s

Ayvansaray Köprüsü

XIX. yüzyıl ortalarında Haliç’in iç kesimlerinde inşa edilen ve kısa süre sonra ortadan kaldırılan Ayvansaray Köprüsü, yazılı belgeler, fotoğraflar ve gravürler sayesinde izlenebilmektedir...

Haliç üzerinde eski dönemlerde yapılan köprüler hakkında çeşitli makalelerin satır aralarında sınırlı da olsa bazı bilgilere rastlanmaktadır. Ancak bu bilgilerin büyük ölçüde rivayetlere dayanması nedeniyle kesin bir bilgiye ulaşmak mümkün değildir. İmparator II. Theodosius döneminde (408-450) şehirde bulunan yapıları anlatan “Notitia Urbis Constantinopolitanae”de Haliç üzerinde yer alan bir ahşap köprüden söz edilir. XIV. Bölge Blakhernai’de bulunduğu ileri sürülen bu köprünün karşı yaka ile bağlantıyı sağladığı düşünülmektedir. Bu köprünün daha sonra kâgir olarak yenilendiği ise yalnızca bir varsayımdan ibarettir.

Haliç Köprüleri

Uzun bir aradan sonra Sultan II. Mahmud döneminde (1808-1839), 1836 yılında iki yakayı birbirine bağlamak amacıyla bir ahşap köprü inşa edilir. Halk arasında “Cisr-i Atik, Azapkapı Köprüsü, Unkapanı Köprüsü ve Kasımpaşa Köprüsü” adlarıyla anılan bu köprüden başlangıçta ücretsiz geçildiği için “Hayratiye” adı verilmiştir. Ancak, 1864 yılından sonra kadınlar ve arabalardan ücret alınmaya başlanması üzerine köprünün adı bu kez “Mahmudiye” olarak değiştirilmiştir. Zaman içinde yenilenen ve yeniden yapılan bu köprüye 1930 yılında “Gazi Köprüsü” adı verilmiş, daha sonra Soyadı Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle birlikte “Atatürk Köprüsü” adıyla anılmaya başlanmıştır.

İki yaka arasında artan ilişkiler ve yoğunlaşan taşıt trafiği, ikinci bir köprünün yapımını gerekli kılmış ve Sultan Abdülmecid döneminde (1839-1861) bu kez Karaköy ile Eminönü arasına yeni bir köprü inşa edilmiştir. “Cisr-i Cedid, Yeni Köprü, Büyük Köprü ve Valide Köprüsü” adlarıyla anılan bu köprü, 1845 yılında hizmete açılmıştır.

Ayvansaray Köprüsü’nün inşası ve kaldırılması

XIX. yüzyılın ortalarında Haliç’in iç kesimlerine doğru üçüncü bir köprü daha inşa edilir ki, günümüzde çok az İstanbullu bir dönem böyle bir köprüye sahip olunduğunu bilmektedir. Hikâyesi satır aralarına sıkışan bu köprünün, iki yaka arasında müşteri taşıyan kayıkçıların hışmına uğrayarak yapılışından on gün sonra yakıldığı da yaygın bir rivayettir.

James Robertson ve Claude-Marie Ferrier’in çektiği fotoğraflar ile Amadeo Preziosi tarafından karışık teknikle yapılan bir resimde görülen bu köprünün, on gün değil en az sekiz yıl kullanıldığı anlaşılmaktadır. Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde bulunan bazı belgeler sayesinde köprü hakkında daha geniş bilgiye ulaşmak da mümkündür.

13 Receb 1275 / 16 Şubat 1859 tarihli bir belgede, İstanbul Haliç’inin temizlenmesi hakkında yayımlanmış olan genelgelerin bir süreden beri yürürlükte olmasına rağmen uygulanmasına yeterince dikkat edilmediği belirtilmektedir. Bundan dolayı Eyüp, Sütlüce, Kâğıthane ve Alibeyköy’e kadar uzanan iki yandaki arazinin toprağının, çamurunun ve bazı gemilerin safralarının limana dökülmesinden dolayı limanın bazı bölümlerinin dolduğu ifade edilmektedir. Ayrıca Ayvansaray ile Piri Paşa iskeleleri arasına yapılmış olan köprünün suların akışına engel olduğundan bahisle bu sorunun çözümü için bazı çalışmalar yapıldığı da bildirilmektedir.

