Fazla esneklik ne kaybettirir?

Esneklik, çoğu zaman insanın güçlü özelliklerinden biri olarak değerlendirilir. Uyum sağlayabilmek, farklı durumlara kolay adapte olabilmek ve özellikle ilişkilerde anlayışlı kalabilmek, hem bireysel hem de profesyonel yaşamda değerli nitelikler arasında sayılır. Ancak bu esneklik durumu, sınırlarla dengelenmediği takdirde fark edilmeden başka bir şeye evrilebilir.
Bazı durumlarda kişiler, sürecin ilerlemesi, ilişkinin korunması ya da ortamın huzurlu kalması adına neredeyse sürekli olarak anlayış göstermeyi tercih edebilir. Bu tercih, ilk bakışta yapıcı ve olgun bir yaklaşım gibi görünebilir. Bununla birlikte bu esneklik hali hep tek taraflı ilerlediğinde, denge de sessiz sedasız değişmeye başlayacaktır. Bu değişim, çoğu zaman aniden gerçekleşmez, küçük kabullerle, ertelenen tepkilerle ve görmezden gelinen detaylarla ortaya çıkar.
Fazla esnek olunduğunda, sorumluluk dağılımı zamanla tek bir yöne doğru kayma eğilimi gösterir. Başlangıçta geçici gibi görünen aksaklıklar, zaman içinde alışkanlığa dönüşür. Kişi bir süre sonra, aslında hiç de kendisine ait olmayan yükleri taşıdığını fark eder. Bu fark ediş de her zaman o kadar net ve hızlı olmaz, çoğu zaman yorgunluk, isteksizlik ya da içsel bir huzursuzluk hissiyle kendini belli eder.
İşte bu noktada önemli olan, esnekliğin kendisinden çok nasıl ve ne ölçüde kullanıldığıdır. Çünkü esneklik, ancak karşılıklı olduğunda ilişkiyi güçlendirebilir. Tek taraflı kaldığında ise bir tarafın sürekli tolere ettiği, diğer tarafın bu duruma uyum sağladığı bir yapı oluşacaktır. Bu yapı da zaman içinde gözle görülmeyen ama mutlaka hissedilen bir dengesizlik yaratacaktır.
Kimi zaman kişi, iyi niyetle gösterdiği anlayışın sınırlarını fark etmekte zorlanabilir. “Şimdilik idare edeyim”, “Büyütmeye hiç gerek yok” ya da “Zaten bu geçici bir durum” gibi düşünceler, esnekliğin sürdürülmesine vesile olan içsel gerekçeler haline gelebilir. Bu yaklaşım, kısa vadede durumu kolaylaştırıyor gibi görünse de, uzun vadede kişinin kendisine ait olan alanı epeyce daraltabilir.
Fazla esnek olmak, sadece dış dünyayla kurulan ilişkileri değil, kişinin kendisiyle olan bağını da etkiler. Kendi ihtiyaçlarını sürekli olarak erteleyen, sınırlarını yeterince netleştirmekte zorlanan biri, zamanla gerçekten ihtiyaç duyduğu şeyleri ayırt etmekte zorlanacaktır. Bu durum, kişinin kendi merkezinden gitgide uzaklaşmasına neden olabilir.
Bazı durumlarda ise bu esneklik, karşıdaki tarafından bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde farklı algılanabilir. Sürekli tolere edilen davranışlar, zamanla normalleşebilir. Bu noktada ortaya çıkan asıl mesele, çoğu zaman niyetten çok, oluşan düzenin sorgulanmadan devam ettirilmesidir. Çünkü insanlar, genellikle kendilerine açılan alan kadar sorumluluk alma eğilimi gösterirler.
Bu nedenle esneklik, ancak birtakım sınırlarla birlikte var olduğunda daha sağlıklı bir zemin oluşturur. Bazı sınırlar koymak kesinlikle katılaşmak anlamına gelmez, tam aksine, sürdürülebilir bir denge kurma biçimi olduğunu düşünmek daha doğru olur. Kişi sınırlarını fark ettiği zaman hem kendisi hem de karşısındaki için daha net alanlar tanımlayabilir.
Öte yandan bazı durumlar, kişinin tek başına değerlendirmekte zorlandığı bir aşamaya da gelebilir. Tekrar eden döngüler, sürekli aynı yükü taşıma hissi ya da belirgin içsel yorgunluk durumu söz konusu olduğunda, dışarıdan gelen bir bakış açısı süreci daha anlaşılır kılacaktır. Böyle zamanlarda bir uzmandan görüş istemek, durumun daha geniş bir çerçeveden ele alınmasına önemli bir katkı sağlar.
Ve belki de konumuzun en kritik yeri tam olarak burasıdır: Esneklik, sizi büyüten bir alan olmaktan çıkıp, tam tersine küçülten bir hal almaya başladığında, durup bir yeniden bakmanız, durum değerlendirmesi yapmanı gerekir. Çünkü sürekli uyum sağlamak, her zaman güçlü olduğunuz anlamına gelmez. Bazen en güçlü duruş, “Bu kadarı benim için yeterli!” diyebilmektir.
Categories: Fazla esneklik ne kaybettirir?
Sende Yorum yap