s

Geri geldik: Sosyalcilik soğuk yenen bir yemektir!

Saat başı duyulan “Kod yazmayı öğren” lafı hiçbir zaman sadece bir kariyer tavsiyesi olmadı; aynı zamanda senin hayata ve geleceğine karşı ahlaki duruşunu sorgulayan bir yargıydı. Bir insan nasıl olurdu da “değersiz”olmayı seçebilirdi? Ama işler değişti. Bayram ziyaretlerini çekilmez kılan amcalara kötü bir haberim var: Dünyanın geleceğini kurma ve kurtarma işi sosyal ve beşeri bilim mezunlarına kalmış olabilir.

Bir bayram ziyareti düşünün, uzak akrabalar bir salonda toplanmış. Havadan sudan konuşabilmenin neredeyse nefes alabilmek kadar hayati olduğu dakikalar. Bir amca odadaki sessizliği gençleri rahatsız ederek bölmeyi uygun görür: “Hangi bölümde okuyorsun?” Eğer yanıt bir mühendislik ise özellikle de cümle içinde bilgisayar kullanılmışsa odanın havası yumuşar; akrabalar parçası olmadıkları bir gurur ile gülümser. Ama o cevabın sesi çok daha kısıksa ve dudakların arasından İngiliz edebiyatı, sosyoloji, tarih gibi kelimeler döküldüyse, bunu acıyan gülümsemeler izler. Konuşmak zorunda hissedenler “Olsun” der. Sizi bir barista olarak hayal etmeye başlamışlardır.

Bu yüzden saat başı duyulan “Kod yazmayı öğren” lafı hiçbir zaman sadece bir kariyer tavsiyesi olmadı; aynı zamanda senin hayata ve geleceğine karşı ahlaki duruşunu sorgulayan bir yargıydı. Bir insan nasıl olurdu da “değersiz”olmayı seçebilirdi?

Ama işler değişti. Bayram ziyaretlerini çekilmez kılan amcalara kötü bir haberim var: Dünyanın geleceğini kurma ve kurtarma işi sosyal ve beşeri bilim mezunlarına kalmış olabilir.

Oysa yıllarca bize teknik işlerin garanti bir geleceğin anahtarı olduğu söylenmişti. Mühendis ol, yazılımcı ol; istikbal orada! Özellikle erkekler üzerinde kurulan “ev geçindiren” baskısı, binlerce zihni anlam arayışından koparıp mekanik veri işçisine çevirdi. Sosyal ve insani bilimler, bu baskı yüzünden neredeyse erkeksiz bir alana dönüştü. Erkekleri duygusal kararlardan uzaklaştıran, duyguyu anlamlandırmasını zayıflık sayan, tamamen maskülenliğini ispat çabasında canlılara dönüştüren anlayışın toplum üzerindeki küresel etkisi ise bir başka programın konusu.

Peki, “Kod öğrenin. Kod yazmayan insan mı olur?” çağrılarına yanıt veremediği için her sabah yataktan “Acaba biz insan değil miyiz?” vicdan azabı ile kalkan sosyalciler ne oldu da kıymetlendi?

Şu oldu: Yapay zekâ “ev geçindirme liginde” herkesin önüne geçti. Çalışıyor, üretiyor, değer yaratıyor ve şikayet etmiyor. Sistemin makineleştirmeye çalıştırdığı adamların yerini gerçek makineler alıyor. Alın size maskülenlik.

Tek sığınak: İnsanlaşmak

Ayrıca New York Fed’in son verileri bayram ziyaretlerini daha da tatsızlaştıracak cinsten: Bazı yıllarda Bilgisayar Mühendisliği işsizliği yüzde 6.1’lere çıkarken, mesela Felsefe yüzde 3.2 görünüyor. Bu sadece “YZ geldi işimizi elimizden aldı” gibi klişe bir hikaye değil. Teknoloji dünyasının yöneticileri şu farkındalığa ulaşmış görünüyor: Onlara daha fazla tarihçi, daha fazla edebiyatçı, farklı düşünebilen, sorgulayabilen sosyalci lazım.

Çünkü YZ kod yazmakta o kadar ustalaştı ki şirketlerin asıl ihtiyacı da değişti: İnsanlarla duygusal bağ kurabilecek, ürünü hikayeye dönüştürebilecek ama en önemlisi YZ’nin eğitiminde rol alacak sosyalcilerin yeteneklerine ihtiyaç duyuluyor. Sahte tevazunun mesleki böbürlenmeyle çakıştığı LinkedIn'de teknoloji ve oyun firmaları edebiyat ve sosyal bilimler mezunlarının peşine düşmüş durumda.

150'den fazla şirketi inceleyen bir araştırma da şunu gösteriyor:

YZ’ye en etkin şekilde adapte olan şirketlerde empati eksikliği artıyor. Şirketini verimlilik canavarı bir makine gibi yöneten şirketler ‘iyi fikirler’ üretmekte zorlanıyor; çünkü parlak fikir ve inovasyon aptalca düşünceleri de ortaya atabilmeyi gerektiriyor. Verimlilik ve hız tutkusu içinde bunlara yer yok. Bu nedenle şirketler de artık hibrit zeka denen kavramın peşinde koşmaya başladı. İnsanlaşmış bir YZ’ye; algoritmaya duygusal zekâyı ve etik değer yargılarını ekleyebilecek kişilere ihtiyaç var.

Dünyanın önde gelen ve “etik kaygılı” YZ şirketlerinden Anthropic'in kurucu ortağı ve başkanı Daniela Amodei’nin İngiliz edebiyatı mezunu olmasını bunlardan bağımsız düşünemeyiz. İhtiyaç gerçek.

Çünkü biz insanlar kusurlu ve kolayca dağılabilen yaratıklarız. Duygusalız, hikayelere tutunarak yaşamayı becerebiliyoruz. Sosyalcilerin yıllarca yaptığı için ötekileştirildiği şeyler (hayal kurmak, yazı yazmak, insan ruhunu anlamaya çalışmak gibi) tam bu yüzden artık birer ticari değer haline geliyor. “Rasyonel kararlar" yerine “pek de mantıklı olmayan yaratıcı kararlar” alma yetisi bir rekabet avantajı yaratıyor.

Bu, mühendislik ölüyor demek değil. Sadece sayısalcı olmayanlara bir iade-i itibar var. Bayramlarda ortamı bozmasınlar istiyorsak onlara “empati mühendisleri” de diyebiliriz.

İşin en üzücü tarafı ise bizi bugüne getiren değer ölçme sistemimiz;

*Teknik becerileri yüceltip ödüllendiren ama insani becerilere yapılan yatırımı cezalandıran,

*Bir kitabın maliyetini hesaplayan ama onun getirdiği keyfi ölçemeyen,

*Ölçemediği şeylerin değerinin sıfır olduğunu varsayan bir cetvel.

Sosyalciler bir anda değerli hale gelmedi. Sadece cetvelimiz bozuktu. “Nasıl yapılır?” sorusuna kafayı taktık, “Neden?” sorusunu boşladık. “Bunu yapabilir miyiz?” sorusuna takıldık, “Bunu yapmalı mıyız?” diyecek insanları dışladık. İşin en komik tarafı; YZ devrimi, bu cetveli düzeltecek bir insani devrimi tetikliyor gibi görünüyor. İnsani yanlarımızın değerini keşfetmek için robotlara ihtiyaç duymak da sadece sosyalcilerin yeni nesillere anlatabileceği bir ironi.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.