212 kilo ve zorbalıklardan psikologluğa! Hiç okula gitmedim, örgün eğitimde okuyamadım

Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr - Bazı hikayeler sadece bir başarı öyküsü değil, aynı zamanda bir varoluş mücadelesidir. Psikolog Gözen Durmuş’un hayatı da tam olarak böyle. Bebeklik döneminde başlayan sağlık sorunları ve ardından gelen kortizon tedavisi, onu henüz çocuk yaşta ‘farklı’ bir bedenin içine hapsetti. Toplumun dar güzellik kalıplarına sığmayan bedeni, onun için uzun yıllar sürecek bir yalnızlığın ve dışlanmanın başlangıcı oldu.
‘Psikoloğum, ama kendimi anlatırken yalnızca mesleğimi söylemek çoğu zaman yeterli olmuyor’ diyen Gözen, “Çünkü benim hikayem sadece bir meslek hikayesi değil, aynı zamanda beden üzerinden yargılanmış, dışlanmış ve buna rağmen hayata tutunmaya çalışan bir insanın hikayesi. Ben hayatımın büyük bir bölümünde örgün eğitim içinde okula gidememiş biriyim. İlkokul, ortaokul ve lise yıllarımı evde geçirmek zorunda kaldım. Birçok insan çocukluk yıllarında okullara gider, dershanelere gider, özel dersler alır. Benim böyle bir imkanım olmadı. Eğitim hayatımın büyük bölümünü evde, kendi başıma çalışarak geçirmek zorunda kaldım. Derslerimi kitaplardan, videolardan, bulabildiğim kaynaklardan öğrenmeye çalıştım. Kısacası ilkokuldan lise seviyesine kadar olan bilgiyi büyük ölçüde kendi kendime öğrenmek zorunda kaldım” şeklinde konuştu.

‘ÇOCUKLUĞUMDAN BERİ DIŞLANMA, YALNIZLIK VE ZORBALIKLA MÜCADELE ETTİM’
Hayatının büyük bir kısmı bedeni üzerinden değerlendirildi. İnsanlar çoğu zaman kim olduğunu, ne düşündüğünü ya da ne hissettiğini merak etmeden önce bedenine baktılar. Bir dönem 212 kiloya kadar ulaştığını dile getiren Gözen, “Bu yalnızca bir sayı değildi. Bu sayı, toplumun sizi nasıl gördüğünü, nasıl dışladığını ve sizi nasıl yaşamın kenarına ittiğini belirleyen bir gerçeklik haline gelmişti. Çocukluğumdan itibaren zorbalık, dışlanma, bakışlar ve yalnızlıkla mücadele ettim. İnsanların sizi uzun uzun süzdüğü, bazen alay ettiği, bazen arkanızdan konuştuğu anlar hayatımın çok erken dönemlerinde başladı. Sokakta yürürken insanların bakışlarını hissedersiniz. Bazen gülüşmeler olur. Bazen arkanızdan sözler duyarsınız. Bir çocuk için bu deneyim çok ağırdır. Çünkü çocuklar kendilerini dünyanın merkezinde hisseder ve başlarına gelen şeyleri çoğu zaman kendileriyle ilgili sanırlar. Ben de uzun süre böyle düşündüm. ‘Bende bir sorun mu var?’ sorusu zihnimde çok uzun süre dolaştı” dedi ve ekledi:
‘BAZEN SADECE DIŞARI ÇIKABİLMEK BİLE BİR DİRENİŞİN HALİNE GELEBİLİR’
Bu süreçte kendi başına yabancı dil öğrenmeye başladı. Merak etti, araştırdı, denedi. Videolar izledi, metinler okudu, kelimeler öğrendi. Zamanla bir dili kendi başına öğrenebileceğini fark etti. Bu Gözen’e çok önemli bir şey öğretti. İnsan öğrenme isteğini kaybetmediği sürece kendine yollar açabilirdi. Yıllar boyunca hayatının büyük kısmı evde geçti ama öğrenme isteği hiç bitmedi. Bir noktada üniversite sınavına girmeye karar verdi. Bu da yine kendi başına verdiği bir karardı. Kurslara gitmeden, örgün eğitim içinde olmadan kendi başına hazırlandı. Okudu, çalıştı, tekrar tekrar denedi ve sonunda psikoloji bölümünü kazandı.
‘Bu benim için yalnızca bir üniversite kazanmak değildi’ diyen Gözen, “Bu, hayatın uzun bir döneminde dışlanmış ve görünmez hissetmiş bir insanın yeniden hayata dahil olmasıydı. Bugün psikolog olarak çalışıyorum ve özellikle beden algısı, zorbalık ve özsaygı konularında insanlara ulaşmaya çalışıyorum. Çünkü biliyorum ki benim yaşadıklarım yalnızca bana ait bir hikaye değil. Bu, birçok insanın sessizce yaşadığı ama çoğu zaman anlatamadığı bir hikaye. Belki de hayatım bana en çok şunu öğretti. İnsanların sizi yok saydığı yerlerde bile var olmaya karar verebilirsiniz. Var olmak bazen büyük bir mücadeledir. Bazen sadece dışarı çıkabilmek, bir kaldırımda yürüyebilmek ya da insanların bakışlarına rağmen başınızı kaldırabilmek bile bir direniş haline gelebilir. Ve ben bugün hâlâ o direnişin içinden konuşuyorum” bilgisini paylaştı.

