İnsanlığın en büyük krizine doğru...


Güney Kore’de insanlar panik halinde çöp poşeti satın alıyorlar.
Japonya’da hemodiyalizde kullanılan plastik tüplerin yetersizliği nedeniyle böbrek yetmezliği olan hastaların tedavi süreçleri risk altında.
Malezya gibi tıbbi eldiven üretiminde önemli bir nokta olan ülkede kauçuk lateks üretiminde kullanılan bir petrol yan ürünü tedarik edilemiyor.
Tayvan’da pirinç üreticileri, vakumlu poşet bulamadıkları için fiyatlarını arttıracaklarını açıkladılar.
Hindistan’da pet şişe su fiyatları fırlamış durumda. Dünyanın en büyük prezervatif ihracatçılarından biri olan ülkede üretim durma noktasında.
Çin’de kumaş üreten fabrikalar polyester yonga fiyatlarının yüzde 50 arttığını söylüyorlar.
Üretim, ambalajlama ve şişelemede petrol türevleri kullanan bira, makarna, cips, oyuncak, kozmetik üreticileri son stoklarını harcıyorlar.
Pandemi döneminde parası olan aşıları alabiliyor, bedeli fakir ülkeler ödüyordu, şimdi parası olanın da ürün bulamadığı bir döneme geldik.
İlk şok yükselen fiyatlardı şimdi fiyata rağmen ürün bulamama riski var, bu dünyanın önemli spor ayakkabı üreticilerini de kapsıyor.
Asya’da üretimin yaşadığı kriz Batı’da arz problemlerine yol açmaya aday ve yapılabilecekler de çok sınırlı.
Uzmanlar plastikte geri dönüşümün tüketime oranla çok sınırlı olduğunu, dönüştürme işlemlerinin maliyetinin 7 kat pahalı olduğunu söylüyorlar.
En kötü olan bilgi şu, savaş bugün bitse ve Hürmüz Boğazı yarın açılsa bile fiyatların ve üretimin normale dönmesi aylar sürecek.
Yaşanan krizin bir sonraki adımda tehdit edeceği sektörler de belli, mobilya yapıştırıcıları, makineler için endüstriyel yağlayıcılar ve boya ve temizlik işlemlerinde kullanılan çözücülerin üretimini yapan firmalardan yakında imdat sesleri yükselecek.
Gübre hammaddesi konusunda yaşanan fiyat artışından cüzdanımızın ve soframızın ne kadar etkileneceğini hasat zamanında daha net göreceğiz.
ABD Başkanı Trump’ın sonuçlarını hesaba katmadan, İsrail’in peşine takılarak başlattığı bir savaşın bedelini tüm dünya birlikte ödüyoruz.
Trump’ın İran’ı taş devrine döndürme tehdidi ne kadar gerçekleşir belli değil ama Asya ve Afrika’da 1929 buhranının yoksulluğu ve 1973’ten sonra başlayan enerji krizinin daha beterinin yaşanmaya başladığının işaretleri gelmeye başladı işte.
Bir narsist ve bir soykırımcının ittifakı dünyaya tahminimizden çok daha büyük bir zarar veriyor…
İran’dan çok İrancı olmak...
Haksızlığa uğradığı, egemenlik haklarına saygı duyulmadığını düşündüğümüz, orantısız bir gücün saldırısına uğramasına üzüldüğümüz bir İran var.
İçimizdeki ezilenden yana olma duygusu, bölgenin kaderinin İsrail’e terk edilmemesi gerektiği yolundaki düşünce, İran’dan yana durmamızı sağlıyor.
Zurna tam da bu noktada garip sesler çıkarmaya başlıyor.
Ekranda, gazetede, İran’ın savaşta mağdur olduğunu ama Tahran’ın bugüne kadar izlediği Türkiye politikalarında da eleştirilecek çok yan olduğunu söylediğiniz an küfür, tehdit ve Siyonist suçlamalarına hedef oluyorsunuz.
Böyle olmaz.
İran, yıllarca PKK terörüne kol kanat gerdi, hastane verdi, kamp olanağı sağladı, Kandil’in terör ağası Cemil Bayık’ı devşirdi.
İran, Türkiye’nin Irak ile yakınlaşmasını sağlayacak Kalkınma Yolu Projesi’ni engellemek adına Bağdat’taki tüm gücünü kullandı.
Irak ve Suriye’deki vekil güçleriyle Türkiye’ye defalarca parmak salladı.
Bu savaşı durdurmak için en büyük uğraşı veren Ankara, ABD’yi durdurmak adına bölge ülkeleriyle birlikte hareket etme planına uymadı. Hava sahamızda düşürülen füzeler olmasa sonra konuşulacak konular diyebiliriz ama bu bizi gerçekten uzaklaştırır.
Bugün İsrail-ABD saldırısına karşı olmak, Tahran ile dayanışma duyguları beslemek Tahran’ın yaptığı hataları yok saymayı gerektirmiyor.
İran’dan çok İrancı olmak yerine her zamankinden çok Türkiyeci olmak gerekiyor.

Stratejisiz iletişim...
İletişim bir bilimdir, strateji olmazsa iletişim olmaz ya propaganda olur ya da kakafoni.
ABD Başkanı Trump stratejisi olmayan, bir konuda taban tabana zıt şeyler söyleyebilen bir profil.
Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile eşi arasındaki yaş farkını konuşması sadece strateji değil diplomasi ve nezaket açısından da yokluk içerisinde.
Bugüne kadar Macron için üzüleceğim hiç aklıma gelmezdi ama Trump sayesinde bu da başımıza geldi işte.
Categories: İnsanlığın en büyük krizine doğru...
Sende Yorum yap