s

İki Şehrin Hikayesi

Alışveriş merkezleri, zamanın ve mevsimlerin dışarıda bırakıldığı, insanı sürekli bir şimdiki zamanda tutmak için tasarlanmış yapay cennetlerdir.

-Frederic Jameson

Bir kenti tanımak için Google’da aratmak, yapay zekaya sormak, orada yaşayanlarla konuşmak deneyeceğiniz yöntemler olarak aklınıza gelebilir. Youtube’dan videolar izleyip, dronlarla kuşbakışı görüntülere ulaşabilirsiniz, ancak bir kenti gerçekten tanıyabilmek için bana kalırsa en iyi yöntem bir Cumartesi günü alışverişe çıkıp, akşam arkadaşlarla buluşup bir yerlere gitmektir.

Ne yazık ki artık İzmir’de de en popüler hafta sonu aktivitesi bir AVM’ye gitmek oldu. Alışveriş yapanın pek az, dolaşanın epey fazla olduğu bu beton yapılara ulaşabilmek için Cumartesi ve Pazar günleri trafiği felç ediyoruz. Nihayet AVM’ye vardığımızda bu sefer otopark çilesi başlıyor. Kapalı otoparka giriş yaptıysanız yandınız, kara deliğe girdiniz, bütün enerjinizi, yaşam sevincinizi içine çekecek, tüm çabalarınıza rağmen tekrar ışığı göremeyeceksiniz. Hadi diyelim kuantum fiziğinin hala kimse tarafından tam anlaşılamayan kurallarını aşarak aracınızı park edip güvenlikten başarıyla geçebildiniz, aman ha karnınız acıkmasın zira mağazalar bomboşken restoranlarda uzun sıralarda beklemek zorunda kalacaksınız.

Londra seyahatimin sonuna gelirken aklımdan geçenlerden biri de doğadan giderek uzaklaştığımızdır. Aslında biz İzmirliler yine daha şanslı sayılırız, Fuar (Kültürpark) dünyanın gelişmiş kentlerindeki gibi kentin merkezinde büyük bir yeşil alan sağlıyor. Tabii bir Hyde Park ya da Central Park değil. Geçtiğimiz Pazar Hyde Park’a gittim, şöyle bir dolaştım. Winter Wonderland kurulmaya başlanmıştı. Çocuklu aileler bebek arabalarıyla, yaşlılar bastonlarıyla, sporcular su mataralarıyla yeşilin tadını çıkarıyorlardı.

Mavişehir varlık içinde yokluk çekiyor

Mavişehir’de hala epey boş arazi bulunuyor, acaba buralara yeni AVM’ler, rezidanslar dikmek yerine park yapılamaz mı? Denizkent’in yanındaki Çanakkale Şehitleri Anma Parkı ve Anıtı yıllardır bariyerlerle çevrilmiş bir şantiye alanı halinde duruyor. Sadece çim yeterliyken flamingoları bile kaçırtan, yıllardır Mavişehir halkını deniz yerine bariyer ile selamlayan bu projenin mantığını idrak edemiyorum.

Mavişehir’in bir diğer büyük sorunu büfelerin kaldırılmasıdır. Şu an Mavişehir halkının kullanabileceği tek bir büfe, bakkal bulunmuyor! Zincir marketler ihtiyacı karşılamıyorlar çünkü birincisi çoğu kişi için yürüme mesafesinde değiller, ikincisi telefonla arayıp acil bir şey sipariş etme olasılığı kayboldu. Çocukluğumdan beri gazete, ekmek almak için kullandığım büfelerin kime ne zararı vardı? Her şeyi geçtim “bakkal amca” ile kurulan samimiyetin kaybolması çok üzücüdür. Londra gibi bir metropolde bile köşe başı “off-licence” denilen bakkallar vardır. Büyük zincir marketler ile beraber hayatlarını devam ettirirler. Ana alışverişinizi zincirlerden yaparsınız ama gecenin bir vakti baktınız evde su kalmamış, pijamanızla bir koşu gidip alabildiğiniz bir yer vardır.

Bir aksilik olmazsa yarın (Pazar) günü İzmir’ime dönmüş olacağım. İzmir’de doğmuş büyümüş, ergenliğini Londra ve çevresinde geçirmiş biri olarak bu iki kentin kalbimde yerleri ayrıdır. İzmir’in samimiyeti, özgürlük sevdası ve güzel muhabbeti kıyas kabul etmez ancak kent hayatını daha yaşanabilir ve sürdürülebilir seviyeye getirmek artık şarttır.

Ahmet Nazif Zorlu:

Babadağ’da başlayan yaşam sona erdi

Ahmet Nazif Zorlu uzun yıllardır Ege bölgesi ekonomisine büyük katkılarda bulunmuştur. Kendisini ilk yaklaşık 6 yaşımdayken, son olarak da 35 yaşımdayken görmüştüm; her ikisinde de şıklığı dikkatimi çekmişti. Eleştirilebilecek yanları elbet vardır ancak hem bölge halkına hem de ülkenin geneline sanayi ve tekstil alanlarında muazzam hizmetlerde bulunmuştur. Mekanı cennet olsun.

Y Raporu

Blok görevlisinin her sabah eve gazete getirdiği günleri özlüyorum.

Categories: İki Şehrin Hikayesi

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.