s

Çamur yoğur, izi kalmasın!

Steve Jobs'a Apple’ın iPad'i çıkardığı dönemde sormuşlardı: “Çocuklarınız iPad kullanıyor mu?” 'Hayır' demişti, “Evde teknolojiyi sınırlıyoruz.” Peki biz ne yapıyoruz? Bebek ana rahmine düşer düşmez Bağcılar’dan taksitle tablet alıyoruz. Çocuk geri kalır diye.

Silikon Vadisi’ndeki Waldorf Okulu'nun yıllık ücreti 38 bin dolar. Tablet yok, bilgisayar yok, akıllı telefona yaş sınırları var. Çocuklar çamur yoğuruyor, ip atlıyor, tahta oyuncak yapıyor. Veli listesine bakıyorsun: Apple, Google, Meta’nın havalı yöneticileri.

Steve Jobs'a Apple’ın iPad'i çıkardığı dönemde sormuşlardı: “Çocuklarınız iPad kullanıyor mu?” "Hayır" demişti, “Evde teknolojiyi sınırlıyoruz.”

Peki biz ne yapıyoruz? Bebek ana rahmine düşer düşmez Bağcılar’dan taksitle tablet alıyoruz. Çocuk geri kalır diye.

Medeni ülkelerin mutsuz gençleri

Yakın zamanda iki şey oldu:

1. Dünya Mutluluk Raporu 2026 yayınlandı: Raporun bu yıl özel odağı sosyal medyanın mutluluk üzerindeki etkisi. 147 ülkenin verisi derlendi. Şaşırtmayan kısım şu: Finlandiya dokuzuncu kez zirvede. Ancak beklenmedik bir veri ortaya çıktı. 25 yaş altı nüfusun mutluluğu sıralamasında ABD, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda 136 ülke arasında en sonlara gerilemiş durumda. (122 ile 133 arasındalar)

2. Los Angeles'ta bir jüri Meta ve Google'ı 20 yaşındaki bir kadının ruh sağlığına verdikleri zarardan dolayı sorumlu buldu. 6 milyon dolar tazminat.

İki benzer hikaye. Biri verilere, diğeri gözyaşlarına dayanıyor.

Dünyanın en zengin, en “gelişmiş” ülkelerindeki genç insanlar son yirmi yılda mutluluk sıralamasının dibine doğru hızla kayıyor.

Evrensel değil coğrafi

Şimdi konunun merkezine geliyorum. 47 ülkede 270 binden fazla öğrenci üzerinde yapılan analize göre günde 7 saatten fazla sosyal medyada vakit geçiren gençlerin mutluluk seviyesi, günde bir saatten az kullananlara göre çok düşük. Kız çocukları için bu fark daha da belirgin.

“Yahu ne var bunda, biliyoruz sosyal medya gençlere zararlı” diyebilirsiniz. Ama raporda farklı bazı noktalar var. Dünyanın geri kalanında (küresel nüfusun yüzde 90’ını kapsayan bölgelerde) gençler 2006-2010 dönemine göre çok daha mutlu. Yani sosyal medyanın yarattığı mutsuzluk evrensel değil. Coğrafi.

Ama rapor bu farkları anlamak için dağlara, ovalara, alüvyonlara bakmıyor, platform türlerini inceliyor. Latin Amerika'da yapılan araştırma özellikle dikkat çekici: İnsanları birbirine bağlamak için tasarlanmış platformlardan çok, algoritmanın peşinden koşturup bizi sonsuza kadar aşağı kaydırtan mecraların mutlulukla negatif bir ilişki yarattığı görülüyor. Evet, Bogota’da bir gencin WhatsApp grubunda arkadaşlarıyla buluşma planı yapması da, Ohio'da bir ergenin 4 saat boyunca TikTok kaydırıyor olması da ekran faaliyeti. Ancak bu iki eylemin sonucu mutluluk endeksinde çok farklı.

Biliyorlardı, biliyoruz

Şimdi Los Angeles'a geri dönelim. Kaley adında 20 yaşında bir kadından bahsediyoruz. 6 yaşında YouTube kullanmaya başladı, 9’unda Instagram'a geçiş yaptı. Sonuç: Depresyon, kaygı, kompulsif platform kullanımı. Kaley’in avukatları; Instagram ve YouTube algoritmasının kasıtlı olarak bağımlılık yaratmak üzere tasarlandığını iddia etti. Jüri’yi (büyük ihtimalle akşam eve gidip TikTok batağına düştükleri için) buna ikna etmek çok zor olmadı. Bir jüri ilk kez bu şirketleri (Meta'yı yüzde 70, Google'ı yüzde 30 oranında) çocuklara verdikleri zarardan sorumlu tuttu.

Tabii ki gençlerin mutsuzluğu ile algoritmalar arasındaki ilişkiye “korelasyon nedensellik değildir” diye itiraz edenler olacaktır. Anlaşılabilir bir itiraz. Ancak en azından elimizdeki şu soru bize yolu gösteriyor: Silikon Vadisi’nde algoritmayı yaratan adamlar çocuklarını neden ekrandan koruyor? Hamburgercinin CEO’su kendi çıkardığı ‘ürünü’ ısırmaya neden çekiniyor? İçinde milyon tane katkı maddesi olan paketli gıdaları üretenler kendi çocuklarına neden organik kinoa cipsi yediriyor?

Bildikleri bir şey var. Raporlardan, PISA verilerinden, jüri kararlarından önce biliyorlardı. Çocuklarını okula çamur yoğurmaya göndermeden önce de biliyorlardı.

Biz de biliyoruz aslında. Çocuğumuza, ‘Yeter artık, bırak o telefonu” derken biliyoruz. “Ama baba 5 dakika daha” kavgası verirken biliyoruz. Gece uyumadıkları için sabah hayalet gibi okula gönderdiğimiz için biliyoruz. Ama sorun şu ki; bir bağımlı, bir diğer bağımlının sorununu çözemez.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.