‘BİR DÖNEM 212 KİLOYA KADAR ÇIKTIM’
Küçük yaşta ebeveynlerini kaybettiğini söyleyen Gözen, “Çocukluk yıllarımda kendimi çoğu zaman yalnız hissediyordum. Ama bu yalnızlık aynı zamanda beni çok gözlem yapan bir çocuğa dönüştürdü. İnsanları izlerdim. Davranışlarını anlamaya çalışırdım. İnsanların neden böyle davrandığını merak ederdim. Belki de psikolojiye olan ilgim biraz burada başladı. İnsanlar neden birbirlerine zarar verebilir? Neden bazı insanlar dışlanır? Neden bazı insanlar kabul edilir? Bu sorular zihnimde çok erken yaşlarda oluşmaya başladı. Kendimi hatırladığımda daha çok sessiz bir çocuk görüyorum. Ama o sessizlik içinde çok yoğun bir düşünme ve gözlem vardı. Bazen çocuklar konuşarak değil, bakarak ve düşünerek büyürler” ifadelerine yer verdi.
Gözen, bebeklik döneminden itibaren sağlık sorunlarıyla mücadele etti. Bu süreçte çok doktor gezildi, çok tedavi arandı. Hastaneler hayatının erken döneminden itibaren tanıdık mekanları oldu. Bir çocuk için hastane ortamı oldukça yabancı ve korkutucu olabilirken, onun için zamanla sıradan bir yer haline geldi. ‘Bu süreç insanın bedenine bakışını değiştiriyor’ diyen Gözen, “Bedeniniz sanki tamamen sizin kontrolünüzde değilmiş gibi hissediyorsunuz. Başkaları sizin bedeniniz hakkında karar veriyor, tedaviler planlıyor ve sizin için en doğru yolu bulmaya çalışıyor. Küçük yaşta bu deneyimi yaşamak insanın kendi bedeniyle kurduğu ilişkiyi de etkiliyor” şeklinde konuştu ve ekledi:

‘SANKİ HAYAT DEVAM EDİYOR AMA SİZ KENARDAN İZLİYORMUŞSUNUZ GİBİ’
‘Bugün geriye dönüp baktığımda o yılları yoğun bir yalnızlık ve utanç duygusuyla hatırlıyorum’ diyen Gözen, “Sokakta yürürken insanların size bakışını hissedersiniz. Dik dik bakarlar. Bazen gülerler. Bazen arkanızdan laf atarlar. Bu tür deneyimler bir süre sonra insanın dış dünyayla kurduğu ilişkiyi değiştirmeye başlar. Bir süre sonra dışarı çıkmak bile zorlaşır. Çünkü sokak sizin için bir kamusal alan olmaktan çıkar ve bir yargı alanına dönüşür. İnsanların bakışları sizi sürekli izliyormuş gibi hissettirir. Bu durum özellikle çocuk ve ergenlik döneminde insanın özgüvenini derinden etkileyebilir” şeklinde konuştu.
Okul ortamı Gözen için o kadar zorlayıcı hale gelmişti ki bir noktada okula devam etmek mümkün olmadı. Hayatının uzun bir dönemini evde geçirdi. ‘Ev bazen bir sığınak gibi hissettiriyordu ama aynı zamanda insanı dünyadan koparan bir yer haline de gelebiliyor’ diyen Gözen, “Çok yalnız kaldım. Sosyal hayatım yoktu. İnsanların çoğu ergenlik yıllarında arkadaşlarıyla dışarı çıkar, yeni deneyimler yaşar. Benim için ise hayat daha çok evin içinde geçen bir süreçti. Bu kiloda yaşamak insanların düşündüğünden çok daha zor bir deneyim. İnsanlar çoğu zaman yalnızca görüntüyü görüyor ama hayatın pratik kısmını görmüyor. Sokakta yürümek zor. Kaldırıma çıkmak zor. İstanbul gibi bir şehirde her yerde yokuş ve merdiven var” dedi ve sözlerine şöyle devam etti:
‘BEN UZUN YILLAR İNSANLARIN BAKIŞLARININ ALTINDA YAŞADIM’
‘Toplumda kadınlık çoğu zaman çekicilikle eşitleniyor’ diyen Gözen, “Eğer toplumun ‘çekici’ kabul ettiği kalıpların dışındaysanız insanlar sizi kadın olarak bile görmeyebiliyor. Benim hayatımda da erkekler tarafından reddedilmek ya da terk edilmek gibi deneyimler oldu. Ama zamanla şunu fark ettim. Bu reddedilme aslında benim kimliğimle ilgili değildi. Bu, insanların dar güzellik algısıyla ilgiliydi. İnsan değeri bir beden ölçüsüne indirgenemez. Toplum sürekli size değişmeniz gerektiğini söylüyor. Ama aslında değişmesi gereken şey toplumun insanlara bakış biçimi” bilgisini paylaştı.
‘Yaşadığım deneyimler insanlara bakışımı kökten değiştirdi diyebilirim’ diyen Gözen, “Çünkü ben hayatın çok erken dönemlerinden itibaren insanların dışarıdan görmediği mücadeleleri deneyimledim. Birine baktığınızda onun yalnızca o anki görüntüsünü görürsünüz. Ama o görüntünün arkasında ne kadar büyük bir hikâye olduğunu çoğu zaman bilemezsiniz. Ben uzun yıllar insanların bakışlarının altında yaşadım. İnsanların size sadece bedeniniz üzerinden bakması, sizi tek bir özelliğe indirgemesi çok ağır bir deneyim. Bu yüzden bugün biriyle karşılaştığımda ilk baktığım şey dış görünüşü değil, o insanın hikâyesi oluyor. Belki de bu yüzden psikoloji benim için yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda bir anlam arayışı. İnsanların görünmeyen yaralarını, anlatamadıkları hikâyelerini ve iç dünyalarını anlamaya çalışıyorum” ifadelerine yer verdi.

