Çocuk ‘hayır’ dediğinde kendi ihtiyacına ‘evet’ der
İlişkilerde farkındalık, iş birliği ve yargısız dili öngören ‘şiddetsiz iletişim’ yeni bir yaklaşım. Eğitmen Büke Koyuncu ile çocuklarla ilişkimizde sınırları korumak, çatışmaları yönetmek ve aradaki bağlantıyı kuvvetlendirmek üzerine neler yapabileceğimizi konuştuk

Şiddetsiz iletişim yaklaşımıyla tanıştığımda, kızım yeni doğmuştu. İlk kez dinlediğim Sura Hart’ın, en zorlayıcı çocukların en iyi öğretmenler olduğunu söylemesi, bende çok büyük bir farkındalık yaratmıştı. Yıllar içinde pek çok eğitime katıldım. İnsanların hem kendi iç dünyalarında hem de ilişkilerinde farkındalık ve iş birliği yaklaşımını esas alan ve yargısız bir dil benimseyen “Şiddetsiz İletişim felsefesi”, Psikolog Marshall Rosenberg tarafından geliştirildi ve bugün dünya genelinde 65’ten fazla ülkede uygulanıyor.
Şiddetsiz İletişim Derneği, 11-12 Nisan’da Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi Bomonti Yerleşkesi’nde, Şiddetsiz İletişim Festivali’nin üçüncüsünü gerçekleştirecek. Festivalde aile, kişisel gelişim, iş dünyası, okul ve toplumsal dönüşüm alanlarındaki başlıklardan biri de “Çocuğumdan hayırı duymak ve bağlantıya dönüştürmek”. Şiddetsiz İletişim Eğitmeni Büke Koyuncu ile çocuklarla ilişkimizde bu konuyu el aldık.
İletişimin olduğu her yerde çatışma da var ama çatışmaya bakışımız genelde olumsuz. Çocuklarımızın “hayır” dediğini duymaya başladığımız andan itibaren bu süreci nasıl yöneteceğimizi bilemiyor ve kaygılanıyoruz. Neden böyle oluyor?
Eğer çocukluğumuzdan itibaren çatışmaların tek kazananı olduğunu öğrendiysek, çatışmayı aradaki bağın kopuşu olarak deneyimlediysek, çatışma olasılığı ortaya çıktığı andan itibaren sesimizi duyuramama, kendimizden vazgeçme kaygısı yaşıyorsak, duygusal ve hatta fiziksel olarak tehdit altında hissediyorsak, çatışmaya duygusal olarak regüle olmuş biçimde yani bir yetişkin olarak girme şansımızı da kaybediyoruz.
Çocuğumuzun “hayır” dediğini duyduğumuzda ne yapmalıyız?
Fark etmek ve merak etmek gerekiyor. ‘Bana ne oluyor’u fark etmek. Bedenimde hangi hisler var, hangi düğmelerime basılıyor? Şiddetsiz İletişimce söylersem “Ne hissediyorum ve bunun arkasında sesini duyurmaya çalışan hangi ihtiyaçlarım var?” Bu soruların cevaplarını araştırmak gerekiyor ve sonra merak etmek. Ya bu çocuğun derdi ne? Ne hissediyor ve neye ihtiyacı olabilir?
Her “hayır”, hayır demek midir?
Her “hayır” aslında “evet” de demektir. Çocuğumuz bizim bir isteğimize “hayır” der. Bunu yaparken aslında bir ya da birden fazla ihtiyacına da “evet” der. Biz dişlerini fırçalamaya gitmesini isteriz, o bu isteğimize “hayır” derken belki oyun, belki hareket, belki bağlantı, belki özerklik ihtiyacına evet der. O gün oyuna yeterince doymamıştır ve o sırada lezzetli bir oyunun ortasındadır. Evde koşuşturuyordur ve diş fırçalamak için durmak istemez. Diş fırçalamaya gitmek yatma hazırlığıdır fakat ona biraz daha biz, bizimle kurduğu bağlantı lazımdır. “Hayır” demekle özerkliğine sahip çıkıyordur, o an ne yapacağı üzerinde söz hakkına sahip olmak istiyordur.