Meclis-i Vâlâ’ya yapılan iki Kaptanlık Makamı başvurusu ve Bahriye Meclisi’ndeki müzakereler neticesinde: “Haliç’in bugünkü durumuna sebep olan şeylerin en büyüğü, Ayvansaray Köprüsü’nün sal üzerine yapılması ve sonradan altına kazıklar çakılmasından dolayı Kâğıthane tarafından gelen çamurlu sulara bir set teşkil ettiği, köprünün iç tarafının fazlasıyla sığlaştığı noktasıdır. Bu köprünün yerinde bırakılması hâlinde, bugünkü durumda kayıkların geçebildiği yerler de kısa süre içinde kapanarak kayık ve mavnaların geçişlerine engel olacağı için bir an evvel köprünün kaldırılmasının gerekli olduğu görüşü dile getirilmiştir.”

Söz konusu belgelerden anlaşıldığı gibi Ayvansaray Köprüsü’nün yapımına muhtemelen en geç 1851 yılı içinde başlanmış ve Mayıs 1852 tarihinde tamamlanmıştır. 1859 yılındaki yazışmalar, köprünün Haliç’in dolmasına neden olduğu için kaldırılması gerektiğini ortaya koymaktadır. 1862 tarihli yazışmalar ise köprünün kaldırıldığını göstermektedir. Muhtemelen 1860-1861 yılları arasında kaldırılan köprünün en az sekiz yıl hizmet verdiği, ancak sürekli tamire ihtiyaç duyması nedeniyle çok da kârlı bir girişim olmadığı anlaşılmaktadır. Bir şehir efsanesi olarak, yapımını takip eden on gün içinde kayıkçılar tarafından yakıldığı söylenen köprünün, aslında oldukça uzun bir süre hizmet verdiği görülmektedir.

Ayvansaray Köprüsü

Ayvansaray Köprüsü ile ilgili en detaylı bilgi, 19 Şubat 1852 tarihli “Journal de Constantinople”de verilmektedir. Gazetenin haberine göre Ayvansaray ile Piri Paşa iskeleleri arasındaki köprünün inşaatı tamamlanmış olup, açılışı için Sultan Abdülmecid’in emirleri beklenmektedir. Bu köprü, şehrin kuzey bölümü ile gözde bir banliyö olan Hasköy’ü birbirine bağlamaktadır. Köprünün inşaatı Mıgırdıç Cezayirliyan tarafından gerçekleştirilmiştir. Köprünün ayakları, dolgular ve oldukça geniş bir alanı kaplayan zeminin taş döşenmesi için 1.000.000 kuruş harcanmıştır. Köprünün gerek Karaağaç gezi alanına gerekse Kâğıthane’ye bağlanması ve özellikle Karaağaç gezinti yerinin Fransa’dan getirilecek cins ağaçlar ile güzelleştirilmesi için ek olarak 750.000 kuruşa daha ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak köprünün yapımında kullanılan farklı türlerden oluşan ahşap salların çeşitli yoğunluklara sahip olması, yer yer sallarda farklı su seviyeleri meydana getirdiği için, düz bir hat olması gereken köprünün alçaklı yüksekli bir görünüm sergilediği ve bunun da estetik açıdan hoş karşılanmadığı belirtilmektedir. Köprünün özellikle su kesiminde farklı türden ağaçların kullanılması ve bunların su emme oranlarının farklı olması da kısa süre içinde çok sayıda tamir görmesine sebep olmuştur.

James Robertson

Bu köprü ile ilgili elimize geçen dört fotoğrafın ikisi Robertson, ikisi ise Ferrier tarafından çekilmiştir. Çekim tarihleri arasında yaklaşık altı yıllık bir zaman aralığı olduğu anlaşılmaktadır. Robertson’un 1854 yılı Mayıs ayında Bayezid Yangın Kulesi’nden çektiği panoramanın ilk karesinin en solunda Ayvansaray Köprüsü belli belirsiz seçilmektedir. Robertson hemen hemen aynı tarihlerde bu kez Eyüp sırtlarından da stereograf bir panorama çekmiş olup, bu çekimin sağdaki karesinde köprü daha net olarak görülmektedir. Her iki açıklık arasında uzanan bölümün su seviyesinin ise tümüyle kapalı olduğu anlaşılmaktadır.

