Yeni nesil DAEŞ tehdidi

Sidney’de Bondi plajında bir baba oğulun gerçekleştirdiği ve 16 kişinin öldüğü saldırı ile Yalova’da 6 DAEŞ’linin öldüğü operasyon arasında benzerlikler var. Bu benzerlikler üzerine Suriye’deki cezaevlerinden kaçan ya da Irak’a nakledilen DAEŞ’liler ile ailelerinin tutulduğu kampların kapatılmasıyla birlikte kafa yormak gerekiyor. En azından TEPAV, Kanada Büyükelçiliği ve Uluslararası Radikalleşme Gözlemevi (URAD)iş birliğiyle düzenlenen, “Değişim Sonrası Suriye’de DEAŞ Tehdidi ve Türkiye’de Radikalleşme/Cihatçı Ağlar/Güvenlik Tehdidi Üzerine Etkileri” başlıklı toplantıdan edindiğim izlenim bu.
Prof. Dr. Serhat Erkmen’in Suriye’de DAEŞ’in Türkiye’ye etkisi ve Prof. Dr. Hilmi Demir’in de örgütün gençlik ve kadın yapılanmaları ile örgütün stratejik dönüşümünü anlattığı toplantıya dair sunumlarında öne çıkanlar özetle şöyle:
- 2019 sonrasında DEAŞ’ın Suriye ve Irak’ta alan kaybetmesiyle birlikte “bittiği” yönündeki iyimser yorumlar, eksik. Örgüt bitmedi, sadece biçim değiştirdi. Halifelik iddiasına dayanan katı ve hiyerarşik yapıdan, daha esnek, daha akışkan bir “ağ modeline” evrildi. Karşımızda tek merkezden yönetilen bir yapıdan ziyade, farklı ülkelerde filizlenen, yerel dinamiklerle beslenen ve çoğu zaman bireyler üzerinden ilerleyen bir yapı var.
- Bu durumun Türkiye’de de tam olarak görülen sonucu “yalnız aktör” eylemlerinin artışı. Büyük, organize saldırılardan ziyade; küçük ölçekli, öngörülmesi zor, çoğu zaman tek kişinin gerçekleştirdiği eylemler… 2017’deki Reina saldırısının ardından örgüt kapasitesinin ciddi biçimde zayıfladığı düşünüldü. 2024’e kadar süren sessizliğin bir geri çekilme değil, yeniden yapılanma süreci olduğu tekrar başlayan saldırılarla ortaya çıktı.
Radikalleşme yaşı hızla düşüyor
- Bugün karşımıza üç farklı eylem modeli çıkıyor.
■ İlki, yabancı bağlantılı ağlar. Santa Maria Kilisesi’ne yönelik saldırı Orta Asya kökenli militan ağlarının Türkiye’de de aktif olabildiğini ortaya koydu.
■ İkinci model çok daha sarsıcı; gençler. Saldırgan profili dramatik biçimde değişiyor. 16-17 yaşındaki gençlerin eylemlerin faili olması, sadece güvenlik meselesi değil, aynı zamanda derin bir sosyolojik alarm. Radikalleşme yaşı hızla düşüyor. Durum Türkiye’ye özgü değil. Avrupa’dan Avustralya’ya kadar geniş bir coğrafyada benzer bir eğilim var. Gençler, kimlik ve aidiyet arayışı içinde dijital dünyanın karanlık koridorlarında yön bulmaya çalışırken, karşılarına çıkan içerikler onları şiddeti meşru gören bir zihniyete sürükleyebiliyor.
■ Üçüncü model ise belki de en karmaşık olanı; aile ve yerel ağlar üzerinden radikalleşme. Tıpkı 14 kişilik Aksoy ailesi ya da Yalova’daki kardeşler örneğinde olduğu gibi aynı evin içinde, aynı mahallede, hatta aynı iş yerinde gelişen bir ideolojik kapanma… Radikalleşme artık bireysel bir kopuş değil, kolektif bir kapanma hâli. Yeni tabloda dikkat çeken diğer unsur da kadınların değişen rolü. Uzun yıllar boyunca örgüt içinde “mağdur” ya da “destekçi” olarak tanımlanan kadınlar artık yalnızca ideolojinin taşıyıcısı değil, doğrudan eylemin parçası. Silah kullanan, çatışmaya giren, hatta radikalleşme süreçlerini yönlendiren aktörler. İdeolojinin aktarımında kritik rol üstleniyorlar.
Dönüşümün arkasındaki güç: Dijitalleşme
Tüm dönüşümün arkasındaki belirleyici unsur ise dijitalleşme. Şiddet artık sadece sahada gerçekleşen bir eylem değil; aynı zamanda bir “içerik”. Görünürlük üretmek, gündem olmak, yayılmak… Tüm bunlar eylemin bir parçası. Kafa kameraları, canlı yayınlar, kısa videolar… Şiddet, dijital dolaşıma uygun bir formata sokuluyor. O yüzden de tehdit, eski tip bir terör örgütünden çok daha farklı.
Fiziki sınırları olan bir yapıdan değil; dijital ağlarla birbirine bağlanan, yerelde filizlenen ama küresel bir dil konuşan dağınık yapılardan söz ediyoruz. Belki de en kritik soru şu: Buna karşı ne yapacağız? Erkmen ve Demir’in ortaklaşa dikkat çektikleri nokta; salt güvenlikçi politikalarla bu yeni nesil tehdidin önüne geçmenin mümkün olmadığı. Çünkü mesele sadece silah değil; zihin. Sadece örgüt değil; aidiyet. Sadece eylem değil; anlam arayışı. Gençlerin boşluklarını doldurmadan, dijital yankı odalarını kırmadan, kadınların ve çocukların dahil olduğu bu karmaşık yapıyı anlamadan atılacak her adım eksik kalacaktır.
Sende Yorum yap