Bu savaştan Türkiye’nin hiçbir kazancı olamaz
Bu sütunda, 28 Şubat’tan bu yana, sürekli “İran’a karşı ABD-İsrail savaşına ve sonuçlarına dayanarak herhangi bir siyasal konuda hüküm çıkartmak yanlıştır”dedim. Sebebi (a) bu savaş ahlak ve uluslararası hukuka aykırıdır; (b) İran’a verilen askeri zararla ilgili ABD ve İsrail değerlendirmelerine güvenmek yanlıştır. Ama bu değerlendirmeyi, İran’a savaşı gerçekleştirmek ve tüm Orta Doğu’yu yeniden tasarlamak için 40 yıldır çalışan NeoCon’ların araştırma kuruluşu Hudson Enstitüsü’nün bir elemanı yapacaksa, o zaman ne ahlak, ne hukuk ve ne de bilginin önemi kalır.
Zineb Riboua isimli bu elemanın “İran ortadan kalktı; Putin köşeye sıkıştı; meydan Erdoğan’a kaldı!” diye özetlenebilecek yazısından söz ediyorum(shorturl.at/RCdNe). Bir “uzman”, yazısında Türkiye’den “Turkey” diye söz ediyorsa, zaten o yazıya dikkatle yaklaşmak gerekir. Hele bu uzman, merkezi Kudüs’te bulunan Shalem Merkezi’nin kurduğu Tikvah (İbranice “Ümit” anlamına) vakfının bir yöneticisi ise!
Kendisinin Faslı ama Arap değil de Berberi olduğunu hemen her vesile ile belirten bu şahıs, ABD-İsrail savaşının İran’ı yerle bir ettiği, nükleer tesislerinin ve uzun menzilli roket imalathanelerinin yok edildiğini; rejimin “isimden ibaret kaldığını,” onun da bu savaşın sonuçlarını pekiştirecek olan ekonomik gelişmelerle tamamen yok olarak yerini “başka bir şeye” bırakacağını söylüyor. O şey nedir? Onu yazmıyor. Ama bu “şey” sayesinde Türkiye’nin Levant’ta, Türk Dünyası’nda, Afrika kıtasında ve Amerika karşısında “daha geniş rekabet” gücü elde edeceğini ifade ediyor. (Bu batılılara özenen doğuluların Irak-Suriye hattından—mesela Şam-Bağdat bölgesi yerine—“Levant” deme hastalığı da ayrı bir yavanlıktır.)
Zineb hanım, Hamaney’in ve komuta ve kontrol altyapısının yok edilmesi ile Türkiye’nin artık “Tahran’ın füze ve nükleer programları” dolayısıyla bir korkusu kalmadığını savunuyor. Savunuyor da Türkiye’nin bu korku sebebiyle yapamadığı şeylerin neler olduğunu belirtmiyor. İran’dan korktuğu için, mesela Türkiye Irak’ta veya Suriye’de PKK-PYG-SDG terörüne karşı bir şey yapamıyor muymuş? Mesela Türkiye, Dicle’yi kullanarak Irak halkının suyunu kesmek istiyormuş da İran korkusundan kesemiyor muymuş? Ya da İran-Esat ittifakından korktuğu için kendi sınırlarının önünde 30 kilometrelik güvenli bölge mi ilan edemiyormuş?
İki bin küsur kelimelik “değerlendirme” yazacaksınız ve 170 ilkokullu kız öğrencinin katledildiği ABD-İsrail savaşının İran’a ne kaybettirdiğine veya Türkiye’ye ne kazandırdığına dair tek kelime etmeyeceksiniz! Bu her halde, ABD think-tank’lerinin, “tank” işlevleri arasında! Yazının “think” bölümünde ise şu inci var:
“Hem tüm tarafları kınayıp hem de sonrasında yaşanacakların sorumluluğunu üstlenmeye hazırlanan bu ikili tavır, Erdoğan’ın tipik bir davranışıdır. Bu anı farklı kılan ise, kendisine sunulan fırsatın muazzam boyutudur.”
Sunulan “muazzam boyutlu fırsat” her ne ise, anlatmıyor Zineb hanım; ama Erdoğan’ın şu “tipik ikili davranışı” dediği şeye örnek verebilir mi? Körfez ülkelerinin, kendilerini bir saldırıdan koruma için izin verdikleri üslerin, ABD tarafından İran’a ahlak ve hukuk dışı saldırıda kullanılmasını elbette Türkiye de kınadı. İran’ın “ABD üslerini vuruyorum” diye bu ülkelerin kentlerine ve halkına zarar verecek misillemesi de elbette kınandı. İran’a karşı-cevap da Körfez ülkelerinden değil yine ABD üslerinden geldi. Türkiye, hem de “tipik” yani hep yaptığı gibi ikili hangi davranışı sergilemiş?
Baştan sona Siyonist ve NeoCon’cu, Türkiye’ye parmak sallayan bu yazının sahibi bilmeli ki, Türkiye’nin ne “Levant” ile ne Türk Cumhuriyetleri ile “İran’ın devreden çıkması” ile gerçekleştirilmesi kolaylaşan niyetleri vardır. Bu yavan teorileri ısıtan yazının yeni tek tarafı, NeoConların, 40 yıldır bölgedeki dört ülkeyi parçalayıp yeniden kurma hayalinin ABD-İsrail savaşının ta temeli olduğunu itiraf etmesidir.
J.D. Vance ve “Little Marco” göstermezler ama birisi bu yazıyı Trump’a gösterse ne iyi olur!
Sende Yorum yap