Claude-Marie Ferrier

Ferrier’in 1859 yılında çektiği iki kareden biri, Robertson ile aynı noktadan, Bayezid Yangın Kulesi’nden çekilmiştir. Ferrier’in Eyüp sırtlarından çektiği ikinci karenin ön planında Haliç adalarının bir bölümünün görüntüye girdiği görülmektedir.

Amadeo Preziosi

Preziosi’nin 1853 yılında yaptığı resmin İstanbul’a doğru olan bölümünde, Haliç’in orta kesiminde söz konusu köprü görülmekte. Ayvansaray tarafındaki geçidin oldukça net görüntüsüne karşılık Hasköy tarafındaki geçit görüntüye girmemiş.

Sanatçısı bilinmeyen gravür

Sanatçısı tespit edilemeyen son gravürde Ayvansaray Köprüsü’nün her iki tarafındaki geçitler net olarak belli olmakta. Muhtemelen 1852-1860 yılları arasında yapılan bu gravürde ön planda Eyüp Mezarlığı, geri planda ise Haliç yer almakta.

Bir dönem Haliç’in her iki yakasındaki yoğun Musevi yerleşmelerini birbirine bağlayan bu köprüye “Yahudi Köprüsü” adının verildiğini de hatırlatmak gerekir. İstanbul ile ilgili bilgilerimizi yalnızca yazılı kaynaklardan değil, harita, resim, gravür, fotoğraf gibi görsel kaynaklardan da yararlanarak genişletmemiz ve bu kaynaklarda yer alan bilgilerin gelecek çalışmalar için bize yol göstermesini sağlamamız gerekir.

Köprünün özellikleri

İnşa edilen köprünün uzunluğu 380 metre, genişliği ise 8.40 metredir. Ortada, her iki yandaki 1.50 metre genişliğindeki yaya yolundan demir parmaklıklarla ayrılan 6.40 metre genişliğinde, at ve arabalara ayrılmış geliş-gidiş yolu bulunmaktadır. Bir yenilik ve kolaylık olmak üzere, yağışlı havalarda atların ayaklarının tutunabileceği şekilde döşeme tahtaları hafifçe çıkıntılı olarak yerleştirilmiştir. Bu buluşun İmparatorluk Tersanesi çalışanlarından M. Vasis Janide tarafından düşünüldüğü belirtilmiştir. Ayvansaray’daki (Azapkapı) eski köprünün de onarılarak uygun bir biçimde bu yeni köprüye bağlanması arzu edilmektedir.

22 Haziran-28 Ağustos 1862 tarihleri arasında İstanbul’da bulunan Théophile Gautier de söz konusu Ayvansaray Köprüsü’nden söz etmektedir. “Ertesi gün gezintilerime devam ederek Haliç’in sonundaki Avrupa Tatlı Suları’na gittim. Yakınlarda biten, sonuncusu zengin bir Ermeni tarafından yaptırılan üç gemi köprüsünden geçtikten sonra, amber balığı ya da balina iskeletini andıran gemi iskeletlerinin yığıldığı hangarlardan oluşan deniz tersanesinin önünden geçerek, Eyüp, Cydaris ve Barbyses’in ağzını ayıran küçük adalara vardım…”

Leonardo da Vinci’nin Haliç Köprüsü tasarımı

Haliç üzerinde yapılması düşünülen, hakkında bir çizim bulunmasına rağmen nasıl ve nerede inşa edileceği konusunda net bilgi bulunmayan köprülerden biri de Leonardo da Vinci tarafından tasarlanan, tek açıklıklı, muhtemelen kâgir bir köprüdür. Söz konusu çizimde belirtilen köprünün en az iki yüz metrelik bir açıklığa sahip olması gerekmektedir. Dönemin inşaat teknolojisi göz önüne alındığında bunun pek de mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle söz konusu köprünün Haliç üzerinde değil, Kâğıthane Deresi üzerinde yapılmasının düşünülmüş olabileceği ya da şehri yeteri kadar tanımayan Leonardo da Vinci’nin geçilmesi gereken açıklık ve su derinliği konusunda yanılmış olabileceği akla gelmektedir.

Categories: Ayvansaray Köprüsü

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.