Orban mı kaybetti, Trump ile Netanyahu mu?
Bu hafta Macaristan’da Peter Magyar’ın Saygı ve Özgürlük Partisi (Macarca kısaltması ile Tisa Partisi), 16 yıldır iktidarda olan Başbakan Viktor Orban’ın Yurttaş İttifakı (FİDES) partisini oyların yüzde 53’ünü alarak yendi. Sadece ülkemizde değil, hemen hemen her ülkede, hatta Amerika’da bu seçimlerden alınacak dersler konulu yazılar, televizyon tartışmaları yapılıyor. Yakında bu konuda kitaplar da yazılırsa, şaşırmamak gerekir.
İfade edilen görüşlerin hemen hepsi, Orban’ın uzun başbakanlığına işaret ederek, halkların benzer durumdaki yönetimlerden nasıl “kurtulacağı” üzerinde odaklanıyor. Uluslararası laflar dönüp dolaşıp 26 yıldır işbaşında olan Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin üzerinde oluyor; Türkiye’de ise Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan. Bu arada çok partili demokratik seçimler yapılmayan ülkelerde 30-40 yıldır işbaşında olanlarla ilgili fazla bir tartışma yok! Ama Rusya ve Türkiye, “seçimleri sürekli kazanan” liderlerin ülkesi olarak kaydediliyor.
Rusya’da seçimlerin ne kadar çok adaylı ve serbest cereyan ettiği tartışılabilir. Ama Türkiye’deki seçimlerin adil ve eşit koşullarda yapıldığına kimsenin itirazı olmaz, olamaz. Orban’ın yönetim tarzına yöneltilen çok eleştiriler olmakla birlikte, onun dört kere seçim kaybettiği ve daha sonra yeniden kazandığı dikkate alınırsa, Macaristan’da da parlamento seçimlerinin serbest ve adil olduğuna da kimse itiraz edemez.
Önceki gidip-gelmelerden sonra, 2010’dan itibaren sürekli kazanma dönemine girmiş olan Orban’ın gerçekten de bu seçimleri kaybetmesi, iyice irdelenmesi gereken bir siyasal gelişme oldu. Üstelik, geçen hafta ABD ile İran arasında 47 yıldır ilk kez yapılan doğrudan görüşmelerde Amerika’yı temsil eden ABD başkan yardımcısı J.D. Vance, seçim kampanyasının son haftasında Macaristan’a giderek, ülkesinin ve tabii Başkan Donald Trump’ın Orban’a olan desteğini bizzat ifade ettiği halde! Bu arada hem AB hem de NATO üyesi olan Macaristan’ın başbakanının, bu iki kurumla çekişmeli Rusya lideri Putin’in “en iyi dostu” diye nitelendiğini de hatırlayalım.
Böyle, he iki tarafın desteğine sahip ve geçen yıldan bu yana yapılan bütün kamuoyu yoklamalarının galibi Orban, nasıl oldu da bu seçimi kaybetti? Bazılarının lafı döndürüp dolaştırıp getirdiği “Benzeri liderlerin de seçimleri kaybetmesi için ne yapabiliriz?” sorusunu da sorabiliriz.
Seçimleri kazanan Tisa ile kaybeden Fides’in siyasal yelpazede aynı dilimde yer alan Hristiyan milliyetçi, AB ve NATO üyeliğinde yana partiler olduğu da dikkate alınırsa, Orban’ın seçimi kaybetme sebebi önem kazanıyor.
Bu sorunun cevabını arayan Amerikalıların işaret ettiği bir gerçek var, ki bence Orban’ın seçim kaybetmesinde ana etkin unsur odur: Orban, bilinmedik, anlaşılması güç bir saikle, sadece Trump’ın değil fakat aynı zamanda İsrail’in soykırımcı başbakanı Netanyahu’nun da dostu oldu çıktı; seçimlerde Trump’la birlikte Netanyahu’nun ve tüm Siyonist cephenin, Siyonist milyarderlerin desteğine ve para yardımına sahipti. Rakibi Peter Magyar ise AB’nin yarım ağızla da olsa son zamanlarda ifade ettiği “Ama artık İsrail de çok oldu!” çizgisinden çok ilerde idi. Genç Peter Magyar, önce Filistin, sonra İran’ı yok etme fikrinin temsilcisi olarak gördüğü Netanyahu’nun Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (ICC) yargılanarak hapse atılması gerektiğini açıkça ifade etmiş bir kişiydi.
Orban, ülkesini ICC’den çekmişti; Magyar şimdi mahkemeye yeniden üye verecek. Özetle, Magyar ve partisi, Siyonizmin ve soykırımcı İsrail yönetiminin kuklası olan Trump’tan, onun Macaristan’daki temsilcisi Orban’dan kurtulmak isteyenlerin oyunu aldı. Macarlar, ABD’nin değil Netanyahu’nun çıkarına hizmet eden Trump’dan kurtulmak isteyen ve “Kral İstemiyoruz” diye aylardır sokakları dolduran Amerikalı gençleri desteklediler.
“Orban nasıl kaybetti?” diye dövünüp, mesela Türkiye için sonuç çıkartmak isteyenler, önce kaybedenin Orban’dan çok, ona destek veren Trump ile Netanyahu olduğunu görseler, daha hızlı sonuca ulaşırlar.
Sende Yorum yap