Milliyet ve çocuklarımızı korumak


■ Perşembe günü AXA Sigorta Milliyet Yılın Sporcusu Ödülleri’ni dağıttık.
Bu ödülü vermeye başladığımız 1954 yılında Türkiye’de okur yazarlık oranı yüzde 68’di. Gazetelerin 2 gün sonra gittiği iller vardı.
Bugün okur yazar oranımız yüzde 100’e yakın ama okuma alışkanlığımız 1954’ten geride.
6-13 yaş arası çocuklarımızın günlük ekran süresi 6 saat 40 dakika.
Haftalık sosyal medya kullanım süremiz 25 saat 4 dakika. Oysa dünya ortalaması 18 saat 36 dakika…
Ahmet, Efe, Atlas, akranları tarafından katledilen gençlerimizin isimleri.
Sosyal medyada maruz kalınan şiddetin etkisi üzerine üst üste araştırmalar yayınlanıyor.
Avustralya’da 16 yaş, Fransa’da 15 yaş altına sosyal medya yasaklandı.
Çin, gece saatlerinde gençlerin internet kullanımını tamamen kapatıyor.
Değiştirmemiz gereken şeyler var ve ilk başlamamız gereken şey de ekranın yerine sporu koymak.
“Niye?” diyeceksiniz; çeşitli saha ve klinik çalışmaları, sporun özgüven, zihinsel ve bedensel gelişimle beraber suçun ve bağımlılıkların önüne geçtiğini söylüyor.
AXA Sigorta Milliyet Yılın Sporcusu Ödülleri bizim için gençlerin önüne doğru rol modelleri koyma çabasıdır.

Bir yanda sosyal medyanın fenomen örnekleri diğer yanda şampiyonlar.
Fenomen olmak ya da kalmak, durmadan daha uç davranmayı, daha çıplak, daha pervasız olmayı gerektiriyor.
Ne yaparsanız yapın, bir noktada uçup gidiyor, ‘daha’ların daha fazlasını yapan birileri ortaya çıkıyor.
Buna karşın şampiyonlar adlarını tarihe yazdırıyorlar.
Çocuklarımızın ve gençlerimizin önüne doğru rol modeller koymak zorundayız ki; şampiyonlarımız tam da bunu yapıyorlar işte.
Milliyet Gazetesi, kurulduğu günden bu yana Türkiye için çalışır.
Yarım kalan Çanakkale Şehitler Anıtı’nın tamamlanmasında,
1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nın ardından savunma sanayiinin ilk tuğlalarının konulmasında,
Zap Suyu’na kurulan köprünün ilk harcında Milliyet Gazetesi’nin başlattığı kampanyalar vardır.
Bugün de ülkemize borcumuzu, çocuklarımızın önüne doğru rol modelleri koyarak ödemeye çalışıyoruz.
Bu tek başımıza kazanabileceğimiz bir savaş değil ama sırtımızı dönme, görmezden gelme lüksümüz de yok...
■ Gittiğim yerlerde, katıldığım televizyon programlarında bu sıralar en çok 2025 yılında attığımız bir manşet önüme çıkıyor.
ABD Başkanı Trump’ın göreve başlamasından sadece 19 gün sonra “Sık dişini dünya, 1443 gün kaldı” manşetini atmıştık.
O tarihte Trump, İsrail ile birlikte İran’a saldırmamıştı ama Grönland’ı satın almaktan söz etmişti.
Gazze’yi ABD kontrolünde lüks bir tatil şehrine çevirme fikri seslendirilince, soykırım yaşanan Gazze’ye prezervatif yolladıklarından söz edince, dünya her gün yeni bir gümrük tarifesine uyanınca, Meksika Körfezi’nin adı zorla Amerikan Körfezi olunca, ilk hedeflerden birisi Panama Kanalı’nı ABD topraklarına katmak diye açıklanınca, sağlık komplo teorilerinin en ateşli savunucusu Sağlık Bakanı koltuğuna oturunca, milyonlarca insana devlet memuriyetinden istifa etmeleri için elektronik postalar yollanınca, “Kanada 51’inci eyalet olmalı” açıklaması yapılınca, “Ukrayna’ya yardımın devam etmesi için nadir toprak elementleri bizim olmalı” çıkışı gelince zaten alarm zillerinin çaldığını fark etmiştik.
