimi bir daha Türkiye’ye ulaştıramayacağımı bile düşündüm. Ama bütün bunlara rağmen geriye dönüp baktığımda içimde pişmanlıktan eser yok. Aksine, iyi ki diyorum. İyi ki o yola çıkmışım, iyi ki korkularıma rağmen devam etmişim. Çünkü bu yolculuk bana korkusuz olmayı değil, korkularımla birlikte yaşamayı; belirsizlikten kaçmayı değil, onun içinde yolumu bulmayı öğretti” bilgisini paylaştı.

‘KÜÇÜK BİR KEŞFETME ARZUSU KOCA BİR DÜNTA TURUNA DÖNÜŞTÜ’
‘Başlangıçta içimde büyüyen bir keşfetme arzusu, farklı ülkeleri ve kültürleri tanıma merakı vardı’ diyen Nuray, “Zamanla bu merak bir hayale, o hayal de giderek büyüyen bir hedefe dönüştü. Sonunda kendimi, yıllardır kurduğum düzeni geride bırakıp karavanımla dünyayı keşfetmeye hazırlanırken buldum. Elbette bu noktaya gelmek hiç de kolay değildi. Çok sevdiğim, yıllarımı ve emeğimi verdiğim hekimlik mesleğinden istifa etmek başlı başına çok büyük bir karardı. Yine severek kullandığım arabamı, motosikletimi ve evimdeki eşyalarımı satmak, alıştığım hayatın konforundan ve güvencesinden vazgeçmek de öyle” şeklinde konuştu ve sözlerini şöyle sonlandırdı:
Categories: Çin’e karavanla giden ilk Türk kadını! Her şeyini satıp yola çıktı: ‘Dönemeyeceğimi düşündüm
Sende Yorum yap