Fırtınada parayı nereye park etmeli?
Parası olan herkes aynı sorunun cevabını arıyor. Böyle bir ortamda para nereye park edilir?
“Park etmek” deyimi bu dönemleri iyi anlatıyor. Belirsizliğin yüksek olduğu zamanlarda yatırımcıların amacı çoğu zaman paradan para kazanmak değil, varlıklarını korumaktır. Yani risk almak yerine fırtına geçene kadar güvenli bir yerde beklemek.
Güvenli liman kavramı tam da böyle dönemlerde önem kazanır. Güvenli liman, ekonomik kriz, savaş veya büyük belirsizlik dönemlerinde değerini koruması ya da daha az değer kaybetmesi beklenen varlıklardır. Bu nedenle yatırımcılar genellikle altına, güçlü para birimlerine ya da büyük ekonomilerin varlıklarına yönelir.
Son “İran stres testi”nden dolar güçlü çıktı. Dolar endeksi yükselirken ABD para birimi, kriz dönemlerinde değer kazanan Japon yeni ve İsviçre frangı karşısında bile güçlendi. Buna karşılık ABD devlet tahvilleri klasik “güvenli liman” davranışını tam olarak sergilemedi. Artan enflasyon ve kamu borcu endişeleri nedeniyle özellikle Avrupa tahvillerinin getirileri yükseldi. Altın ise oynaklığa rağmen güvenli liman itibarını koruyor.
Jeopolitik risklerin arttığı dönemlerde likidite talebi yükseldiği için dünyanın en likit varlığı olan dolara talep de artar. ABD’nin net enerji ihracatçısı olması da bu eğilimi güçlendirir. Bu yüzden kısa vadeli ABD tahvilleri çoğu zaman ilk akla gelen güvenli limanlardan biridir.
Altın yine parlar mı?
Ancak bu krizde tablo biraz farklı. Devlet tahvilleri beklenen performansı göstermiyor. Örneğin Alman 10 yıllık tahvillerinin getirisi son günlerde yükseldi. Oysa klasik kriz dönemlerinde tahvil fiyatları artar, getiriler düşerdi.
Bu kez farklı davranılmasının nedeni büyük ölçüde enflasyon korkusu. Petrol fiyatlarındaki yükseliş sonuçta bütün ekonomilere daha yüksek enflasyon ve faiz baskısı olarak geri dönebilir.
Nitekim iş dünyası da bu tür şokların aynı anda iki farklı etki yaratabileceğine dikkat çekiyor. Hafta başında CNBC-e’de Şafak Tükle’nin sorularını yanıtlayan TÜSİAD Başkanı Ozan Diren’in ifadesiyle savaş gibi dışsal şoklar “büyümeyi aşağı çekerken enflasyonu yukarı iten” bir ortam yaratabiliyor. Bu da piyasaların neden bu kadar temkinli davrandığını açıklıyor.
Bu nedenle birçok analiz altının yeniden öne çıktığını savunuyor. Altının yönü büyük ölçüde Fed’in politikalarına, doların seyrine ve reel faizlere bağlı. Son yıllarda merkez bankalarının artan altın alımları, küresel borç sorununun büyümesi ve dolar merkezli sisteme yönelik soru işaretleri de altını destekleyen faktörler arasında yer alıyor.
Bu şok farklı mı?
Aslında “güvenli limanlar her krizde aynı olacak” diye bir şey yok. Bir finansal kriz yaşanıyorsa dolar ve ABD tahvilleri öne çıkabilir. Bir enflasyon şokunda altın tercih edilir. Enerji krizlerinde ise enerji ihracatçısı ülkelerin para birimleri güçlenir. Stagflasyon, yani durgunluk içinde enflasyon durumunda da yatırımcıların sığındığı varlık yine altın olur.
Bugünkü kriz ise bu unsurların birkaçını aynı anda barındırıyor. Ortada ciddi bir jeopolitik risk var. Enerji fiyatları yükseliyor. Bu durum enflasyon baskısını artırabilir ve büyümeyi yavaşlatabilir. Hatta süreç uzarsa stagflasyona dönüşme ihtimali bile var. Bu nedenle piyasalarda karmaşık bir tepki görülüyor.
Şimdilik kısa vadede dolar, altın ve kısa vadeli ABD tahvilleri güvenli liman olarak tercih ediliyor. Orta vadede ise altın, emtia ve doların öne çıkması muhtemel görünüyor. En riskli varlık grubu ise uzun vadeli tahviller olabilir.
Mevcut gerilim klasik bir jeopolitik krizden ziyade bir enerji arz şoku yaratma potansiyeli taşıyor. Bu nedenle yatırımcıların refleksi de değişiyor. Piyasa şimdilik kısa süreli bir şok ihtimalini fiyatlıyor gibi görünüyor. Ancak enerji kaynaklı bir kriz uzarsa dengeler hızla değişebilir. Böyle bir tabloda yatırımcıların ilk refleksi yine aynı olacaktır: Fırtına geçene kadar parayı en sağlam limanda bekletmek.
Sende Yorum yap