Bizim için alarm zillerini çaldıran bir başka unsur Trump’ın ilk döneminde İsrail’in yaptıklarıydı. Trump ilk döneminde 1967’den beri Golan Tepesi’nde süren İsrail işgalini tanımış, Kudüs’ü başkent olarak kabul etmişti. Devamının geleceği belliydi, bugün tüm dünya o devamın dertleriyle yüzleşiyor. Mayın temizleme anlaşmalarından çekilmek, tüm yenilenebilir enerji yatırımlarını durdurmak, Afrika başta olmak üzere zor durumdaki insanlara yardım programlarını bir anda durdurmak dahil ilk 19 günün listesine çok şey eklenebilir. “Sık dişini dünya” manşetine bu yaşananlarla karar vermiş, görev süresinin sona ereceği gün sayısını hesaplamıştık. O manşet bugün hâlâ gündemde, halen gittiğimiz yerlerde konusu açılıyor, şimdi tüm dünya gün sayıyor...
■ Milliyet kurulduğu günden bu yana barışı savunur; bu konuda sorumluluk alır, düzenlenen organizasyonlara katılır, ülkelerarası sosyal ve kültürel ilişkilerin gelişmesi için bizzat sorumluluk alır. Barışı savunmanın koşullarından birisi de savaş yanlılarının karşısına dikilebilmekten geçer. Uzun zamandır Güney Kıbrıs’ta yaşananlara dikkat çekiyor, aşırı sağcı Elam’ın yarattığı tehlikeye karşı uyarı görevimizi yerine getiriyoruz. Atina’da da bir karşılığı olmayan Rum Yönetimi Lideri’nin aşırı sağın sırtını sıvazlamasının, onları Rum Milli Muhafız Ordusu ve Rum Polisi içerisinde istihdam etmesinin Ada’yı bir provokasyona açık hale getirdiğine dikkat çekiyoruz. Sadece bu değil, özel güvenlik elemanları yasasının bile aslında Güney Kıbrıs’ta her evi silahlandırma çabası olduğunun farkındayız. EOKA’nın kuruluş yıldönümünde Türk tarafındaki sivillere saldırıyı manşetimize çektik. Birincisi EOKA; Rumların iddia ettiği gibi İngiliz sömürge yönetimine karşı bağımsızlık savaşı veren bir örgüt falan değildir. Rakamlarla yazdık; EOKA, İngiliz askerinden çok farklı düşünen, Ada’nın Yunanistan’a ilhakına karşı çıkan Rum vatandaşını katletmiştir. İkincisi, aşırı sağcı ELAM; sızdığı devlet kadroları ve kullandığı silahlarla yarın sivillere ya da Türk askerine karşı saldırı düzenleyebilir.
Türk Silahlı Kuvvetleri bu tür durumlarda misliyle mukabele eder. Bu aşırı sağcıların, İsrail denetimine girmiş Rum Yönetimi’yle beraber yapabileceklerine karşı tüm dünyanın uyanık olması gerekiyor. Katıldığımız tüm uluslararası platformlarda dile getirdiğimiz bu tehlikeyi, okurlarımızın, güne Milliyet ile başlayan yabancı ülkelerin büyükelçiliklerinin ve elbette Milliyet’i yakından takip eden Yunanistan medyasının gündeminde tutmaya devam edeceğiz.
■ Herkese sağlıklı ve barış dolu bir hafta ve iyi okumalar diliyorum...
Categories: Milliyet ve çocuklarımızı korumak
Sende Yorum yap