Antidepresan kullanımı neden artıyor? Reçeteye sığan ruh sağlığı gerçeği!
Türkiye’de antidepresan kullanımındaki artışın nedenlerini, ilaç odaklı yaklaşımın sınırlarını ve psikoterapinin uzun vadeli etkilerini detaylı şekilde keşfedin.
Türkiye’de antidepresan kullanımı son yıllarda belirgin biçimde arttı. Bugün her 100 kişiden 6’sı antidepresan kullanıyor. Bu artışı sadece ruhsal bozuklukların artmasıyla açıklamak doğru olmaz. Bu artış, aynı zamanda toplumun ne kadar zorlandığını ve ruh sağlığı sisteminin hangi sınırlılıklar içinde çalıştığını da gösteriyor.
Ekonomik kriz, işsizlik, gelecek kaygısı, göç, afetler, kayıplar ve gündelik hayatın ağırlaşan yükü… İnsanlar daha fazla kaygı duyuyor, daha mutsuz ve daha umutsuz hissediyor. Yardım arayışının artması bu nedenle şaşırtıcı değil. Bu tablo bir yandan ruhsal sorunlara dair farkındalığın arttığını, yardım alma konusundaki çekincelerin de bir ölçüde azaldığını yansıtıyor. Ama aynı tablo, başka bir gerçeği daha açığa çıkarıyor: İnsanlar çoğu zaman ihtiyaç duydukları kapsamlı desteğe değil, en hızlı ulaşabildikleri çözüme yöneliyor.
■ İlaç odaklı ruh sağlığı yaklaşımının sınırları
İlaç neden bu kadar merkezde?
Bugün ruh sağlığı hizmetlerinde birçok insan terapiye değil, en kolay ilaca ulaşabiliyor. Reçete almak yaşam öyküsünü, kayıpları, ilişkileri ve travmaları ayrıntılı biçimde konuşmaktan çok daha kolay. Kimi ilaçlar reçetesiz de alınabildiği için, birçok kişi doktora başvurmadan ilaç kullanıyor. Böyle olunca da karmaşık ruhsal sıkıntılar, kısa sürede bastırılması gereken belirtilere indirgeniyor.
Ruhsal sorunlar sadece bireysel biyolojik bir dengesizliğin sonucu değil. Bunlar sosyal baskılar, yoksulluk, yalnızlık, belirsizlik, çaresizlik, güvencesizlik ve taşınamaz hale gelen hayat yükünün bir ürünü olarak da gelişiyor.
Antidepresanlar (ve diğer ilaçlar) bazı durumlarda gerekli, hatta hayat kurtarıcı olabilir. Sorun, onları tek çözüm haline getiren bakış açısı. Çünkü ilaç belirtileri azaltsa da, bu etkinin kalıcı olmadığı biliniyor. Üstelik yanlış, gereksiz ya da kontrolsüz kullanım; yan etkiler yaratabilir, sorunları sürdüren psikolojik süreçlere yönelik daha kalıcı müdahalelerin gecikmesine yol açabilir.
İlaç belirtileri hafifletebilir ama insan ilişkilerindeki kopukluğu, ekonomik sıkışmışlığı, anlam kaybını ya da sosyal baskıların etkisini tek başına ortadan kaldırmaz. Asıl ihtiyaç, belirtileri bastırmanın ötesine geçip insanın yaşamını yeniden yapılandırmasına yardımcı olabilmektir.
■ Psikoterapi ve kalıcı iyileşme süreci
Psikoterapi kalıcı iyileşmenin anahtarı.
İlaç daha kolay ulaşılabilir olsa da araştırmalar, bilimsel temelli psikoterapilerin birçok psikolojik sorunda daha uzun vadeli ve kalıcı yarar sağladığını gösteriyor. Özellikle bilişsel ve davranışçı terapiler (kısaca BDT), pek çok sorunda ilk başvurulması önerilen etkili psikoterapiler arasında yer alıyor. Bu terapiler bazı durumlarda en az ilaç kadar etkili oluyor; ilaçla birlikte uygulandıklarında ise tedavinin gücünü artırabiliyor.
Ne yazık ki maddi ve yapısal engeller, insanların bu tür psikoterapilere ulaşmasını zorlaştırıyor. Birçok kişi psikoterapiyi pahalı buluyor. Oysa etkili psikoterapiler sanıldığı gibi yıllarca sürmek zorunda değil. Çözüm odaklı ilerledikleri ve kalıcı düzelme sağladıkları için, uzun vadede daha güçlü ve daha ekonomik bir seçenek oluşturuyorlar.
■ Toplum ruh sağlığında yeni yaklaşım ihtiyacı
Asıl ihtiyaç: Toplum ruh sağlığı.
Bugünün yaşam koşulları insanı psikolojik olarak zorluyor. Yalnızca ilaca dayalı çözümler kalıcı iyileşme için yetersiz kalıyor. Ruh sağlığını reçeteye sığdırmaya çalıştığımız sürece belirtiler bir süre azalabilir. Ama bu, insanın sağlıklı bir yaşam kurması için gerekli psikolojik güçlenmeyi ve yeni davranış repertuvarları geliştirmesini tek başına sağlamaz.
Türkiye’de ruh sağlığı sisteminin bilimsel etkinliği kanıtlanmış psikoterapilerle desteklenmesi, ilaç odaklı yaklaşımdan iyileşme odaklı bir modele dönüşmesi için büyük önem taşıyor. Ruh sağlığı hizmetlerini güçlendirmek için bu alanda çalışan personelin psikolojik müdahale konusunda eğitilmesi de gerekiyor. Toplum ruh sağlığını gerçekten korumak istiyorsak, sadece reçeteleri değil, insanların yaşadığı hayatı da değiştirmeyi konuşmalıyız.
Sende Yorum yap