Sana sabırlar dilerim Osman
Attilâ İlhan “Ayrılık Sevdaya Dahil” şiirinde “Ayrılığımızı hissettiğim an demirler eriyor hırsımdan” der. Böyledir, insan sevdiğini kaybettiğini düşününce onu geri isteyen ve tüm benliğini saran bir tutku peydâ olur ilk zamanlarda. Şairin dediği gibi bir yerlere yıldırım olarak düşer seven, sevilen bunu bilmez. Demirleri eritir o ayrılık bilgisi:
“Çünkü ayrılık da sevdâya dahil çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili”
Ne dar zamanlardır değil mi? Ayrılmışsın, bitmiş gitmiş ama bir parçası kalmış geriye. Yakıcı. 39’u sönüp 40.’sı hiç sönmeyen yas mumları gibi. Bitmeyen hesaplaşmalar, ne yapacağı kestirilemeyen bir öfke, hem tarifsiz hem çaresiz bir özlem, intikam duyguları, dibe çöküşler, en cılızından hayat devam ediyor çığlıkları… Evlerden ırak diyesim geliyor. Zaten aynı şiirde Attilâ İlhan da boşuna demiyor: “Ayrılmanın da vahşi bir tadı var / Öyle vahşi bir tat ki dayanılır gibi değil”.
O tadı en iyi anlatan kitaplarından biri de hiç kuşkusuz, Çağdaş Türk Edebiyatı’nın güçlü kalemlerinden Aylin Balboa’nın 2022 yılında İletişim Yayınları’ndan çıkan “Bu Hikâye Senden Uzun Osman” adlı romanı. Kitap, hayat arkadaşından ayrılan bir kadının, ayrılık sürecinde ona yazdığı mektuplardan oluşur. Balboa, Osman’a yazılan mektuplar aracılığıyla sadece bir ayrılık başyapıtı ortaya koymakla kalmaz, bir kadının ayrılık sonrası kendini tamir etme sürecini de ince bir ustalıkla kaleme alır.
Mart ayının en güzel sürprizlerinden biri bu şahane romanın tiyatroya uyarlanışıydı. Yönetmenliğini Salih Usta’nın üstlendiği, dramaturgluğunu Ozan Ömer Akgül’ün yaptığı oyunu izlemeye koşarak gittim. Mutfak, çalışma masası ve koltuğu arasında koşturarak mektupları yazan ise bu defa Şenay Gürler. Göz alıcı bir performansla canlandırıyor ayrılıktan muzdaripkadını. Osman’a yazdığı mektupları seslendirirken, iki de bir ince baharlık hırkasını giyip çıkarıyor. Ayrılığı anlatırken kendi içsel yolcuğunu da aktaran kadının sürekli deri değiştirmesi gibi. O vahşi tadın rüzgârında zaman zaman üşüyüp zaman zaman sıcaklar gibi.
“Ayrılmalıyız Osman” başlıklı ilk mektup “Barışalım mı Osman?” pişmanlığı ile devam ediyor. “Senin Canın Sağ Olsun Osman” kabulünü “Ben Burada Bekliyorum Osman” kararlılığı izliyor. “Hiç Bilmiyorum Osman”a geliyoruz daha sonra, onu takiben “Ben Artık İstemiyorum Osman”. Veda mektubu “Astalavista Osman” ile 20 mektupta tamamlanıyor içsel yolculuk.
Seven bir kadının sevdaya dahil olan ayrılığı içinde nasıl acı çektiğini, ne karmaşık dilemmalara düştüğünü iliklerimize kadar hissettiriyor Şenay Gürler. Yazdığı, yazıp yırttığı, hep yeniden başladığı mektuplar arasında dolaştırırken bizi arada yolumuzu kaybettiriyor. Ama çok çok iyi kullandığı sesi pusula gibi. Bir bakmışsınız, eyvah bu kadın iflah olmaz artık dediğimiz noktada onun büyüyüp serpilmesine ses veriyor usul usul. Oynadığı karakterin yaralarını oyunculuğuyla sarıyor, gözünün yaşını siliyor, kendi neşesini onunla bölüşüyor. Sahnede iki dev kadın oluyorlar, oynayan ve oynanan. Bir de Aylin Balboa, etti üç.
Kadının bir ayrılık üzerinden kendini yeniden inşa edişini, hüzün ve mizah sarmalında anlatan oyunda bir kadının zihninin peşi sıra gitmenin keyfini de sürüyoruz. Daldan dala atlarken, en sağlam çapayı atabilişinin. Zekâsının bal ve zehir damlalarının. Kırılganlığının. Sağlamlığının. Meydan okuyuşunun. Pes edişinin. Yaşama duyduğu büyük iştahın.
Hepsinin toplamı bu kadın. “Dönmeyeceksen de mühim değil, bu duygu bana yeter, senin canın sağ olsun Osman” diyen de o, “Yeşillenmem bir yağmura bakar Osman. Ben artık istemiyorum” diyen de. O kadının zihin kaleydeskobundaki her çiçeği açıyor Şenay Gürler. Oyunu izlemenizi çok isterim. Eğer kitabı okumadıysanız, dört yıllık kaybı kapamanın da tam zamanı.
Son olarak, asla kibirli bir yerden söylemiyorum ama Aylin Balboa’dan sonra Şenay Gürler de gösterdi ki kaybın çok büyük. Sana sabırlar dilerim Osman.
İyi pazarlar.
Sende Yorum yap