İhtiyaçları görünür kılmak
Çatışmaları nasıl bağlantıya dönüştürebiliriz?
Eğer ben kendi tetiklerimin farkındaysam ve diyaloğa mümkün olduğunca merkezimden başlıyorsam onun duygusunu ve ihtiyacını görebileceğimi varsayıyorum. Eş zamanlı olarak kendi duygu ve ihtiyaçlarımı gözden geçiririm. Dişlerinin sağlığı benim için önemlidir, çünkü onu çok seviyorum ve onu gözetmek önceliğimdir. Ayrıca bu diş fırçalama alışkanlığının küçük yaşta kazanılabileceğini düşünüyorumdur. Yine onun uzun vadede sağlığı ve konforu ön plandadır; gözetme ihtiyacım. Burada kendimize karşı dürüst olmak önemli. Üç dakikalık bir gecikmeye tahammülüm yoksa ki olabilir, burada başka ihtiyaçlar da devrede olabilir. Çok yorgun hissediyorumdur ya da ertesi gün işteki toplantı için çok strese girmiş olabilirim. O dişini fırçalayıp yatacaktır ki ben bir fincan çay içip kendime geleyim: Dinlenme, alan, rahatlama ihtiyaçlarım. Tüm ihtiyaçlar görünür olduysa bağlantı yolu açık oluyor. Her ikimizin de ihtiyaçlarını karşılayacak bir stratejide buluşmaya çalışıyoruz. Burası bir dans gibi; birbirini görerek, çekiştirmeden, birbirinin ayağına basmadan dans etmek. Bir şarkı açmak ve şarkı süresince dans ederek birlikte diş fırçalamak; ona diş fırçalayana kadar 15 dakika daha oyun süresi vermek ve o sırada salonda kendimi o an ona diş fırçalatma baskısından özgürleştirerek bir fincan çay içmek gibi.
Çocuklarla hangi yaş döneminde, nasıl bağlantı kurulur?
Şiddetsiz iletişimden süzdüğüm ve benim de altı yaşındaki kızımla bugüne kadar sonuç aldığım formül şu: Kendi tetiklerinin farkında ol, bunlardan üzerine çalışman gerekenler varsa bunlarla çalış; çocuğun sana “hayır” dediğinde kendine dair farkındalığını canlı tutmaya çalış ve ona dair merakını büyüt, kendi ihtiyaçların konusunda kendine dürüst ol, stratejilerde esnek ve yaratıcı olmaya çalış.
Kendinle bağlantı kurabilmek
Yapamadığımız, bağlantı kuramadığımız, çuvalladığımız zamanlar ne yapacağız?
Olmayabilir, her zaman olmuyor. Bazen duygusal bazen de fiziksel kaynaklarımız tükenebiliyor. Belki istediğim gibi iletişim kuramadım, ortalık iyice gerildi. Kendimle bağlantı kurabildiğim ilk an bakıyorum kendime. Biraz utanç ve suçluluk gelmiş mesela; o duyguları fark etmezsem onlardan kaçmak için hiçbir şey olmamış gibi olayı halının altına süpürebilir ya da kızıma dolaptan koca bir dilim telafi pastası çıkarabilirim. Oysa o duyguları fark eder ve kabul edersem, özen, bağlantı, gözetme ihtiyaçlarımla yeniden buluşabilir ve davranışım için özür diler, çocuğumu yeniden ihtiyaçlar temelinde diyaloğa davet edebilirim. Bunun da çocuklara ilişkiler, iletişim ve çatışma konusunda çok kıymetli bilgiler aktarmak olduğunu düşünüyorum.
Sende Yorum yap