s

Doğu Londra’nın yeni VveA müzesi

Doğu Londra’da Stratford’a her gelişimde aklıma aynı soru geliyor.

Bir şehir yeniden var edilebilir mi?

İlk kez geçen yıl V&A East Storehouse’u gezdiğimde bu sorunun cevabını kısmen almıştım.

Raflara dizilmiş yüz binlerce obje ve restorasyon masalarının ardındaki titiz emek dikkat çekiyordu.

Burası bir müze değil, bir müze arşiv deposu.

Koleksiyon saklanmıyor, ziyaretçiler koleksiyondaki eserlerden istediklerini seçip birebir inceleyebiliyor.

Şimdi ise hemen birkaç adım ötesinde V&A East Museum dün basın ön izleme günüyle açıldı.

Uzun zamandır heyecanla beklenen müze, daha ilk andan itibaren iddiasını ortaya koyuyor.

Beş katlı yapı, İrlandalı mimarlık ofisi O’Donnell + Tuomey imzası taşıyor.

Dışarıdan bakıldığında sade, hatta geri planda kalmayı tercih eden bir bina, içeri girildiğinde ise ışıkla kurduğu ilişki ve katlar arasındaki akışkanlıkla ziyaretçiyi içine çeken bir kurgu.

Girişte sizi karşılayan Thomas J Price’ın heykeli, daha ilk saniyede bu mekanın eşit temsil meselesine ne kadar önem verdiğini anlatıyor.

Müzenin kalbi ise şüphesiz açılış sergisi ‘The Music is Black: A British Story’.

125 yıllık bir kültürel hafızayı özetleyen bu sergi, sadece müzik tarihini değil, Britanya’nın toplumsal dönüşümünü de okuyor.

Stormzy’nin Glastonbury’de giydiği ve Banksy tarafından tasarlanan ikonik yelek, Joan Armatrading’in çocukluk gitarı, Sade ve Seal gibi isimlerin sahne kostümleri birer obje olmaktan çıkıp bir dönemin ruhunu taşıyan tanıklara dönüşüyor. Jungle’dan Grime’a uzanan müzik türleri üzerinden anlatılan hikâye, Londra’nın çok katmanlı kimliğini gözler önüne seriyor.

Ama bu müzeyi önemli kılan sadece sergileri değil.

‘Why We Make’ başlıklı kalıcı galeriler, V&A koleksiyonundan seçilen 500’den fazla objeyi alışılmışın dışında bir yaklaşımla bir araya getiriyor.

Yinka Ilori’nin renkli dünyası, Alexander McQueen ve Vivienne Westwood gibi isimlerin moda üzerinden kurduğu anlatılar, farklı dönem ve coğrafyaları aynı masa etrafında buluşturuyor.

Burada kronoloji değil, fikirler konuşuyor.

Aslında Storehouse ile Museum arasındaki ilişki de tam burada anlam kazanıyor.

Biri koleksiyonu halka açıyor, diğeri o koleksiyondan hikâyeler anlatıyor.

Biri sizi nesnelerin arasına bırakıyor, diğeri o nesneler üzerinden bir bakış açısı öneriyor.

Bu ikili yapı, müzeciliğin geleceğine dair güçlü bir model sunuyor.

Tüm bunların gerçekleştiği yer ise Queen Elizabeth Olympic Park’ın kalbinde yükselen East Bank.

BBC stüdyolarından Sadler’s Wells East sahnesine, University College London kampüsünden London College of Fashion’a uzanan bu hat, Stratford’u Londra’nın yeni kültür merkezine dönüştürüyor.

Bir zamanlar yalnızca alışveriş merkeziyle anılan bu bölge, bugün üretimin, eğitimin ve sanatın kesişim noktası.

Bu dönüşümün arkasında ise güçlü bir kamu iradesi var.

Londra Belediyesi’nin yüz milyonlarca sterlinlik yatırımı ve Sadiq Khan’ın kültürü kalkınmanın merkezine koyan yaklaşımı, bu projeyi mümkün kılan temel unsur.

Kültür yatırımı çoğu şehirde lüks olarak görülürken, Londra bunun tam tersini savunuyor.

Kültür, ekonomik büyümenin ve toplumsal dönüşümün anahtarı diye bakıyor.

Stratford’da bugün gördüğümüz şey tam olarak bu.

Müzeler sadece eser sergilemiyor, bir bölgenin kaderini değiştiriyor.

Yeni iş alanları yaratıyor, gençleri çekiyor, şehrin çeperini merkeze dönüştürüyor.

V&A East sadece yeni bir müze değil.

East Bank, bir fikrin, bir vizyonun somut hali, her büyük şehre örnek olmalı.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.