Yeni kaderimiz: Sandviç kuşak
Belli bir yaştan sonra telefonunuz daha çok başkalarının ihtiyaçları için çalmaya başlıyor. Sabah çayınızı içerken gelen aramalardan biri çocuğunuzun okulundan oluyor. Diğeri anneniz ya da babanızla ilgili.
Bir yanda okul taksiti, servis parası, bitmeyen ihtiyaç listeleri; öbür yanda ilaç saati, tahlil sonucu, hastane randevusu. İnsan daha güne başlamadan iki ayrı kuşağın derdiyle meşgul olmaya başlıyor.
İşin zor tarafı da burada başlıyor. Çoğu kişi, bütün bunlara yetişememeyi kendi eksikliği sanıyor. Sanki biraz daha planlı olsa, biraz daha erken kalksa her şey düzelecekmiş gibi düşünüyor. Oysa sorun sizde değil. Sorun, geçmişte daha istisnai olan bu hayat halinin bugün giderek yaygınlaşmasında.
Eğer siz de hem çocuklarınıza hem de yaşlanan anne babanıza aynı anda yetişmeye çalışıyorsanız, artık adı konmuş bir toplumsal durumun içindesiniz.
Bunun adı “sandviç kuşak”.
Eskiden bu kavram, çok küçük çocuğu olan ve aynı zamanda yaşlı anne babasının ihtiyaçlarıyla ilgilenen orta yaşlıları anlatmak için kullanılırdı. Şimdi ise hayatın ritmi değişti. Çocuk sahibi olma yaşı yükseldi. Anne babalar daha uzun yaşar oldu. Çocuklar daha uzun süre desteğe ihtiyaç duymaya başladı. Böyle olunca da orta yaş, eskiye göre çok daha uzun süren ve ağırlaşan bir sorumluluk dönemine dönüştü.
Üstelik mesele artık yalnızca küçük çocuklarla sınırlı değil. Üniversiteyi bitirmiş ama iş bulamadığı için ailesiyle yaşamak zorunda kalan gençler var. Kendi kararlarını almakta, tek başına hayat kurmakta zorlananlar var.
Duygusal olarak hâlâ aileye yaslanan, en küçük sarsıntıda yeniden eve dönen yetişkin çocuklar var.
Yani “bakım” dediğimiz şey artık sadece yemek yapmakla, doktora götürmekle ya da ilaç takibiyle bitmiyor. Bazen para veriyorsunuz, bazen yol gösteriyorsunuz, bazen de dağılmasın diye bütün yükü sessizce siz taşıyorsunuz. Bazı evlerde anne babalık bitmiyor, sadece şekil değiştiriyor.
İşin bir başka zor yanı da şu: Bu yük çoğu zaman görünmediği için, doğal kabul ediliyor. Hele kadınlar açısından. İki ayrı kuşağın ihtiyaçlarını aynı anda gözetmek, duygusal gerilimleri birlikte taşımak hâlâ büyük ölçüde kadınların omzuna kalıyor. Bu yüzden “sandviç kuşak” meselesi, aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin de bir parçası.
Türkiye’de bu tablo daha sert hissediliyor. Çünkü bizde bakımın asıl kurumu devlet değil, aile. Yaşlılıkta, işsizlikte, hastalıkta hep önce aile devreye giriyor.
Hayat sendelediğinde insanı ilk tutan el çoğu zaman kamudan değil, aileden geliyor.
Bu dayanışma elbette çok kıymetli. Ama sorumluluklar dönüp dolaşıp hep aynı kuşağın, çoğu zaman da aynı kadınların omzuna biniyorsa, orada sevginin yanı sıra sessiz bir mecburiyetten de söz etmek gerekiyor.
Üstelik bu baskı sadece ekonomik değil, zihinsel ve duygusal bir yük de yaratıyor.
İnsan bir yandan çocuğunun geleceğini düşünürken, öbür yandan da anne babasının yaşlanmasını izliyor.
Bir tarafta hayat yeni başlıyor, öbür tarafta yavaş yavaş eksiliyor. Aynı gün içinde hem umut hem de kaygı taşımak kolay değil. Belki de sandviç kuşağın asıl yorgunluğu burada birikiyor.
Peki ne yapmalı?
Bunu sadece “Geç çocuk yaptım, şimdi başım sıkıştı” diye açıklayamayız. Karşımızda bireysel tercih hatasından çok daha büyük bir mesele var. Bu; yeni toplumsal düzenin, orta yaşlı kuşağın omzuna yüklediği bakım baskısı.
Bu yüzden bakım meselesini, ailelerin kendi imkânlarıyla çözmesi beklenen özel bir sorumluluk gibi görmekten vazgeçmemiz gerekiyor. Kurumsal destek şart.
Yaygın ve erişilebilir kreşler, yaşlılar için gündüz bakım evleri, anne babanız hastalandığında rahatça izin kullanabilme imkânı ve gerçekten uygulanabilir esnek çalışma saatleri olmadan bu yük hafiflemez. Ve en önemlisi, bakımın yalnızca kadının görevi olmadığını kabul eden daha adil bir düzen kurulmadan bu mesele çözülmez.
Mesele; yalnızca birkaç ailenin yaşadığı özel bir sıkışma değil. Giderek daha geniş bir kuşağın gündelik hayatı böyle akıyor.
Sabah çayınızı elinize aldığınızda, gün yine başkalarının ihtiyacıyla başlayacak.
Belki çocuğunuz, belki anneniz ya da babanız için. Belki de aynı anda hepsi için.
Bugün iki kuşak arasında koşturan bu insanlar, aslında sadece kendi ailesini ayakta tutmuyor. Hepimizin görmezden geldiği bir boşluğu da kapatıyor.
Categories: Yeni kaderimiz: Sandviç kuşak
Sende Yorum yap