‘OKULA GİDEMEMİŞ BİR ÇOCUK OLARAK BÜYÜDÜM’
‘Ben hiç okula gitmedim. İlkokul, ortaokul ve liseyi örgün eğitim içinde okuyamadım’ şeklinde konuşan Gözen, “Hayatımın büyük bir kısmı evde geçti. Ama buna rağmen öğrenme isteğim hiç bitmedi. Kendi kendime çalışarak, okuyarak ve kendimi geliştirerek üniversite sınavına hazırlandım. Sonunda örgün eğitimle psikoloji bölümünü kazandım. Bu benim için yalnızca bir üniversite kazanmak değildi. Bu, yıllarca dışlanmış ve hayatın dışında kalmış hisseden bir insanın yeniden hayata dahil olmasıydı. Bugün hâlâ kendimi geliştirmeye devam ediyorum. Mesleki eğitimlerime, terapi ekol eğitimlerime devam ediyorum. Çünkü ben hayatımın her alanını öğrenmeye ve gelişmeye adamış biriyim. Yaşadıklarım bana şunu öğretti. İnsanların hikâyeleri görünenden çok daha büyük ve çok daha derindir. Bu yüzden mesleğimde en çok önemsediğim şey empati. Empati benim için bir teknik değil, bir yaşam deneyimi” bilgisini paylaştı.
‘Zorbalık yaşayan çocuklara ve gençlere şunu söylemek isterim; Yaşadığınız şey sizin değerinizi belirlemez’ diyen Gözen, "Zorbalık insanın kendisine bakışını çok derinden etkileyebilir. Çünkü çocukluk döneminde insan başkalarının söylediklerini çok kolay içselleştirir. İnsanlar size sürekli aynı şeyi söylediğinde bir süre sonra buna inanmaya başlayabilirsiniz. Ben de uzun süre insanların söylediklerinin doğru olabileceğini düşündüm. Ama zaman içinde şunu fark ettim. İnsanlar çoğu zaman bilmedikleri şeyler hakkında çok rahat konuşabilirler” dedi ve ekledi:

Bugün geriye dönüp küçük Gözen’e bakabildiğinde ona söylemek istediği çok şey olduğunu dile getiren Gözen sözlerini, “O küçük kız uzun süre kendini yalnız hissetti. İnsanların bakışlarından çekindi. Dışarı çıkmak istemedi. Kendini dünyadan uzak tuttuğu zamanlar oldu. Ona şunu söylemek isterdim. Şu an yaşadığın şeyler çok ağır görünüyor olabilir. Kendini çok yalnız hissediyor olabilirsin. Ama bu hikâye burada bitmeyecek. Bir gün insanlar seni yalnızca bedeninle değil, düşüncelerinle ve emeğinle tanıyacak. Bir gün insanların seni dışladığı yerlerde başkalarına destek olan biri olacaksın. Bir gün psikolog olacaksın. İnsanların hikâyelerini dinleyeceksin. Onların yaralarına dokunacaksın. Ve belki de en önemlisi, senin yaşadığın yalnızlık başka insanların yalnız olmadığını hissetmesine yardımcı olacak. Bugün geldiğim noktada şunu çok net görüyorum: Bazen insanın en zor deneyimleri onun en güçlü tarafını inşa eder. Sen kırık, eksik değilsin. Sen sadece farklı bir yol yürüyorsun. Ve o yol bir gün başka insanlara ışık olacak” şeklinde sonlandırdı.
Categories: 212 kilo ve zorbalıklardan psikologluğa! Hiç okula gitmedim, örgün eğitimde okuyamadım
Sende Yorum yap